Has Kullar

Kardeşçe Bir Davet!

Rahman’ın huzurunda buluşana dek, tüm kötülere ve kötülüklere rağmen ‘Has Kullardan’ olmak için yaraşır bir gayrete var mısınız?

Has Kullar:
1-Her gün mutlaka kolayına gelen kadar Kuran okur ve içinde geçen hüküm ayetlerini hayatına geçirir.

2- Hala bilmiyorsa şirkin ne olduğunu hemen şimdi öğrenir ve hayatına geçirir.

3-Şu andan itibaren kötü duygu ve düşüncelerini hayra çevirecek doğru ve pozitif kararlar alır ve uygular. Kısaca her an şeytanla mücadele de olduğunu bilir ve kazanır.

4- Yapacağı her işte, söyleyeceği her sözde Allah’ın hoşnutluğunu gözetir.

5-İyiliğe daha güzeli ile karşılık verirken, kötülüğe ise iyilikle karşılık verir. (Barış ortamında)

6-Emrolunduğu gibi yaşarken kimin ne dediğine aldırmaz, kınayıcının kınamasından etkilenmez.

7-Herkesten ve herşeyden çok Rabbini sever.

8-Herkesten ve her şeyden çok Rabbinin ruzasını kaybetmekten korkar.

9-Her girdiği yere rahmet olur, zahmet değil.

Hatice Dilek Öztürk

Akıllı İnsan Avcısı Olmak!

AKILLI İNSAN AVCISI OLMAK!

Akıllı insan avcısı olmak gerek kardeşler!

Sevmek ve kıymetini bilmek için elbette.

Yiyip bitirmek için değil.

İnsan bazen nasılda kendine yazık eder değil mi?

Hatta en çok kendine yazık eder desek, abartı olmaz.

Öyle ya eylemlerimizden bizden daha fazla kim,

Ya da kimler etkileniyor ki?

Doğrusu iş bu dünya ile de sınırlı kalmayacak.

Ne ekersek onu biçeceğiz yani.

Öyleyse gelin sizinle doğru oturup, doğru konuşalım!

Doğrularda buluşalım!

Doğruyu paylaşabildiklerimizin kıymetini bilip,

Bindiğimiz dal olmadıklarına göre kırmayalım!

 

İnsan insana neden hata yapar ve acı çektirir hiç düşündünüz mü?

Sevmediği için!

İşkence etmek istediği için!

Cehaletinden!

İntikam almak istediği için!

Farkında olmadan!

Sevse bile!

Öyle mi?

Hepsi bir tarafa sonuncusu var ya kardeşler,

Sakın sonuncusunu yapmayın olur mu?

Niye mi?

Öyle kolay değil ki sevmek!

Hunharca harcamayın sevgilerinizi ve sevdiklerinizi,

Hele de ‘Yüreğimdesin!’ diye yemin ettiklerinizi!

Tabi bunun için de sevilmesi gerekeni sevmek gerek.

Yürek rotadan çıkmışsa,

Yahut henüz rotasını bulamamışsa,

O zaman sevilmemesi gerekeni de sevmiş olabilirsiniz!

Veya yeterince sevmediğinizi fark etmişte.

Böyle durumlarda bir ömrü harcamayı göze almamak,

Ve hatanın neresinden dönersem kardır demek,

En akıllıcası deyip,

Gerektiğinde bitmesi gerekeni, bitirmeyi bilmelisiniz!

Fakat eğer gerçekten yüreğinizi dolduranı, coşturanı, dinginleştireni,

Hakka akıllıca sevk edeni bulduysanız,

Bulduğunuzu kaybetmeyin?

Kaybedip kıymetliydi demektense,

Kaybetmemek için elinizden geleni esirgemeyin.

Olmadı ne yapayım demek kolay.

Oldurmak için oldum mu?

Oldurmaya çalıştım mı?

‘Bunun için alın ve yürek teri döktüm mü?’ diye sorun kendinize.

Olmaya çalışın!

‘Ben buyum!’ demekle yetinmeyin.

Şeytandı o!

