Kim Kendini En İyi İfade Eder?

KİM KENDİNİ EN İYİ İFADE EDER?

Söyleyeyim mi? Bence cennet vizesine sahip olacak olanlar.

Çünkü onlar;

Söz söylediler, söylediklerini eylemleri ile desteklediler. Dinlediler, dinledikleriyle kalmayıp dinlediklerine itaat ettiler. Gördüler, gördüklerini gönülleri yalanlamadı, bir delikten bir daha ısırılmadılar. Bildiler, bildiklerinde ise eşek olup yük almadılar, insan kalıp yol aldılar. Sevdiler, sev denilenleri, sevilmesi gerektiği kadar. Ne şirke battılar ne de nankör oldular. Nefret ettiler; Allah’a ve Rasûlü’ne düşmanlık besleyen her kişi ve kurumdan, eylemden fersah fersah kaçtılar. Verdiler; istemek için veya karşılık görmek için değil, kabul olunur mu kaygısıyla arınmak için, karşılıksız verene şükretmiş, nimetin hakkını vermiş olmak için, gözü kapatmadan, hoşnutlukla alınacakları verdiler. Güldüler; nerede bir kardeş görseler, yürekleri acı ile kavrulsa da gül derdiler, güven verdiler. Ağladılar; ellerinden geleni yapsalar da istedikleri olmadığında, yakarırken, yaş dökerken bile sustular. Çığırtkanlık yapmadılar. Dille ve elle değil, kalple ve gözle ağladılar. Yürüdüler; sarp bir yokuşu çıktılar, yoruldular, terlediler fakat yılmadan insanlık ordusuna katılıp Âdem’den bugüne uzanan salihler zincirine bir halka da onlar oldular. Öldüler; gözleri açık gitmediler. Gelenin kim olduğunu bildiler, kavuşma anının heyecanı kapladı bedenlerini, bir serçe gibi son kez attı kalpleri. O’nun hoşnutluğuna ermek için, aşkla canlarını sundular, umduklarını buldular.

Hatice Dilek Öztürk

Ölüme Nişanlı Hayat

ÖLÜME NİŞANLI HAYAT

Ey Rabbimiz!

Bizler sana yakarmakla hiç mutsuz olmadık.

Sana yöneldiğimizde hiç darda kalmadık.

Adın tutuşan yüreklerimize esenlik,

Varlığın titreyen bedenlerimize emniyet,

Kitab’ın rehberimiz,

Peygamber’in önderimiz olduğu sürece, sırtımız hiç yere gelmedi.

Hiç ağlamaz, müjdeleşirdik vaat ettiğin cenneti görmüş gibi inanabilseydik.

Hiç gülmezdik; her anımıza şahit seni, unutmuş gibi davrandığımız her dem,

Kendi cehennemimize har eklediğimizi bilebilseydik.

Ve sevebilseydik onu, onun seni sevebildiği gibi onun bizi sevebildiği gibi

Onun ümmetim diyebildiği gibi

“Annem ve babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü!” diyebilseydik.

Fakat biz ahir zaman ümmetiyiz.

Ummadığımız anlarda yakalandık ölüme,

Ölümü düğünümüzü bekler gibi bekleyemedik, sevemedik bir türlü,

Üç günlük dünyaya, üç asırlık gibi bağlandı kalplerimiz.

Biz ebed nedir? Sınırlı kapasitemizle ölçüp biçemedik.

Hep kandık, hep aldandık, hep sandık ki, daha bitmedi, hâlâ vakit var.

Fakat umulmadık bir anda yakalandık!

Hatice Dilek Öztürk

Sizin Kahramanınız Kim?

SİZİN KAHRAMANINIZ KİM?

Sanal âlemde seçtiğiniz bir oyunda en güçlü karakter kim?

Vuran, yıkan, öldüren, tv’de en çok reyting aldığı iddia edilen bir dizide, başroldeki kadın yahut erkek mi?

