Duamız Olmasa!

DUAMIZ OLMASA!

Biz bittik Rabbim!

Küllerimizi hangi nehre savururlardı,

Yangınımızı hangi buz söndürürdü,

Odumuzdaki közde bizi kim bulur,

Gözümüzde ki yaşın menşeini kim bilir,

Sıkışan göğsümüzü kim açar,

Daralıp bir iğne deliğine giren dünyamıza kim sığar,

Zonklayan beynimizin koordinatlarını kim çözer,

Kırılan kanatlarımıza kim merhem sürer,

Dönen başımızı kim tutar,

Ağaran saçımızı kim okşar,

Titreyen elimizden kim kavrar,

Dermansız bedenimizin koluna kim girer,

Kararan içimize gökkuşağı renklerini kim sunar,

Terk edildik sandığımızda bizi bağrına kim basar,

Çaresizliklerimizde çözümleri aklımıza kim devşirir,

Unutmuş ve yanılmışlıklarımıza rağmen bizi kim hatırlar,

Eremediklerimizi kim verir,

Göremediklerimizi kim fark ettirir,

İşitemediklerimizi iliklerimize kadar kim hissettirir,

Hıçkırıklara boğulduktan sonra bile kim güldürür,

Düşünemediklerimizi bile gönlümüze kim düşürür,

Üşüyüp büzüştüğümüzde kim nuruyla ısıtırdı Rabbim sen olmasan!

Andolsun ki yalnız sen!

 

Canım yoluna kurban olsun ki Rabbim!

Biz seni andıkça, biz sana yakardıkça, biz senle seni buldukça kendimizi sever,

Önümüzü görür, yolumuzu bulur, adımızı anılır bulduk.

Çünkü biz, yalnız sen dilediğin için var olmaya devam ediyoruz.

Sen bizi dilemesen, sen bize izin vermesen, ve sen bizi sevmesen,

Biz çer çöpe döneriz Rabbim!

 

Biz bizi yakarız, biz bizi katlederiz, biz bizi mahvederiz Rabbim!

Bizim bizi bizce sana anlatmamıza bile ihtiyaç yok!

Ama biz ancak anlatınca, ancak anlaşılınca, ancak anlamlı olanı tadınca,

Kendimize anlam yükleyebiliyoruz.

Biz bir hiçtik bizi var ettin.

Biz kaybetmek üzereyken, bizi uçurumun eteğinden çektin.

Bizi seçilmişler, elenmişler, kovulmuşlar arasında bırakmaman için,

Sana seçilmiş sözlerle, ispatlanmış delillerle, mükemmel amellerle,

Peygamberimiz ve omuzlarımızda ki şahit meleklerimizle geldiğimizde,

Bizi rahmetinle ele, mağfiretinle bele, Cennetine müyesser eyle istiyoruz.

Çünkü Rabbim her dilden , her lehçeden, her kültürden kardeşlerimle birlikte,

Sana kulca sesleniyoruz.

Biz seni çok sevmek için, sevmeyi bize öğretmeni istiyoruz.

Sen öğretirsen biz öğrenebiliriz.

Öğret bize Rabbim!

Zatını sevmeyi, zatın için sevilmeyi, zatın adına sevmeyi.

Amin!

Hatice Dilek CENGİZ

“Sarp Yokuş 2” adlı kitabından Alıntıdır.

Değişmek Elinizde!

ULVİ DUYGULARI YAŞAMAK VE YAŞATMAK DEĞİL MİYDİ GÖREVİMİZ?

Biliyorum hiç kolay değil diyeceksiniz?

Kolay olmaması yaşanamazlığını göstermez değil mi?

Ne o korktunuz ve kaçtınız mı?

Sahi sesim geliyor mu?

Duymak bile istemediklerinizi söyleyebilirim.

Söylediklerim size ağırda gelse, yine de sabırla okumanızı isterim.

Olur ya belki bir daha vakit bulamayabilirim.

Gitme vakti…

Belki hemen şimdi söylenmesi gereklidir.

Ertelememeliyim!

Şimdi lütfen tüm kalbinizle, kısa bir süre kulak verin anlatacaklarıma.

Yüceler yücesi Rabbimiz bizi ne de güzel yaratmış değil mi?

 

Kalitenizi düşüreni de,

Bildiğini bile bilmezden geleni de,

Bilse bile değişmemekte direneni de,

Bildiklerinin üstünden birdir bir oynar gibi atlayanı da,

Gittiği halde izini kaybettirmemek için direneni de,

Varlığını bile isteye yüzde yüz hissettirmeyeni de.