Bir kez baş kaldırdığı için geri adım atmayan.

Ve hatalarında ısrarcı davranmayı seçip,

Yoldan sapan!

Siz yol arayın ve bulun!

Tabi bulduğunuzun değerini gerçekten hissettiyseniz!

Bilemeyen, bulamayan,

Bulduğunun kıymetini de bilmemiş olanlara olan öfkenizi

İnandırıcı kılmak için,

Siz bari kıymetini bilin!

 

Hayatta değerler vardır.

Uğruna ölünmesi gereken değerler için sizinle olmaya,

Sizinle ölmeye,

Sizinle gelmeye,

Sizinle güzelliklere göçmeye,

Size gereken desteği gücü nispetince vermeye,

Sağlam sözler verenler varsa,

Ve siz daha önce,

Çok kez test ettiyseniz bu sözlerin sahiplerini,

Güvenin ve güvenilirliğinizi gösterin onlara.

Yılmayın! Korkmayın! Vazgeçmeyin!

Fakat içerinizde zerre kadar hinlik varsa,

Aynada gözleriniz size sen sahtesin diyorsa,

Dün söylediğinizi bırakın,

Az önce söylediğinizin bile,

Arkasında duramıyorsanız!

Size yüklenen misyonun farkında olsanız da kaldıramayacaksanız,

Ya da kaldırmak istemediğiniz için kaldırmakta zorlanacaksanız!

Lütfen şeffaf olun!

Allah’tan hakkıyla korkun!

Ama asla içten pazarlıklı olmayın!

Aklınızı kullanmakta,

Aklınıza akıl katmakta,

Aklınızda durulmakta ve huzur bulmakta varsa.

Durmayın aklı verenin adıyla çıkın yola.

Aklın kadrini kıymetini bilin!

Yoksa aklı da, akıllıyı da israf edeceğinizi bilin!

Mutluluk elinizde!

Dilinizde!

Kalbinizde!

Sımsıkı sarılın sebeplere.

Gücünüz duanız nispetinde.

 Hatice Dilek Öztürk

“Sarp Yokuş 2” Adlı Kitabından Alıntıdır

Sarp Yokuş

SARP YOKUŞ

Zoru sever misiniz? Zor ne ki desenize, zorun anlamı ne ki?

Zor deyince içine neler girer ki?

Sıralayayım. Bence zora olmayan işler:

Sabah yataktan kalkmak. Kalktıktan sonra üşenmeyip yüzü yıkamak. Biraz erken kalkmayı başarmak. Erken kalkabildi ise kahvaltı yapmak. Ev, iş, okul her ne ise sıradan günlük işler.

Durakta toplu taşıma aracını beklemek. Hazır pişmiş ekmeği fırından eve getirmek. Annenin hazırladığı yemekleri, babanın sokaktan taşıdığı meyveleri yıkayıp masaya güzelce koymak. Aile bireylerine sıcak, saygılı ve anlayışlı davranıp evde barış ve neşe rüzgarı estirmek.

Bilgisayar, kitap vs. gibi imkânlar elinin altında iken proje, dönem ödevi, performans ödevi hazırlamak. Küçük ev işlerinin en küçüğü sayılacak oda, yatak, masa toplama işinde sorun çıkarmamak, dağınıklığı toparlamak.

Kirlenen giysileri kirli sepetine, yenen meyve çöplerini oraya buraya değil çöpe atmak. Masanın silgi tozlarını, yere düşen karalanmış kağıtları, yemek masasının altındaki kırıntıları toplayıp çöpe atmak. Banyodan, tuvaletten veya lavabodan, duşta ya da lavaboda tiksindirici; saç kıl vs. bırakmadan tertemiz çıkmak.

Kapıdan girerken evimize veya iş yerimize tebessümü, güzel bir çift sözü çok görmemek.

Yapılan işle, pişirilen yemekle, alınan notla, kazanılan gelirle, anlatılan günlük havadisle, dertleşilen bir mevzuyla; beceriksiz, başarısız, değersiz muamelesi yapmadan ilgilenmek.