Ateşten kostümler ve hâllerle poz veren, radyoda cıvık espriler yapan bir DJ mi? Ahlâkı, dili, katleden bir futbolcu mu yoksa? Babamız gibi 1000 erkeğin 1000 yılda kazanamayacağı parayı bir transferde kazanan. Bir ömür topla yatıp topla kalkan!

Sanatı için sanat yaparken, dünya için ahiretini kaybeden bir nefis bülbülü mü? Ağlatan, azdıran, çıldırtan. Yoksa ringde bir vurdu mu ağız burun dağıtan bir vahşi mi? Zulmü sevdiren, alkışlatan, coşturan!

Bir yarışçı mı yoksa? Ölümüne girdiği yarışlarda bilmem kaç liralık arabanın camına sinek gibi yapıştığı ana dek, ralli yaparcasına, toz toprak demeden, aşkla gaza basan. Modernitenin esirlerine unutulmaz anlar sunan, bir otomobil ya da motosiklet yarışçısı mı?

Ben bu filmi, bu müziği, bu oyunu, bu programı, bu maçı, bu zalimliği, bu deliliği izlemeye gelmedim. Benim rolüm kulluk. Ritmim Kur’ân, programlayanım Rahmân, yol rehberim ise Hz. Muhammed.

Var mısınız?

Biri sizi gözetliyor farkında mısınız?

Öyleyse kim cennet ister? Elini kaldırsın!

Hatice Dilek Öztürk

Yardım Edin!

YARDIM EDİN!

Çocukluğun en güzel yanı dert tasanın olmayışı mıydı?

Büyüdünüz mü?

Öyle ise sakın bir çocuğa kaldıramayacağı dertleri yüklemeyin!

 

Yaşlılığın en güzel yanı torun sevmek mi?

Yaşlandınız mı?

Öyle ise torunlarınızı çil yavrusu gibi muhabbet hanenize toplamayı bilin.

 

Genç olmanın en güzel yanı dinç ve enerjik olmak mı?

Öyle ise gücünüzü ve varlığınızı, sizden küçük ve büyüklerin hizmetinde kullanın,

Emperyalist teknoloji tasarımcıları ve firmalarının değil.

 

Artık bir anne adayı mı oldunuz?

Dünya da daha önce var olmayan kutsal bir emanet taşıdığınızı bilip,

Yavrunuzu size verene nasıl adayacağınızı öğrenin

Ve tabi ki siz de O’na adanın.

Adanmış bir Can’ın annesi olmanın izzetiyle, hamileliğiniz boyunca mutlu olmayı başarın.

 

Bir baba adayı mısınız yoksa?

Öyle ise İbrahim’i bir duruş için

Kime, nerede, ne söyleyeceğinizi,

Kim için neden vazgeçebileceğinizi bilin,

Gerektiğinde ise baltayı elinize almanın ciddiyetine erin.

 

Yukarı da saydıklarımın dışında bir kategoridesiniz diye,

Size sözüm yok zannetmeyin.

Sözüm insanım diyen herkese.

Siz siz olun,

Hemen şuracıkta şimdi

Ya kendinizi ya da kendinizle birlikte herkesi

Cehennemin yakıtı olmaktan koruyacak bir yol, bir yöntem bulun ya da bulmuşa uyun!

Sesimi duyan var mı?

Lütfen ses verin!

Vakit nakitten çok daha değerli.

Nakit kaybedilirse kazanılır fakat vakit asla değil mi?

Öyle ise harekete geçmekte lütfen gecikmeyin!

Yol İşte!

Virajıyla, patikasıyla, otobanıyla yol işte.

Kimi zaman zor ve dik.

Kimi zaman hızlı ve kolay.

Kimi zaman ağır aksak.

Kimi zaman pür neşe.

Kimi zaman katran yüklü bir gece.

Yol işte.

Yolcu olduğumuzu veya yolda olduğumuzu unuttuğumuz an başlıyoruz şikayete.

O niye şöyle?