Sevdiğini söyleyip ihanet edeni de,

Sevmediğini söyleyip,sevdiğini gözlerinde okutanı da,

Sevilmemek için elinden geleni ardına koymayıp, hala sevilmediğinden sızlananı da,

Sevgisini ispatlamaya çalışırken,

Kah öyle kah böyle davranarak, kendi için de çelişkiler yaşayanı da,

Güvenilmediğini bile bile sırf acıtmak için, ‘Buradayım, gitmiyorum!’ diye ayak direteni de,

Sevmediği halde gönlünü eğlemek isterken, kazdığı çukura düşeni de,

Düşüncesizce davrandığı halde, ağır bedel ödemeye gelince şok olanı da,

Düşünmediği ve kıymet bilmediği için, kaybettikten sonra ah vah edeni de,

Sırra kadem basıp, sessizce ortalıktan yok olanı da,

Girdiği her yerde çok iyi şov yaptığı halde ,

Yalnızlığıyla bir yandan acındırıp, bir yandan övüneni de,

Ağır görünüp, hafifliğini ustalıkla gizleyeni de,

Karakteri oturmadığı halde yağıp gürleyip ,mangal da kül bırakmayanı da,

Çok okuyup,çok anlatıp, iş yaşamaya geldiğindeyse, bir güzel kendi avukatlığına soyunanı da,

Yaşanmışlıklara inat, yaşanmamışçasına davranarak kendini avutanı da,

Her an, hemen hemen her konu da tutarsız davranarak,

Eziyet etmek konusunda, üstün madalyayı hak edecek hale geleni de,

İş ciddiye bindiğin de, ceketini alıp toz olmaya hazırlanırken,

‘Zaten ben gidecektim, ısrar ettiğin için kaldım!’ diyeni de,

Sırf bağlanmış olmaktan ve sorumluluk almaktan korktuğu için,

Benliğine ve fıtratına savaş açanı da,

Yaşarken öldüğünü ifade etmek için, kendini kütüğe benzeteni de,

Hayatın anlamını keşfedememişken daha,

Keşfettiği dünyalıkların avuntusuyla kendini kandıranı da,

Mutlu olmanın sınırsız yaşamaktan geçtiğini sanarak,

Her söylediği lafla, kendi kafasını yarmaya aday olanı da,

Sert çıkanı, laçkalaşanı, alayla karışık cambazlık yapanı da,

Kimler yok ki şu hayatta…

Fakat gelin biz biraz kendimizi tartalım,

Kendimizle bir yuvarlak masa toplantısı yapalım.

Fakat artık yuvarlak cümleler kurmayı bir kenara bırakıp,

Aksine çok köşeli gerçekleri akıl hanemize yerleştirip,

Dosdoğru bir dünya için güzel bir temel atalım.

Belki o zaman attığımız bu temeller, bizi kıyamete dek taşıyabilir ne dersiniz?

Biliyorum bu güne dek;

Her seferinde sakalına kanıp dedeniz sanmanın aldatılmışlığıyla, yığılıp kaldığınız da oldu,

Sadece bencilce kendini düşünenleri gördükçe,

Nefesinizi tuttuğunuz ve yutkunmakta bile zorlandığınız da oldu.

Onca hürmete hoyratça karşılık gördüğünüzde ,

Ayakta kalmaya çalışmanıza rağmen, başınızın hızla döndüğü de,

Halden anlayanın ve doğruyu konuşanın kalmadığını gördükçe,

‘Bu dünyadan göçene dek sabretmeliyim’ demeye çalıştığınızda.

Sırtınız da hep bir kambur varmışçasına,

Sürekli siz de kusur bulanları fark ettiğiniz de,

Aceleyle oldu bittiye getirilip, ne halin varsa gör dercesine,

Gecenin bir vakti bir durakta,

Yahut gündüzün bir vakti bir oda da,

O anda oracıkta bırakılı veriliyor olmanın acısını,

Yüreğinizin en derinin de tattığınız da,

Ve geceye katran, gündüze zift dökecek acıları, heybenizde özenle saklayıp,

İlahi adaleti metanetle beklediğiniz o demleri, birbirine eklediğiniz de,

Yokla var arası yaşamının amansız sancılarını,

Bir çok gün doğumu veya gece yarısında Rabbinize sunuşunuz da,

Kaybetmemek için kazanmayı seçmenin sorumluluğunu,

En derin kaygılarınıza ensar etmek için, çok gayret etiğinizi de.

Unuttum sandıklarınızın bile,

Bir ses, bir söz sonrası, aniden beyninize sökün etmesini engelleyemediğinizi de,

Artık yeter, artık bitir, artık kurtul demek içinse,

Kendinizle sürekli mücadele ettiğinizi de,

Biliyorum kardeşler.