Yolda yürürken bir çöpü, pisliği kenara almak veya çöpe atmak. Biletinin, kartının olmadığını fark ettiği biri için otobüste bilet basmak. Markette vs. kuyrukta sabırla, nezaketle beklemek. Evde var olan malzeme ile katıp karıştırıp ama asıl sevgi yağında kavurup dua tuzu ya da şekeri katarak leziz sofralar hazırlamak.

Kazancın çokluğunu değil, helalliğini ve bereketini önemseyip emeği boşa çıkarmadan cömertçe, fedakarca, alın terini, babalık-annelik sorumluluğu ile ikram etmek aile bireylerine.

Belirli aralıklarla, büyükleri en yakından, en uzağa, sırasıyla ara ara ziyaret etmek, hiç değilse mail veya telefonla yoklamak.

Sıcak ev, hazır oda hatta masa ve envai çeşit malzeme ile karnı tok, sırtı pek bir hâlde bilgiyi kullanmayı, saklamayı, sunmayı öğrenmek, boş işlerin tümünden yüz çevirerek anne-babanın onca emeğini, umudunu zayi etmemek, sınav kazanmak değil ilim sahibi olup nitelikli insan olmak için çalışmak.

Onca imkânın, oyuncağın, yiyeceğin içinde kardeş kavgasına tutuşmamak.

Ailesi ile hep birlikte oturup derin, anlamlı, kaynaştırıcı, sevgi dolu bir sohbet ortamı kurmak mümkünse; haberlere, dizilere, yarışmalara, maçlara gömüldükten sonra yatak yorgana sarılıp gerçeklerden, sorunlardan kaçmamak.

Gelin iş yaparken, toruna masal anlatıp ya da oyuna daldırıp oyalamak, oğul işten bunaldığında, hayatın keşmekeşinden bıkkınlık duyduğunda “Oğul, sen babasın, dik durmalısın. Rabbine tevekkül et, her zorlukla birlikte kolaylık vardır, azimle sabret” demek, sevecen bir baba ya da anne olup sırtını sıvazlamak.

Umduğu notu alamayan bir öğrenciye umut verip tekrar çalışmaya teşvik edecek iki cümle edip nefes aldırmak. “Gel, bir çay içip sohbet edelim” deyip onu bir dahakine nasıl başaracağına dair hazırlamak.

Eşe ve çocuklara yatmadan muhabbetle dokunup bir cümle ama kalpleri ısıtıp dinlendirecek bir cümle ile yarı uyku olan ölüme ondan sonra dalmak.

Mümkün değil mi sizce bu saydıklarım? Çok mu zor şu anlatılanlar? Değil ama… Amalara kaldıysa ama çok. Oysa ben, yarını farklı kılmak için şimdi sizleri zorluklara davet ediyorum.

Evet, bence zor olanlar:

Gece sıcak yatağı Allah için terk etmek. Soğuk suyla, seccadeyle, tesbihle, Kur’ân’la bir geceyi daha ayakta dimdik, şuurla geçirmek. Olabildiğince her Pazartesi ve Perşembe’yi, her ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerini hatta Hz. Davud gibi bir günü oruçlu, bir günü oruçsuz geçirmek.

Envai çeşit yemek koymak yerine olabildiğince az çeşitle sofrayı hazırlamak, mutlaka helal malzeme olduğuna emin olmaya çalışmak, hazırladıklarımızı iki kişiye yeten dörde de yeter bilinci ile az yemek, yavaş yemek, besmele ile başlayıp hamd ile bitirmek.

İş yaparken söylenmemek, kaçmamak ve hakkını vererek, Peygamber’in “Sizden biri yaptığı işi mükemmel yapsın” düsturu ile bu kadar paraya bu kadar iş yapılır mantığından çıkıp dürüst ve istekli çalışmak. Her türlü kaba, aceleci, hırçın tipe rağmen nezaketi ve yumuşaklığı asla elden bırakmamak. Sokakta yürürken, işte çalışırken ya da evimizde otururken, gözü, kulağı her türlü fuhşiyattan, haramdan korumak.