Bu niye böyle?

Nedenler, nasıllar, niçinler.

Sorular, sorunlar, sorunlular.

Ve biz!

Köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığınız,

Tehdit edildiğiniz,

Suçladığınız,

Yargılandığınız,

Haksızlığa uğradığınız,

Konuşmayı bile anlamsız bulduğunuz,

Konuştuğunuzda ise boş konuşmuşçasına yadırgandığınız,

Sizi size yabancılaştıran haller ve tavırlar,

Sizi sizden iyi tanıyormuşçasına yapılan yorumlar,

Size rağmen, siz adına alınan kararlar,

Sizsizlikte kaybettiklerini size yıkanlar,

Sizinle olmayacak olmasını anlamlandıramayanlar,

Hayatı dar etmeye çalışanlar,

Ne yola, ne yolcuya, ne de yolun sahibine;

Hürmeti, itaati, vefası olmayanlar,

Olmadığının bile farkında olmayan, olamayan, oldurtmayanlar.

Oysa bizden istenen bu değildi değil mi?

Kulca yaşamak olmalıydı hedefimiz!

Hadi bu güne dek yapmadık, yapamadık,

Yahut bir şekilde başaramadık diyelim.

İyi ama;

Kendi dışında herkesi suçlayan,

Kendi dışında herkese kin kusan,

Kendi dışında kimin ya da kimlerin ne istediğini önemsemeyenlerin var olduğu şu dünya da,

Siz ve kendim içinse şu duayı ediyorum:

Rabbim bana ve tüm inanan kardeşlerime,

Deniz’de kuru bir yol aç!

Balığın karnından bizi kurtar ve yemyeşil bir vadiye çıkar.

Gökten ve yerden bizi rızıklandır.

Bize kurtuluş yollarını Sen hazırla.

Bize Hikmet yağmurları yağdır.

Düşmanlarımızı zelil,

Tüm Ümmeti Muhammediyi Aziz eyle!

Yolun sonuna varana dek,

Bizi yol da tut.

Yolu yolumuz olanlarla yollarımızı sana çıkar.

Fitnenin kol gezdiği her yerde,

Bizi bize ilk bakışta tanıt.

Düşmanlarımızın ise, bize uzanan ellerini kurut!

Mazlumun hakkını zalimden alacak bir güce ulaşana dek,

Güç ver Rabbim!

İhlas ver Rabbim!

Yalnızca seni hoşnut edecek bir bilinçle,

Sana bir ömür say yapmak istiyorum.

Tüm acziyetimle şahsım adına,

Ve seni gerçekten seven kulların adına,

Sana yakarıyorum!

Duamızın kanatlarını kıracak,

Amellerimizin dünyadayken affını diliyorum!

Dua edilecekte,

Dualara icabet edecekte,

En hayırlı şekliyle lütfedecekte,

Yalnız sensin, sen Rabbim!

Diyor ve ekliyorum!

Ben Sana dua ettikten sonra hiç mutsuz olmadım!

Canımın sahibi biricik Rabbim!

İçimin ta içini, en özeliyle bilenim!

Amin.

Hatice Dilek Öztürk

‘İŞTE’LERİN OLMADIĞI BİR HAYATA ÖZLEM!

Zamanı lehinize işler hale getirmektir hayat.

Akıp giden,durmak bilmeyen, kısır döngü gibi görünse de,

Aslında her an yepyeni gelişmelere açık bir yön saklıdır içinde.

Gün geçer, ay ve yıl kovalar sanki birbirini,

Ve siz bir gün, bir an, olmadık bir zaman da geriye dönüp baktığınızda,

Ne çok şeyin takıldığını anlarsınız eteklerinize değil mi?

Ne çok şey birikmiştir, omuzlarınızda, kollarınızda ve gönlünüzde.

Ve ne çok şey geride kalmıştır, isteseniz de istemeseniz de.

Hayat bir şelale misali akıp gitti sanırsınız avuçlarınızdan,

Oysa biriken birikmiştir bir yerlerde.