Niye mi?

Bunlar insan gerçeğinin yansımaları da ondan.

Ve ben gerçek bir dünyada, gerçek bir kimlikle yaşadığıma göre,

İnanın hiç zor olmadı tüm bunları bilmem ya da hissetmem.

Ben de sizler gibi bir insan olduğuma göre…

 

Peki böyle mi olmalıydı?

Böyle olmasa olmaz mıydı?

Böyle olmamasını en azından bu günden sonrasında sağlamak için ne yapmalıydı?

Güzel sorular bence!

Eğer sizce de öyle ise

Gelin bu kez de bizden öncekilere,

Ta gerilere seyahat edelim hep birlikte.

Bakalım onlar nerde ne yapmışlar ?

Neyi nasıl başarmışlar?

 

Bir; inanmışlar ve inandıkları din uğrunda her türlü zahmete katlanmışlar.

İki; anlatmışlar, anlatırken yumuşakça, nezaketle,

Fakat eğmeden bükmeden ,eklemeden, çıkarmadan,

Tam da olması gerektiği gibi, ne nasılsa öyle anlatmışlar!

Üç; İnandıkları gibi yaşarken, gerekirse terk etmiş, gerekirse göçmüş, gerekirse ölmüşler.

Aslında ölüm denemez onlarınkine değil mi?

Aslında ölümü öldürmüşler.

Haydi gelin biz de nefislerimizi öldürmeyi seçmek yerine,

Nefsi marazlarımızı bir bir tespit edelim.

Sonra her bir tespite söz hakkı verip, derdini dinleyelim.

Ardındansa ağlayan bir bebek misali onu sütümüzle besleyip, gönlünü hoş edelim.

Anne bu adı üstünde,yavrusuna eziyet etmez ya,

Biz de kendi nefsimizi eğitiyorum derken, ağlatıp inletmeyelim.

Şu kısacık dünya da sevmenin, bilmenin, güvenmenin, tanımanın hakkını layıkıyla verelim.

Yol yakınken kendimize dönüp, Rabbimizin bizden istediği doğrultuda,

Yeni yepyeni bir düzen kurmayı bilelim.

Değişmek yalnız bizim elimizde,

Değişirsiniz elbette.

Bir şartla,

Sadece değişmeyi gerçekten istemeniz ve artık yeni bir şeyler yapmayı seçmeniz gerekmekte.

 

Değişimi istemeyenlere gelince?

Onlara ise son sözüm şu!

Onlar ‘taş!’ olduklarını söyleyedursunlar.

Biz taşların bile taş olmadığını bilenler olarak, canlandığınız anı bekler ve size dua ederiz.

Çünkü öyle taşlar vardır ki içerisinden sular fışkırır!

Öyleleri vardır ki yuvarlandığında, Allah’tan korkar hale gelir ve aklını başına alır.

Kim bilir bu zaman,

Belki yarın, belki yarından da yakındır.

Öyle ise ölmedik candan ümit kesmemeliyiz kardeşler,

Sizce de öyle ise eğer,

Dua müminin silahıdır diyor ya Peygamber!

Yüreğimizi delenlerin yüreklerini, dualarımızla yumuşat ya Rabbi!

Kimimizin hıncını kimimize tattıracağını söyleyen Sen,

Bize birbirimizin hıncını tattırma ya Rabbi!

Amin!

Hatice Dilek CENGİZ

“Sarp Yokuş 2 “adlı eserinden Alıntıdır.