Öfkeden patlamaya hazır insanlığa emniyet sibobu görevi görüp bulunduğumuz ortamı şeytansızlaştırmak için ne gerekiyorsa yapmak ve İslâm’ın emniyetini sunmak.

Sorumsuzluk, tembellik, asilik yapan evlatlara, sabırla tatlı sert olmayı öğretmek. Onlara, saydırtan bir korku, cıvıtmayan bir ilgi, azdırmayan bir sevgi, kibre düşürmeyen bir takdir, çaldırmayan ya da başkalarında gözü kaldırmayan bir harçlıkla, söylemek yerine yaparak, anlatmak yerine birlikte yaşayarak Muhammedî bir ahlâk kazandıracak bir feraset aşılamak. Emanet olan yavrularımızı işten, aştan, zevkten önce tutmak.

Eşimize gönül alıcı sözler söyleyerek, takdir ettiğimizi, farkında olduğumuzu hissettiren eylemler ve küçük sürprizler yaparak, evde saygınlığını korumak için ardından konuşulmasına, yüzüne bağırılmasına, acımasız eleştirilmesine, yükünün hafife alınmasına müsaade etmemek.

Herkesin ebeveynini ve onların kendilerine sunduğu şartları eleştirdiği hatta suçladığı bir asırda, yaptıkları hiçbir işi küçük görmememiz, varsa bir hataları “Rabbim sizi de bizi de affetsin” diyerek, gönüllerini alıp eski defterleri tekrar açmamamız, yürek yakmak yerine şefkatli kanatlarımızın altına almamız, ayakta iseler sağlıklarına, hasta iseler şifalarına, borçlu ya da darda iseler geçimlerine özen göstermemiz, yalnız iseler ziyaretlerine gitmeyi ihmal etmememiz, bize ihtiyaçları varsa evimize davet edip yuvalarımızda vefa adına onlara yer açmamız gerekiyor.

Rızkımızı kazanırken helal-haram demeden her yöntemi, her ortaklığı, her alışverişi mübah görüp her insanla iletişim kurmak yerine hatta her taşın altından çıkacağım derken altından çıkılamaz taşların altında kalıp “Kurtarın beni? Niye yardım etmiyorsunuz?” diyecek acziyetlere düşmek yerine, doğru insanlarla, doğru yerde, doğru zamanda, doğru niyetle, doğru şekilde, doğru işi yapıp kalbi dosdoğru istikamette tutmak, elimizden geleni en güzel şekilde yaptıktan sonra rızkı Allah’tan beklemek gerekiyor.

Vakti zayi etmek amacıyla kurgulanmış tüm tuzaklardan uzak kalarak, gece-gündüz hem bireysel hem toplu ilmî çalışmalar yapıp uyumayan yılanlar olduğunu hep hatırda tutmak, kış uykusundan uyanıp ya anlayan ya anlatan ya da dinleyen olmak gerekiyor Kur’ân’ı.

Bilmek değil yaşamak, anlatmak değil hakka çağırmak gerektiğinin bilincinde; ağzından her çıkanı yapan, her söylediği doğrudan, sorun değil çözüm üreten, almayı değil, vermeyi hedefleyen, en kritik, zor anlarda bile ağzından bal damlayan, tutup ayağa kaldıran, sarıp sarmalayan, unuttuğunda hatırlatan, yanıldığında düzelten ama hep eli eli üstünde olan ümmet olma bilincini kuşanmış; şehvetin, paranın, mekânın adamı değil, sarp yokuşa sardırmış cennete tırmanırken, birçok dağcıyı da peşine takan bir “Yaşam Koçu” olmak gerekiyor. İp İslâm, yokuş cennete çıkıyor. Doğal afetler dediğiniz afetler sizi ve bizi kuşatmadan doğal oldukça, doğal bir ortamda sizleri zirvelere adanmaya davet ediyorum. Cennet dağına tırmanır mısınız? Ferhat sevdiği için dağı delmişti; siz Rahmân için ne yaptınız? Ne yapmaktasınız? Sarp yokuşun tüm zorluklarına Rahmân için sabretmeye hazır mısınız? Öyleyse işinizi bilin, kılıcınızı kuşanın. Yokuş sizi bekliyor. Dinlenmek için yorulmak, yorulmak içinse bir an bile durmamak gerekiyor. Hiç boş kalmamak üzere yorulmaya devam edin.