Biriktirdiklerimin hantallığı mı yoksa şu beni saran diye düşünmeli,

Bir yeni güne daha aynı kötü hislerle başlamamak için,

Değişmeli, dönüşmeli, zıplamalısınız tırabzanlardan.

Kim bilir belki de bu son gününüzdür ne dersiniz?

Son kez sunulan nimeti tepişiniz,

Sırtınızı dönüp gidişiniz,

Aldırmadan ezip geçişiniz olabilir.

İşte tam da bunun için çok ince düşünmeli,

Sağlam hesap yapmalı,

Tüm kabiliyetlerimi sonuna kadar kullandım mı diye, kendinizi tartmalısınız.

Kimse sizin yerinize koşacak,

Kimse sizin yerinize yürüyecek,

Kimse sizin yerinize tutacak değil.

Bu hayat sizinse eğer, önce siz ona ‘sizin muamelesi’ yapmayı bilmelisiniz.

Kaçımız hayatı ıskalamadı ki bu güne dek.

Kaçımız olması gereken yerde vakitlice oldu.

Kaçımız yürek odunda sözleri pişirdi, sonra sundu.

Ve kaçımız pişman olmayacağı ve üzülmeyeceği bir dilekçeyi

Ölüm anına hazırlayıp, Rabbine onurla sunabildi.

Şükür ki hala yaşıyoruz ve hala kalemimizde mürekkep var kardeşler.

Öyle ise artık sunulası şeyler yazalım mı ne dersiniz?

Nedenler veya nasıllar orada bize asla sorulmayacak.

Bu nedenle de ‘işte’ diye bir cevap ta elbette kabul görmeyecek.

Hatta sesler kısılıp, başlar öne düşecek.

Dünya da secde etmeyi kibirlerine yediremeyenler, orada yüzüstü sürünecek.

Ve ‘Bu gün size güzel haber yasaktır yasak!’ denilecek.

Ya Rahman bizi ve sevdiklerimizi bu güruhta olmaktan dünya ve ahirette uzak eyle.

Hatice Dilek Öztürk

Yakarış!

YAKARIŞ
Ya Rahman olan Rabbim biz kullarına izzet, şeref,imkan,lütuf ,kerem bahşet.
Bizi yolunda yarışıp öne geçenlerin öncülerinden eyle.
Katından bir güçle bizi destekle.
Yaşadığımız tüm sıkıntıları günahlarımıza kefaret kıl.
Dağılan işlerimizi topla.
Yorulan bedenlerimizi kuvvetli kıl.
Bizi bir duvarın tuğlaları olmayı başarabilen, salih ve salihalarla destekle.
İşimizi kolay, sözümüzü etkili, yükümüzü bize hafif kıl.
Bizim sana olan yakınlığımızı arttır.
Kıymet bilen, kıymeti bilinen kullardan eyle.
Yaş aldığımız her yılla bizi;8 görüşü katında keskinleşmiş, tecrübelerinden ilim devşirilmiş, susarakta konuşarak ta çok şey anlatmayı başarabilmiş, heybetli ve vakarlı kullarından eyle.
Yüreğimizde seni sevenlere kin bırakma.
Seni sevenlerin yüreğinde de bize karşı kin bırakma.
Kimseye zerre kadar haksızlık yapmadan ve kimseye borcu yahut minneti
olmadan,
Senin yüceliğine Şahit olarak yaşamını sürdürüp,
Şehit olarak göçmeyi bana ve dileyen tüm kardeşlerime nasip eyle.
Amin
Hatice Dilek Öztürk