Has Kullar

Has Kullar
307- Cinlerin asla gaybı bilemeyeceğini bilir. Bu nedenlede cinlerle iletişime geçtiğini ve haber aldığını iddia edenlere itibar etmez. Falcı, medyum, kahin gibi insanlardan bu tür gayba dair bilgi sormanın batıl bir iş olduğunu bilir. Eğlence, magazin, şakalaşma ve sair göstermeye çalışan insanları açıkça uyarır. Kendisi de her ne sebeple olursa olsun bu ve benzeri işleri meşru, sıradan, basit gören insanlarla aynı ortamı paylaşmaz. Yanında bu tür batıl işlerin yapılmasına izin vermez.
308- Dua ederken ne istediğini, niye istediğini, nasıl istemediğini, neyi istememesi gerektiğini, nasıl istememesi gerektiğini bilir. Haddi aşan ya da düşünmeden yapılan dualardan kaçınır. Bazı insanların dua ederken bile kimden istediğine ve ne istediğine dikkat etmediği için, yaşadığı acı olaylara bizzat şahit olmuştur. Bu bilinçte onu duasında dengeli, doğru ve hayırlı olanı istemeye sevkeder. Musibet anında sabrı ve nimet anında şükrü kuşanır. Başına gelen sıkıntılara sabretmediğinde, Rabbinden nimet istemeye de yüzünün olamayacağını bilir. Sabır ve şükür onun için bir terazinin iki kefesi gibidir. Bolca nimete, refaha, dinginliğe ulaşmak istiyorsa; buna denk hastalık, sıkıntı ve kaosa azimli, ihlaslı, basiretli davranışlarla ulaşılabileceğinin farkındadır. Zirvelere sarp yokuşları tırmanmayı başarmakla, rahmete zahmeti göğüslemekle, Allah’a daima O’na rağbet etmekle kavuşulacağının şuurundadır.
309- Şeytanın insanoğluna açtığı savaşta kazanmasının sebebinin, insanların ahiret bilincinin olmayışından ya da zayıf oluşundan kaynaklandığının idrakindedir. Ahireti, hesabı, şeytanın Allah’tan talebini bilen kulların, elbette şeytanın tuzaklarınıda fark edebileceğini Rabbi ona öğretmiştir. Şeytanın insana gireceği tek kapının ŞÜPHE kapısı olduğunu, şüphe duyan her insanın SORGULAYACAĞINI ve nihayetinde İNKAR edeceğini, oysa İMAN ederse Rabbinin tüm hükümlerine gönülden TESLİM olacağını, bu teslimiyetinde kişiyi KURTULUŞA ulaştıracağını bilir. Şeytanın hiçbir zorlayıcı gücü olmadığı halde, insanı parmağında oynatmasının nedeninin; ona UYMAK ve verdiği VESVESELERİ, yani ZANLARI doğru saymaktan geçtiğini gayet iyi anlamış, hatta zaman zaman tecrübe etmiştir. Rabbine karşı gelen şeytana karşı gelerek ancak Allah’ın taraftarı olabileceğini, şeytanın isyanına karşılık, onun imanının Rabbine vefasını belgeleyeceğinin şuuru, onu daima uyanık ve dikkatli kılar.
Hatice Dilek CENGİZ

Has Kullar

Has Kullar
304- Rabbine karşı gelmekten sakınır. Alemlerin Rabbine pervasızca karşı gelen insanların arasında yaşarken, onlar gibi olmamak, Rabbine olan sadakatini muhafaza etmek için, bilinçli hareket eder. Doğruyu bilmek istemeyen, bilmeyede uğraşmayan insanlar gibi, kendini kandırmayı seçmez. Sıradan bir insandan bile çekinip, haline, duruşuna, sözüne dikkat eden bu insanların, Alemlerin Rabbine karşı umarsızlıklarını görünce nutku tutulur. Ne babanın evladı adına, ne de evladın babası adına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinir. Aynı aile fertlerinin sonlarının aynı olmayabileceğini bilmek, onu rehavet içinde olmaktan uzak tutar. Güzel bir akıbeti ailesi ve sevdikleri ile yaşayabilmek için, örnek alınacak bir yaşam tarzını istikrarla korur, hal dili ile her an tebliğini yapar. İsteyene anlatır. Sorulunca söyler. Farklı bulunmaktan, eleştirilmekten, yargılanmaktan, dışlanmaktan, boykot uygulanıp yalnız bırakılmaktan, tehditlerden korkmaz. Hak bildiği hiçbir kararından geri adım atmaz. Dünya hayatının albenisine kapılmaz. Şeytanın ve ona kanmaya hazır nefsinin, ‘Allah nasıl olsa affeder’ diyerek yaptırmaya kalktığı tüm batıl işlerden, imanının verdiği ihlasla kaçar.
305- Gaybı bilenin yalnız Allah olduğunun şuuruyla; Kıyâmet saati, yahut gelecek, yahut rahimlerde olup biten, yahut iklimler ve hava durumu hakkında kim ne derse desin, bu ve benzeri konularda kati bilginin Allah’ın ilminde olduğunu, diğerlerininse Allah’ın izin verdiği kadarına vakıf olabileceklerini bilir. Hiç kimsenin gelecek hakkında ya da başına geleceklerle ilgili söylediği safsatalara itibar etmez. İnsanın ve kainatın sonunun ne zaman, nasıl, ne şekilde olacağını ayetlerin anlattığının dışında kimsenin bilemeyeceğini bilir. Bu da onu Rabbine çok daha sıkı bağlar. Tüm kontrolün Rabbinin elinde olduğunu bilmek ona hem emniyet hem de haşyet hissettirir. Lüzumsuz konuşan, felaket tellallığı yapan, kendilerine apuk supuk güç atfeden kişi, kurum, toplum yahut toplulukların hezeyanlarına ise güler geçer.
306- Dünya üzerinde Allah’ın ayetlerini hükümsüz bırakmak için uğraşan nicelerinin olduğunu bilir. Bu haddini bilmez, sınır tanımaz, zalim, asi ve inançsızlarla her kulvarda mücadelesini verir. Rabbinin arzında Rabbine meydan okuyanların fütursuzluğunu, farklı platformlarda gözler önüne serer. Aktif, uyanık, azimli, iradeli ve cesur adımlar atacak liyakate, ilme ve beden gücüne sahip olmak için, temposu yüksek bir hayat yaşar. Ne de olsa hayat onun için mücahede yani mücadele demektir. Elbette Rabbi ve Rabbinin dini adına.
Hatice Dilek CENGİZ