Hatice Dilek Öztürk

“Sarp Yokuş ” adlı kitabından Alıntıdır.

Damarlarımızda İslam Kanı mı Akıyor Gerçekten? (daha&helliip;)

Bir Ayet ve Bir Hadisin Düşündürdükleri
‘Nefsini ilah edinene sen mi bekçi olacaksın Rasulüm?’
‘Kişiye israf olarak nefsinin her istediğini yapmak yeter.’
Öyle ise kardeşler:
Nefsin her istediğini yapmak ve Rahman’ın hükümlerini yok saymak kişinin kendisine tapması anlamına gelir.
Her istediğini yaparak şımarması ise, onun haktan sapmasıdır bilesiniz.
Oysa Allah ‘şımarıkları sevmez’ ve ‘ İsraf edenler şeytanın kardeşleri olmuşlardır! buyurur Kuran.
Ya Rahman bizi bir an bile nefsimizle başbaşa bırakma!
Nefsinin kölesi olmuşların şerinden de bizi, ailemizi, neslimizi ve tüm samimi erkek ve hanım kardeşlerimi koru!
Amin.
Hatice Dilek Öztürk

Hoşgeldin Küçüğüm!

HOŞGELDİN KÜÇÜĞÜM!

Hoş geldin dünyamıza!

Evet burası dünya.

Henüz farkında olmadığın, zamanla olacağın, kocaman bir topun içindesin.

Evet burası dünya sen bir bilinmeyenden gelip, henüz içimize yerleştin.

Seni gönderen seni seçti, milyonlarca rakibin arsından,

İşte sen evet sen şimdi bizimlesin.

Seni çok seven bir ailen ve kardeşlerinle beraber kim bilir neler neler yaşayıp göreceksin.

Korkma küçüğüm!

Hem de hiç korkma!

Sen her şeyle ve herkesle baş edebilecek bir güce geleceksin inşallah!

Nasıl mı?

Çünkü seni çok sevenlere emanet etti Rabbin!

Bil ki güvendesin!

Gül şimdi ve konuşamadığından ihtiyaç duyduğunda ağla.

Sen özgür ve sağlıklı bir bebeksin.

Hep öyle kal!

Büyüdüğünde, kendini rabbinin dininin yardımcısı olmaya hazırla.

Sen Muhammed’sin ve övülen bir makam için, isminle müsemma olmayı bilmelisin.

Yaşıtların var şu an, küçüklerin hatta ve büyüklerin dünyanın dört bir yanın da.

Onlar dardalar onlar zorda.

Büyü bebeğim sen anneciğinin kucağında,

Büyü de, güçlen.

Senin ve bizim yapacak çok işimiz var.

Sen umutsun,

Sen nursun,

Ve sen bir tohumsun.şimdi.

Zulme ve küfre inat Anadolu’nun bağrında.

“Hatice Dilek Öztürk ” “Sarp yokuş 2 adlı kitabından alınmıştır.”

Renklerin Dili

RENKLERİN DİLİ

Renkler önemli mi gerçekten? Her zaman değilse de evet. Örneğin deniz ve gök mavi, ağaç ve çimen yeşil, toprak kahvenin tonlarında, patlıcan mor, domates kırmızı, muz sarı, portakal turuncu, neden?

Bu sorunun cevabı konusunda farklı değerlendirmeler olsa da, ortak noktaları şu, renkler insan için önemli ve insan üzerinde etkili.

Eğer öfkelendi isek, kızarıp bozarırız.

Eğer kin duymuşsak ya da büyük bir kayıp yaşadıysak mosmor kesiliriz.

Eğer utandıysak kıpkırmızı,

Eğer korktuysak bembeyaz,

Eğer yorulduysak kara sarı,

Eğer kötü duygular bizi esir aldıysa kapkara kesiliriz.