Filistince Hayat

FİLİSTİNCE HAYAT

İnsanlığın dibe vurduğu bir asırda, bize hâlâ insan kalınabildiğini, kurtlar sofrasında kalsa da yıllardır, arzın Rabbine boyun eğen bir aslan rolünü kuşanınca, iradenin azimle zafere dönüşeceği güne dek, ormanın en ücra köşesinde bile tek yürek çarpan bir bedenin kalbi olma şerefini ve bu şerefi taşımanın izzetini, tüm ezilmiş, horlanmış, yakılmış, yıkılmış, katledilmiş, işkence edilmişliğine rağmen, damarlarında kan değil iman akan, ölüme bir yok oluş değil, gümrah toprağa bırakılan bir tohum gibi bir ölüp bin dirilen, insanlık silsilesinde ümmetin vefasını, istikrarını, yılmayışını, gözü kararan, gönlü taşlaşan, eli kanlanan, bir topluma karşı, ezelden ebede sürmekte olan bir hak-batıl mücadelesinde Peygamber’inin safında kalıp Peygamber katilleri ile yaptığı mücadelede, kadını, erkeği, ihtiyarı, çocuğuyla bizden öncekilerin neler çektiğini bize canlı şahitler olarak sunup imanın sözde değil, özle olacağını, eğer bir filmse hayat, en büyük ödüle layık bir filmde nasıl başrol alınacağını, tüm dünyaya bela olmuş, en azgın insan nesline karşı taşla bile mücadele edileceğini, tıpkı Hz. Muhammed gibi atılan toprakla nasıl gözleri kör olduysa Mekkeli azgın neslin, bu asırda da taşla kör edilebileceğini, daha gözlerini açarken veya emeklerken, buluğa bile ermeden ölecek çocuklar doğurmaya hazır bir anne, ekmeğini taştan değil, topraktan hatta magma kadar kızıla boyanmış kanlı bir topraktan, fabrikadan değil enkazdan çıkarmaya çalışırken, kanatlarını devasa açan ve tüm yetimleri kanatlarının altına almak ister gibi yavrusunu arkasına alarak saklamaya çalışırken, gözü önünde, canının canını teslim edişini ve daha gördüklerinin belleğini kapladığı anda canını evladının canına eş edip nasıl Rabbe şikâyet ettiğini ve “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?” sorusunu duyar, görür, anlar mısın ey insanlık? Sen bütün bunları seyrederken hâlâ insan mısın?

Ya sen ey Filistinli anne! Bize bu nasıl bir aşktır anlatır, öğretir, belletir misin? Evsiz, ocaksız, mutfaksız, fırınsız, kapsız nasıl yemek pişirilir? Nasıl karın doyurulur? Ne giyilir? Nasıl temizlenir? Nasıl uyunur, anlatır mısın? Biz klima serinliği ararken güneşin sıcağında, yüreğin sıcağı nasıl serinletilir? Biz sofralar donatıp tıkınamadığımızı dökerken, nasıl günlerce bir kuru ekmeğe talim edilir? Biz kırılmaktan, kaygıdan, korkudan, işten, aştan, eşten, güzellikten vazgeçemez, geyik muhabbetleriyle vakit öldürürken, barınaklarda, yastıksız, yorgansız nasıl uyunur? Tanklara karşı nasıl yürünür? Bir kuytu köşede narkozsuz, dikişsiz, neştersiz, ebesiz nasıl doğum yapılır? Yaralar pansumansız, ilaçsız nasıl sarılır, öğretir misin? Bir eş, bir evlat, anne-baba nasıl toprağa sessizce bırakılır ve sonra nasıl umutla, bitmeyen, solmayan, kırılmayan bir coşkuyla tekrar anne olunur? Dağların taşıyamadığı bir yükü bir insan nasıl taşır? Dile gel de söyle, anlat ki bilelim, bilmeden buluşursak mahşerî kalabalıkta, yüzüne bakacak yüzümüz, elinden tutacak elimiz yok, bizi gafletten çekip çıkar. Biz ümmet kadınları senden af dileriz!

Ya sen ey Filistinli baba! Senin hiç mi yıkılmaz, sarsılmaz bedenin? Sen; zevk, sefa, şehvet, para, spor, eğlence, kumar, içki nedir bilmez misin?