Has Kullar

Has Kullar
301- İnkar edenlerin inkarına üzülmez. Bunun Rahmani bir tavsiye olduğunu bilir. Üzüntünün pek çok fizyolojik ve psikolojik hastalıkların kaynağı olduğunu bilmek onu, bedensel yahut nefsi hastalıklara yakalanmama konusunda şuurlu kılar. Üzülmenin kişinin kendi kendini yiyip bitirmesinden başka bir işe yaramayacağının idrakiyle, boş işlerin tümünden yüz çevirdiği gibi boş duygu
ve düşüncelerin de esiri olmayıp, içe kapanmaktan, toplumdan soyutlanmaktan, karamsarlık tuzağına düşüp herşeyden el etek çekmekten kendini korumayı başarır. İçini bilen Rabbine içini her döktüğünde içi aydınlanır. Toplumdan değil kaçmak aksine aralarına girip, yangından insan kurtarmaya çalışan bir itfayeci mantığı ile bu olmazsa şu, o olmazsa öteki demekten vazgeçez. Ümit onun yaka cebinde değil kalbinde capcanlı karanfili olduğu için, dışarıda ne kadar kötü kokarsa koksun, o kalbindeki kokuyla yola devam edecek motivasyonu hep zirvede tutabilir.
302- ‘Bunca insan mı hesaba çekilecek?’ ‘Sıra bana ne zaman gelecek?’ vs gibi aklı hafif insanların akıldışı söylemlerine cevabı Kuran ile şöyle verir. ‘Sizin hepinizin yaratılması veya diriltilmesi tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi kadar kolaydır Rabbiniz için!’ Bu tip soruları ancak Rabbinin her şeyi gören ve bilen olduğunun şuurunda olmayan insanlarca sorulacağının da farkındadır.
303- Denizlerde tonlarca ağırlıktaki gemilerin yüzüyor olmasının bile Allah’ın varlığının delili olduğunun farkındadır. Sabrı ve şükrü kuşanmak isteyenlerin ibret alacak çok şey bulabileceğinin bilinci ile nankörlüğün her türünden ve nankörlerden uzaklaşır. Sıradan insanların her başları sıkıştığında dini tamamen Allah’a has kılarak O’na yalvardıklarını, Allah onları selamete eriştirincede yüz çevirip tekrar müşrikçe yaşamaya devam ettiklerini görür. Ancak kurtulanlardan az bir kısmının orta yolu tutarak Rablerinin rızasına uygun yaşadıklarını gözlemler. İnkar edenlerinse, bile bile inkar edip, hainlikten vazgeçmediklerinin şuurundadır.
Hatice Dilek CENGİZ