Eğer bebek gibi masum duygular sarmışsa yüreğimizi, pembeleşir.

Eğer sevinç kaplamışsa yeşerir, çiçek açarız sanki.

Yani renkler içimizde, yüzümüzde, yanımızda, yöremizde, elimizde, evimizde, dünyamızda, ahiretimizde, hep bir anlam yükü ile karışımıza çıkıyor. “Ya Rahmân; öyleyse biz kulların acizliğimizi itiraf ederek senden, yüzü kararanlardan değil, ağaranlardan olmayı diliyoruz.”

el-Muhyi olan Rabbim! Hayatımızdan tüm kötü renkleri sen gider ve bizi renkli, canlı, umutlu eyle. Âmin!

Hatice Dilek Öztürk “Sarp Yokuş adlı kitabıdan alınmıştır”

Veli Kıvamında Deli Olmaya Var Mısınız?

VELİ KIVAMINDA DELİ OLMAYA VAR MISINIZ?

Yakında doğumunuz var!

Yakında davetiniz,

Yakında sınavınız,

Yakında düğününüz,

Yakından da yakın da belki de ölümünüz!

Ne davet edebileceğiniz,

Ne toplananları görebileceğiniz,

Ne telafisi olan bir sınav,

Ne düğüne benzeyen bir hal var!

Şimdi istediğiniz, yakardığınız, beklediğiniz,

Korktuğunuz zaman zaman,

Nedenlerini çok iyi bildiğiniz sebeplerle korktuğunuz, bir an şimdi.

Şimdi vuslat.

Şimdi huzurda olmak.

Şimdi susmak.

Ancak o ana dek hoşnut edebildi isen Onu,

Konuşabilir olmak.

Onu hoşnut etmek çok mu zordu?

Çok mu zordu her daim O’nu anmak?

Çok mu zordu her işinde O’nu razı etmek için yorulmak.

Oysa ne de çok şey ve kişi için yorulmuştum ben bu güne dek.

O’nun emrini yerine getirirken yorulduklarım mı?

Şimdi rahmet!

Ya diğerleri?

Allah’ım o ne derin bir pişmanlık günüdür.

Düşünmeye bile korkuyor,

Ve korktuklarımdan emin kılmanı diliyorum.

Sen affı seversin bizi affet! diyorum.

Sana yürürken,

Senin verdiğin ayakla bile Sana ihanet etmekten,

Seninle konuşabilir olup olmayacağımız bile bilmezken,

Sarf ettiğimiz onca kelimeyle,

Seni kaç kez gazaplandırdık kim bilir Rabbim!

Senin bize verdiklerini bile Sana vermekte,

Senin için sevmekte,

Senin için ölmekte,

Geri durmayacak bir hali kuşanmak istiyorum.

Zırhımı sarınıp,

Önce ey nefsim!

Sus artık!

Yeter!

Seni çok iyi tanıyorum demeyi istiyorum!

Ve sonra nefsimden gayrisine de,

Ya siz?

Benimle dosdoğru yolda ölmeye değil,

Yaşamaya bile gelmekte imtina edecekseniz,

Yüreğim yeteri kadar yorgun,

Ben yük olmakta, yük almakta istemiyorum.

Yükü yükleyen Allah ise kaldırabiliriz o kesin,

Ama sen!

Yükü birlikte yüklenmeye var mısın diyorum?

Yokum diyenlere ise,

Rabbimden selamet diliyorum.

Niye mi?

Mümin kaba sözlü ve lanetçi olmazda ondan.

Kim bilir?

Olanda hayır vardır.

Bekleyelim ve görelim diyerek,

Tüm işlerimin sonunu Rabbime bırakıyorum.

Zoru seviyorum ama Allah içinse kardeşler.

Nefsim için mi?

Hayır! Hayır! Hayır!

Artık hep kolayı diliyorum.

Bana artık hayatı kolay kıl Rabbim!

Senden helal olanın, en kolayını diliyorum.