Ya politika, kavga, entrika, yalan, dalavere yazmaz mı senin kitabında? Sen bir dev misin ki, ümmetin bunca erkeği zevki sefasında lale devrini yaşarken, bir tek sen mi kaldın mazlumlar adına yumruğu havada sallamakla kalmayıp slogan atmakla avunmayan? İnternet karşısında cama yapışıp kalan bir sinek kadar aciz, hani İsteyen de aciz, istenen de” dediği gibi Rabbin, ham hayaller, kof bir hurma kütüğü misali liderler eşliğinde, uygun adım marş yürüyen onca müsvedde erkeğe, nasıl emanete ehil olunur, nasıl adam gibi adam yani Âdem olunur, öğretir misin?

Ve sen ey Filistinli genç, Filistinli çocuk, kundaktaki bebe! Sahi hiç beşik mevlütün oldu mu? Süslü yatakların, dolaplara sığmayan giysilerin, kırılıp yenisi alınan, oynanmayıp köşelere yığılan oyuncakların, hortlaklı, kurukafalı, iskeletli, vampirli tişörtlerin, yırtık pantolonların, küpelerin, hızmaların, makyaj çantan, manikürün, pedikürün, perçemlerin, takımın, ya face’in var mı senin? Bana da son video kaydını gönderir misin? Ya arkadaş listeni, en son chatte ne yazdığını? Kimi dinlerken uykuya daldığını? Kimin aşkı ile yandığını, bana izah edebilir misin? Bileyim! Genç olmanın, ergen, çocuk ve bebek olmanın Filistincesini tarif eder misin? Söz senin! Eylem senin! Dava ise hepimizin. “Sen mazlumsun,” bize dua et. Dua et ki dirilelim, şükür ki henüz ölmedik! Lailahe illallah diyerek, iman üzere ölebilelim!

Hatice Dilek Öztürk

Diliniz Eşek Arısı Mı?

DİLİNİZ EŞEK ARISI MI?

Belgesel seyretmeyi sever misiniz? Ben çok severim, izlerim, izlemenizi de tavsiye ederim. Gürültü yapan da her fırsatta ağzını bozan da bozmayıp içinden yedi sülalesine edep dışı davranan da çok. Sen ağaçkakan gibi lafı çakma, olsa olsa haksızlık karşısında “Allah için” kükrerken bile asaletin olsun. Kimsenin soyuyla sopuyla değil, suretiyle değil kalbiyle bağ kur. Söylediklerin yürekten çıksın, müjdelesin, nefret ettirmesin; kolaylaştırsın, güçleştirmesin. Cennete çekmekse hedefin, cehenneme itmeyesin.

Eğer tavuk kadar zahmetli bir işi başarı ile tamamlamış, altın yumurtlamışsanız, ses çıkarıp ilan edebilirsiniz, değilse susun. Şamata yapmayın. Yılan gibi sadece düşmana saldırıp onu sokun ya da boğun. Fakat dostların zehrini, “kol kırılır, yen içinde kalır” misali yutacaksanız, kıvrım kıvrım hayat deresinde bazen toprağın altında, bazen üstünde yol alın. Eğer kartal gibi bakışlarınız keskin ise, yüksek uçun; birkaç adımlık mesafe için kanat açıp kaz olmaya çalışmayın! İnsan olduğunuzun farkına varıp azaları tam kapasite kullanarak hedefe varmaya odaklanın. Polen toplayın arı gibi, dans edin, yön gösterin dostlarınıza. Tavşan gibi zıplayarak, şempanze gibi sallanarak ömür tüketmeyin. Köpek gibi kulakları dikin, kurt gibi havayı soluyun, deve gibi çöle hazırlık için karınca misali çalışın, ipek böceği gibi dokuyun. Aslan gibi kükremeniz gereken yerde, kuzu gibi baş sallamayın. Gerekirse koç gibi boynuz, gerekirse at gibi çifte atarak ya da timsah gibi bataklıkta bile batağa batmadan, kelebek kadar zarif dokunuşlarla kötülükleri önleyin ki, sizi tanıyanlar “Hayatımın rengi değişti” desinler.