Has Kullar

Has Kullar
298- Evlatlarına şirkin büyük bir zulüm olduğunu öğretir. Anne babasına saygı ve hürmette kusur etmemeye gayret eder. Anne ve babası bile olsa, eğer onu şirk koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etmemesi gerektiğini bilir. Onlarla dünya işlerinde iyi geçinir. Allah’a yönelenlerin yoluna uyar. Sonuçta herkesin Allah’ın huzuruna toplanacağını, her yapılanın kayda alındığını bilmek, onu bilinçli adımlar atmaya sevkeder. Yaptığı büyük ya da küçük her şeyin huzurda hesabının verileceğinin idrakiyle, ibadetlerini ihmal etmez. Bulunduğu her yerde iyiliği emredip, kötülüğü engellemeye çalışır. Başına gelenlere ise sabreder. Azimli bir şekilde hayat mücadelesini sürdürürken, alçakgönüllü, doğal ve yumuşak olup, ‘karekterli insan’ olmayı başarır. Hiçbir zaman bağırıp çağıran, gösteriş yapan, taşkınlık yapan, telaşlı, kaba saba bir duruş sergilemez. Aksine bulunduğu yerlerde; olgun, kendinden emin ve olumlu bir etki bırakır.
299- İnsanların çoğunluğunun sorgulamaksızın atalarının izlerinde yürüdüğünü ve buna sıkı sıkıya bağlı olduklarını görür. Bu hal bile insanlığın hataları neden sürekli tekrarladıklarını anlamasına yeter. Kimilerinin hatalı bile olsa sorgulamaksızın bu gidişata dur demek isteyenlere nasıl amansız düşman olduğunu gördükçe, Rabbinin ‘ya ataları doğruyu bilmiyor yahut yaşamıyorlardıysa?’ sorusu aklına gelir. Bütün bu senaryoyu yazan ve vizyona koyanınsa şeytan olduğunun farkındadır. Ne hazin ki şeytanı yok sayanların, şeytanın yönetmenlik yaptığı dünya ölçeğinde işlevsellik gösteren bu capcanlı filminde, baş aktörler şeytanın varlığını bile kabulde zorlananların ta kendileridir. Yığınlarınsa, sürü psikolojisi ile, yeter ki ‘modern hayat’ denilen ve her coğrafya da yerli işbirlikçileri eliyle oynanan bu sahnede, küçükte olsa bir role talip oluşlarını içi sızlayarak izler. İzledikleri onu sadece kime, ne zaman,
nasıl yaklaşması, anlatması, uyarması gerektiği konusunda biliçlendirir. İnsan olarak insanlığın kendini topyekün intihara sürükleyişine, azabı hakedecek bir hayatı umarsızca geçirip kaybetmelerine duyarsız kalmaz. Bıkmadan, usanmadan, pes etmeden anlatır, anlatır, anlatır. Ne de olsa sahile vuran deniz analarından kaç tanesini suya kavuşturursa kurtulacaklarının farkındadır. Su islamdır ona göre. İslamas hayatın, afiyetin, selametin ta kendisi. Sahildeki deniz anaları ise, islamaızlıktan can çekişenler elbette.
300- Eğer bir insan, iyi davranışlar sergileyerek kendini tümüyle Rabbine adarsa, işte onun tutunduğu bu kulpun, asla kopmayacağını bilir. Modern insanın kimliksizleşmesinin en temel sebebinin güven kaybı yahut eksikliği olduğunun farkındadır. Oysa inancın insanın içini kuşatan bir ordu gibi, iç benliğe güç, kuvvet, kudret, emniyet hissettirdiğinin canlı şahidi, bizzat kendisidir. Yapacağı hiç bir iyiliğin kaybolmayıp değerlendirileceğini bilmek, onu daha çok iyilik yapmaya iter. Oysa Allah için yapılmayan iyiliklerin nasılda hunharca hiçe sayıldığına, hem yaşadıklarıyla hem de duyduğu, gördüğü ve dinlediği pek çok insanın gerçek yaşam öyküleri sayesinde tecrübe etmiştir. Bu nedenle ‘iyiliğin karşılığı yalnızca iyilik olacak’ diyerek çıkar yola. Ve iyi olmaya azami gayret edip, iyi olmak isteyip bir yol bir yöntem bulamamışlara, bir dost eli uzatıp, yol ve yöntem öğretmeyi kendine görev bilir.
Hatice Dilek CENGİZ