Bana rağmen beni tutanlarla,

Bana rağmen beni doğrultanlarla,

Bana rağmen benden çok beni düşünüp,

Yapma dur! diyenlerle,

Güvenli, şikesiz, temiz, duru, sıcacık,

Sevgi dolu bir yolculuğa çıkmak,

Sonra huzura davet edildiğimiz anda tereddütsüz,

Hep birlikte,

Tek yürek,

Lebbeyk! Allahumme lebbeyk! diyerek.

‘Şehadet ipini’ göğüslemek istiyorum.

Ne o inanmayanlar mı var?

Edebiyat olduğunu sanıp, alayla başını sallayanlar,

Sivri dilleriyle ve zanlarınca,

Biz inananlar adına kalemi kıranlar,

Hesabımızı dürenler mi var?

Kimin sözünde durduğunu görene dek bekleyin!

Elbette biz de beklemekteyiz diyorum!

O güne gelene dek ise,

Siz değerli kardeşlerimle,

Sürüden bir karış ayrılmadan,

Safta kalarak,

Safı saflaştırmak için,

Safiyane gayret edip,

Veli kıvamında bir deli olabilmeyi diliyorum.

Kaç fırın ekmek gerekiyorsa yemeden ve ‘olmadan’,

Huzuruna varmak istemiyorum.

İşte benim hazırlıktan muradım bu.

‘Bu delinin duasını kabul buyur Rabbim!’

Yalnız senin sevginle yanmak,

Ve sana olan sevgimi, arttıracak sevgileri kuşanmak,

Gayrisini çöpe atmak istiyorum Rabbim!

Temizliğime yardım et!

Yüküm çok!

Yolum sarp!

Yardımını diliyorum.

Amin!

Hatice Dilek Öztürk

Sarp Yokuş 2 Adlı Kitabından Alıntı

Bir Ayetin Düşündürdükleri

Bir Ayetin Düşündürdükleri!

‘De ki: Allah’a iftira edenler elbette felah bulmazlar.’ Yunus suresi 69
Peki bunlar kim?
1-Allah’ın dışındakilere yaratma gücü atfedenler.
2-Allah’ın dışındakilere hükmetme gücü atfedenler.
3-Allah’tan gizli iş yapabildiğini zannedenler.
4-Allah’ın gücünün kendilerine yetmeyeceğini iddia edenler.
5-Allah’a herhangi bir acziyet atfedenler.
6-Allah’ın dinini beğenmeyip yeni yaşama biçimlerini benimseyip övenler.
7-Allah’ kitabını ukalaca eleştirme hakkını kendisinde görenler.
8-Allah ile Peygamberlerini birbirinden ayırıp, haşa Allah’ın seçimlerini beğenmeyenler.
9-Dünyada veya Ahirette işledikleri kötü işleri yüzünden azabı hak edenlere sözde acımaya kalkıp, Allah’ın hikmetle hükmettiğine inanmayıp, zulmettiğini iddia edenler.
10-Bilinçli yaptıkları kötülükler için bile ‘Allah izin vermeseydi biz bunları yapmazdık’ diyenler.
11-İpini koparmışcasına yaşamayı seçip, Allah’ın verdiği aklı Allah’a isyanda kullanıp, ‘Ben kimseden emir almam!’ deme cür’etini gösterip, Allah’ın Cebbar olduğuna aldırmayıp, kendini ilahlıkta Rabbine eş tutanlar.
12-Allah’ın mülkünde, Allah’ın kullarını kendilerine köle edinenler ve seve isteye köle olup Rablerinin varlığını, birliğini yok sayarcasına yaşayanlar.
13-Dünyada afiyetle yaşayıp sonunda muhteşem bir ödülü hak etmek yerine, zelil bir hayatı tercih ettiği için zulme maruz kalıp, ‘Biz mi istedik dünyaya gelmeyi? Biz acze düşürüldük .’diyerek verilmiş iradelerini bile yok sayanlar…
Listeyi uzatmak mümkün kardeşler.
Rabbim bizleri unutarak yahut bilmeyerek yaptıklarımızdan sorumlu tutmayacağını Kuran’da müjdeler lakin;
Biz bilmemeye uğraşırcasına yaşayıp bildiklerimizi, duyduklarımızı hafife alırsak vay halimize!
Lütfen dikkat kardeşlerim:
‘O (Kuran) şaka değildir!’ Tarık Suresi 14
Ya Rahman bizi sana, tam da senin bizden istediğinin gibi iman edenlerden eyle. Haddi aşmaktan, aşanlara ortak olmaktan, aşanları sevmekten yahut savunmaktan sana sığınırız Rabbim!
Amin
Hatice Dilek Öztürk