Uğur böceği gibi hafif olun, yük olmayın. Puanlarınızdan ona da puan kazandırın. Vakti gelince uçmanın, hem havayı hem karayı kullanmanın zevkini anlatın.

Tüm fırsatları en iyi şekilde değerlendirip gerekirse köstebek gibi kazmanın, leylek gibi hicretin kıymetini bilin. Ama eşek gibi güzel gözüm, yüzüm, bedenim var diye, ilimsiz çirkin sesler çıkarmamak için kendinizi eşek sanıp kitap yüklenmeyin. Onca kitabı okumadan önce Kur’ân’ı okuyun. Anlayın, şakıyın! Öğrendiğiniz ilahî bilgiler yükünüz değil, azığınız olacak, yüreğiniz beslenip canlanacak, kanlanacak, unutmayın.

Hatice Dilek Öztürk

Biri Bana Beni Anlatsa

BİRİ BANA BENİ ANLATSA!

Dersin adı hayat ve ben bilmediğim, tanımadığım bir gezegene bırakılmış küçücük bir zerre isem, zamanla bir şekilde şekillenmiş, büyümüş belli yeteneklere, güce, idrake erişmişsem bütün bunların bir anlamı olmalı. Ve elbette beni buraya bir amaç için gönderenin kim olduğuna, ne için gönderildiğime kafa yormalı.

Yoranlar birer yıldız olup gittiler. Sormuş olmak için değil, bilmiş olmak için sordular. Bilmekle değil, yapmakla onur duydular. Yapamadıklarında mazeret değil, dağ gibi ruhsat vardı ellerinde; çoğu zamansa canlarına bile kastedilse, ölümü düğün gibi algılayıp “An bu an, vakit geldi, şimdi kazanmak lazım!” deyip bindiler şahadet füzesine, cennete kilitlendiler.

Dersi Yaradan’dan aldılar, Peygamber’le zor sorulu testleri başarıyla tamamlayıp cennet Yerleştirme Sınavı’ndan tam puan alarak adlarını Arş’a yazdırdılar. İnsan ve cin şeytanları, düşmanları; salihler ve melekler sadık dostları oldu. Yoruldular, terk edildiler, ağladılar, zaman zaman güldüler fakat ne gevşediler ne üzüldüler. İnandıkları için hep güçlüydüler!

Ey kendini bulmak, kendine yeten bir ben olmak isteyen sen! Kalk ve bundan böyle uyarılara kulak ver, kork. Hard diskine format at, geri dönüşüm kutusundakilere ihtiyacın yok, mesaj kutunu boşalt, listene, dostlarına yeniden göz at; ekranda bir uyarı var, dikkatle oku. Cennete gitmek istediğinden emin misin? Cehennem davetçilerinden gelen tüm yolları engelle. Safını belirle, arada kalanlar ya Araf’ta kalacaklar ya da baş aşağı yuvarlanıp ateşe dalacaklar. Bu anlattığım bilgisayarda oynanan, hilelerle dolu sanal bir oyun değil. Eskiden oyun çağı diye bir kuşak vardı, atalarımız meşru da bulurlardı oynayanı ve oynananı. Çünkü çocuktular. Ya şimdi. Koca koca adamlar oynuyor. Oynadıkça küçülüyor, küçüldükçe cismi hormonlu gibi şişiyor, beyni trafo merkezi, bağlantı hatası yapıp geceyi gündüz, gündüzü gece algılıyor. Soluk benizli, keskin bakışlı, fevri çıkışlı, uyuşuk, dilini anlamakta zorlanacağımız bir ucube çıkıyor akşama doğru şehrin sokaklarına. Birinin bana neler olduğunu, bu yaratığın kim olduğunu anlatması için etrafa bakınsam da anlatacak kimseyi bulamıyorum. Öyle çoklar ki, “Gençliğim, zavallı gençliğim” deyip ağlıyor ve işte böyle zavallı gençliği yazmaya koyuluyorum. Belki hâlâ bir yerlerde, birilerine onlar ulaşmadan ben ulaşabilir miyim diye…

Hatice Dilek Öztürk

Hüzün Bizim Zulüm Sizin İşiniz!