Has Kullar

Has Kullar
295- Kuran’da ki her bir ayet hikmet dolu olduğunu bilir. Kim güzel düşünmek, güzel davranmak, güzel yaşamak, güzel ölmek, güzel hatırlanmak, güzel dirilmek istiyorsa ilham kaynağının Kuran olması gerektiğinin şuurunda olduğundan, tüm insanlığı bu güzellikle tanışmaya davet eder. Güzel insanlardan olmanın temel dinamiklerinin; günde beş kez Rabbi ile söyleşmekten, kendisinin sahip olduğu nimetleri ihtiyaç sahipleri ile paylaşmaktan, ölümden sonra yaşanılan hayatın hesabının sorulacağına kat’iyetle inanmaktan geçtiğini, bu güzel inanç ve ibadetlerin onu kurtuluşa erdireceğini bilir. Bunu bilmek onu her şart ve ortam da bilinçli, emin ve sakin tutar. Rabbinin ona öğretmiş olduğu muhteşem hikmetlerle, hayatı bir bilge gibi yaşar.
296- Ahirette rezil olacak olanların dünyada hiçbir ilmi delile dayanmadan safsatalarla, insanları Allah’ın yolundan saptırmaya çalışarak ve dinin tüm değerleri ile alay ederek ömürlerini tükettiklerini ve tüketmeye de devam edeceklerini bilir. Bu kötü amaçları için çok para akıttıklarına defaatle şahit olur. Dünya hayatında Rabbine ve Rabbinin kitabına meydan okuyanların, mahşeri unutmuşcasına yaşıyor olmalarından kendine dersler çıkarır. Onların batıl inanışları için bile, onca para akıtıp, emek harcadıklarını gördükçe, Rabbine nasıl daha iyi bir kul olacağı, dinine nasıl daha iyi hizmet edeceği konusundaki gayretini arttırır. Çevresindeki kardeşlerinide bu ve bunun gibi konularda teşvik ederek, istişare ederek, yardımlaşarak, bir ömür Alemlerin Rabbinin taraftarı olmak için çalışıp yorulmayı göze alır. Cennetin onun ve onunla birlikte gönülden doğruya teslim olanların dinlenip, eğlenip, mutluluğun zirvesini tadacakları bir yer olarak, sakinlerini beklediğini bilir. Bu müjdeyi henüz dünyada iken Rabbinden almak ,onu inanılmaz heyecanlandırır.
297- Batıl hayatı tercih edip beğenenleri, ne zaman Kuran ile uyarmaya kalksa, sanki duymuyor gibi davranıp, kibirlendiklerine şahit olur. Onları bu hallerinin sonunun azap olacağına dair uyarır. İnsanın duymak istemediği herşeye karşı, nasılda sağır gibi davrandığını görmek onu irkiltir. Bu nedenlede onlara hiç bir konuda benzememek için duyduğu, bildiği, okuduğu, öğrendiği her bir gerçeğe, yüreği ile teslim olmakla kalmayıp, hayatına yansıtır. Bilipte bilmezden, duyupta duymazdan, görüpte görmezden gelenlerden olmamak için, her tercihinde, her takibinde, her plan ve projesinde imanının kalitesi ile farkını fark ettirir.
Hatice Dilek CENGİZ

Gurbet Psikolojisi

GURBET PSİKOLOJİSİ

Develerin tellal, pirelerin berber olmadığı,

Kaf dağının ardından gelenlerin beklenmediği,

Saraylar, tahtlar, taçlar , ipekten ve atlastan giysiler,

Zümrütler, yakutlar, inciler,

Şelaleler, ağaçlar, çiçekler,

Güzelin ekilip, zarafetin, nezaketin, asaletin kök saldığı,

Umudun, huzurun, sevincin filiz verdiği,

Dostun, kardeşin, evladın etrafımızı sarıp sarmaladığı,

Peygamberlerin, şehitlerin, salihlerin sohbete daldığı,

Sevenin, sevilenin, yürekten sevilmek için bir ömür bekleyenin,

Yüzünde güller açtığı,

Yenilenin içilenin zahmetsiz enerjiye döndüğü,

Irağın yakına, acının hazza, yorgunluğun bitimsiz sefahate dönüştüğü,

Sesin müziğe, sözün müjdeye, bedenin eşsiz güzelliğe ulaştığı,

Terin, tozun, pisliğin,yokun yok olduğu,

Varın varlığının sınırsız, tahayyüle sığmayan,

Umulanın çok ötesinde bir eşsizlikte sunulduğu,bir dünyanın gurbetindeyiz!

Dünyadayız ,sınavdayız , çoğu zamansa bilip yapmadıklarımız yüzünden firardayız Rabbim!

Şu gün, şu ay, şu bayram hürmetine,

Şu canım,şu tevbem, şu duam acziyetiyle,

Ahir Zaman da, Ahiretine göçerken , Ahirimiz Cennetin,

Rızan, hoşnutluğun olsun diye yakarıyoruz.

Bunu başarmak için senden yalnız senden;

Coşturan bir iman,

Hayırlarda koşturan amel,

Şehadetle biten bir son diliyoruz.

Biliyorum bütün bunlar ne sözle,

Ne samimiyetsiz eylemle,

Ne meşakkatsiz bir ömürle kazanılmaz.

Senden zorumuzu kolay,

Çabamızı sürekli,

Niyetimizi amelimizden çok daha hayırlı kılmanı diliyoruz.

Can yakan, kafa kesen, işkence eden,

Suçlayan, yargılayan, aşağılayanlar,

Zalimler, hainler ve sapkınlar,

Her köşe başını nasıl tuttuysa,

Senden senin yardımını,

Katından indireceğin nişanlı melekelerini,

Hayattan çok, ölümü seven mücahit ve mücahidelerinle,

Bize vaat ettiklerini diliyor,

Eğer bizi buna ehil görürsen bizim ellerimizle,

Yok eğer bu mücadele bizim gücümüzü aşan bir hal ise,

Yerin ve göğün orduları biliyorum ki senin elinde,

Biz senden seni ve senin vaat ettiklerini diliyoruz Rabbim.

Yavrularım ,kardeşlerim, ümmetim acılar içinde.