Var Mısınız?

VAR MISINIZ?

Tüm okur yazarları KUR’AN okumaya davet ediyorum.

Niçin mi?

Bu güne kadar onca kitap bitirdiğiniz halde Kuran’ı hâlâ okumadıysanız, kendinize  yazık etmişsiniz de ondan.

Lütfen tüm kitapları bir tarafa bırakıp önce Kuran’ı gereği gibi:

Okuduklarınıza İMAN ederek,

Derin derin düşünerek,

Anlama gayreti içinde,

Samimiyetle, dura dura okuyun!

 

Eğer hâlâ sonuna kadar hiç okumadıysanız,

Hiç değilse bu demden itibaren okuyun.

 

Tâ ki içindekileri rahatça hatırlayıp yaşar hale gelene dek tekrar tekrar okuyun.

Hayatta tekrar tekrar okuduğum halde bıkmadığım tek şey Kuran!

 

Bu kitap ölülerin ardından okunsun diye değil, diriler ders alsın diye geldi.

Okuyun!

İnanın!

Ve Yaşayın!

Görün bakın hayatınızda neler nasıl değişecek!

 

Çünkü:

Kuran capcanlı bir kitaptır ve iman ehlini yüreğine basar.

Kuran akıllar üstü bir kitaptır ve akıl oyunları ile aklı sulandırmaya çalışanların aklını sulandırır.

 

Kuran İlimler üstü bir kitaptır. Sözde ilmi olduğu aslında şarlatanlık yapanların foyalarını zamanla ortaya çıkarır.

 

Kuran ihtiyaç olanı,  gerektiği kadar açıklar.  Mantıksız hiç bir soru ya da konuyu içinde barındırmaz.

 

Kuran insana kendisini ve kendi dışındaki herkesi ve her şeyi tanıtan tek gerçek bilgi kaynağıdır.

 

Kuran hükümleri kıyamete kadar geçerli olacak evrensel yasalar bütünüdür.

 

Kuran sizi içinizden diriltir.  Özünüzü durultur.

Sizi iki dünyalı yaşatıp, ölümle yok olmaktan kurtarıp, ‘Dile benden ne dilersen’ diye çağıran bir Rabbe kavuşturur.

 

Kim ki bu çağrıya güzel bir cevap verir, Kuran’ ı bir hayat rehberi yapıp yaşarsa kurtulur!

 

Haydi var mısınız Kuran’ ı Okuma-Anlama- Yaşama seferberliği başlatalım.

 

Ben de varım diyenlere bir okuma planı önermek

istiyorum.

İlk okumada nüzul sırası ile başlayıp günde beş sayfa okuyun ve kısa notlar alın.

Böylece dört ayda hatiminiz bitmiş ve yıl sonu üç hatim bitirmiş olacaksınız.

 

İkinci yıl günde on sayfa okuyun ve senede altı hatime ulaşın.

 

Üçüncü yıl günde yirmi sayfa okuyarak senede oniki hatimi tamamlamış olun.

 

Yeter ki anlamını düşünerek ve sindirerek okuyun.

 

Ve artık her yıl Kuran’ ı oniki kez hatmederek Rabbimizin karşısına çıkmayı hedefleyin.

Görün bakın hayatınız nasıl güzelleşecek.

 

Ben bu programı uygular ,

bir ömrü KURAN’lı yaşarım diyen herkese gönül dolusu selam ediyorum.

 

Hatice Dilek Öztürk