HÜZÜN BİZİM ZULÜM SİZİN İŞİNİZ!

Hüznü seviyorum!

Çok albenili,

Çok mütevazi,

Çok özel bir lezzet gizli içinde.

En şen, en görkemli, en güçlü olunduğu düşünülen anlarda bile

Dünyanın geçiciliğini,

Her an her şeyin değişebileceğini,

Bir bakış, bir söz, bir sitem, bir eylemin,

Nasıl her şeyi ama her şeyi değiştirebildiğini,

Kalmak mı gitmek mi,

Susmak mı konuşmak mı,

Devam mı tamam mı demeye bile kalmadan,

Sahnenin bir anda değişebilirliğini görmek, solumak, tatmak.

 

Burası dünya!

Burada her istediğim olmayacak!

Bura da mahrum kaldıklarım,

Mahrum edilmekle tehdit edildiklerim,

Yahut mahvedilmek istenircesine bombardımana tutulduğum,

Gözümün dolduğu,

Gönlümün kor gibi yandığı,

Belimin kırılmış,

Elimin felç olmuş gibi katılaşıp kaldığı demlerde,

Ne kadar derin bir fayın kırıldığını,

Artık değil artçı,

Öncü deprem bile yaşamaktan nasıl yıldığımı,

Defalarca yaşamış olduğum depremleri hatırlamanın ağırlığı ile,

Hüznün eteklerinden tutup bürünüyorum.

Kimsenin bilmediği, görmediği, duymadığı bir kuytuya çekilmeyi,

O an en erdemli iş sayıyorum.

Ve işte hayat bu diyorum!

Ve asırlar öncesinde Rabbine kavuşan Peygamberime:

‘İstiyorum ya Rasul Allah! Dünya onların Ahiret bizim olsun!’ diyorum.

 

Kahkahalarla gülüp eğlenmektense,

Zulmedenlere ortak olup yürek dağlamaktansa,

Elinden gelmeyecek şeylerden dolayı bile sevdiklerimi suçlayıp,

Canını acıtmaktansa,

Poz vermek kadar kolay, söz vermektense,

Kıymetin kıymetini bilmemektense,

Ne istediğimi bilemediğimden, etrafımdakileri kahretmektense,

Anları, duyguları, ümitleri, ortak idealleri, başarılabilecekleri,

Bir çırpıda yok sayıvermektense.

Hüznü, hüzünlenmeyi,

Hüzünlü bir yüreği Rabbine döndürüp,

Hadi anlat,

Hadi söyle,

Hadi iste,

Sessiz sedasız,

Sadece O’ndan iste!

O seni tanıyor.

O seni biliyor.

Hele de O seni seviyor diyebiliyorsam.

Hüznü seviyorum kardeşler.

 

Bana ihanetleri, bana acıları, bana zulümleri,

Bana dünyayı küçük mü küçük gösteriyor.

Ve ben küçücük dünyam da,

Kocaman bir dünyayı kazanmanın umuduyla,

Tüm hatalarım, acziyetim ve istiğfarımla,

O’ndan ‘hüznümü satın almasını’,

Dünya ve ahiret afiyetini diliyorum.

Bizi güldüren ve ağlatan sensin Rabbim!

Razı olduklarınla ve razı olduklarına gülümsemeyi,

Razı oldukların için ve razı olduğun anlarda ağlamayı,

Bize öğretmeni diliyorum Rabbim.

Bize yaşamayı öğret!

Çünkü ben:

Yaşayan bir ölü olmak istemiyorum!

Amin!

Hatice Dilek Öztürk