Biz yanıyoruz, biz yakarıyoruz, biz umuyoruz Rabbim!

Gurbetinde olmak bayram bile olsa işte böyle bir şey!

Sana arz ediyoruz halimizi.

Çünkü sen bizim velimizsin, vekilimizsin.

Merhametlilerin en merhametlisi olan Rahman ve Rahimimizsin.

Duyan, gören ve bilensin.

Yaptığın her işi hikmet üzere ve mükemmel yapansın.

Bize nusretini yaşat Rabbim!

Amin!

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.Yazar

“Sarp Yokuş II” adlı eserinden alıntıdır.

Has Kullar

Has Kullar
292- Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna, şeytan ve dostlarının Cehennemlik olduğunu bilir. Şeytanın hilelerine kananların Rablerine eş koşan müşrikler olduğunun farkındadır. Kimsenin kendini ‘şeytana uydum’diyerek kandırmaması gerektiğini, Rabbine uymak yerine şeytana uymayı tercih etmiş olduğunu, bunun da Allah katında kabul edilebilir bir mazeret olmadığını, net bir şekilde anlatır. Çünkü çok iyi bilir ki şeytan imanında ihlası yani samimiyeti, ciddiyeti, hassasiyeti yakalayan ve Rabbinin hoşnutluğunu kaybetmek istemeyenleri azdıramaz. Hayata dair her şeyi çok önemseyip, ahirete dair konuları es geçenlerin, dinlerini hafife aldığının şuurundadır. O da bu gibileri çok ciddiye almayıp, yapacağından, söyleyeceğinden onlar için vazgeçmez. Rabbini hafife alanların, hafife alınmayı hak ettiğini bilir ve bu kilşilere ona göre muamele eder.
293- Allah’tan gayrısını yüceltip putlaştıranların ‘Eğer bize de kitap verilseydi, elbette biz de ihlaslı kullardan olurduk!’ deyişlerine aldırmaz. Bilir ki son indirilmiş kitaba rağmen, onu inkar edenler yine bu gibilerdir. İleride tüm gerçeklerin ortaya çıkacağı güne dek, ağzı olanın konuştuğu bir dünyada , çoğu insanın boş konuştuğunun ve boş şeylere adanmış bir hayat yaşadığının hep farkındadır. Her konuşanın, talepte bulunanın, vadedenin, sözünde durmadığını ve durmayacağını, ayet ayet Rabbi ona öğretmiştir. Bu nedenle de lafa karnı toktur. Sırf konuşmuş olmak için konuşan, sormuş olmak için soran ve sürekli mazeret sıralayanlara karşı temkinlidir. Tecrübeleri bu kişilerle yola çıkılmayacağını, çıkılsa da yolda kalınacağını, yol arkadaşlarını çok ince eleyip sık dokuyarak seçmesi gerektiğini, yaş aldıkça daha net fark ettirmiştir.
294- Zaferin Allah’ın takdirine bağlı olduğunu, Rabbinin ordularının her asırda üstün geldiğini ve geleceğini bildiğinden, onların yaptıklarına, söylediklerine, sataşmalarına aldırmaz. Sadece dikkatle takip eder. Hazırlıklı ve uyanık davranır. Uyarılanların sonunun acı olacağını bildiğinden, uyarıldığı tüm hükümleri yaşamaya devam ederken, öğüt fayda vereni de, güzel ve etkili bir dille uyarmaya devam eder. Kötü sona karşı uyarmamış olmamak adına ne gerekiyorsa yapar ki Rahman’ın huzurunda hiç değilse o kendine düşeni yapmışlardan olsun.
Hatice Dilek Öztürk

Has Kullar

Has Kullar
289- Hayatta iyi kimseler oacağı gibi, kötülerin ve kendine açıktan açığa kötülük edenlerin de olacağını bilir. İyiliğin kişiye göre değişecek bir olgu olmadığını bilir. İyilik herkesçe kabul görecek ahlaki, insani ve dünyevi duruş, hal ve eylemi gerçekleştirecek bir duygu
durumunun sonucudur. Bu duygu durumunu sürekli korumak, ona göre bir erdemdir. İyiliğin yapsam da olur yapmasam da denilerek yapılamayacağından, ‘hiçkimse yapmasa da, yahut taktir etmese de ben yapmalıyım’ denilerek yapılacak, olumlu davranışlar bütünü olduğunu bilir. Kötülüğün ise tarife bile gerek kalmayacak şekilde herkesçe çok iyi bilindiğinin şuurundadır. Hayat boyu tek hedefi iyilikler derleyip, iyilikler ekip, kötülerin kötülüklerine gücü yettiğince engel olabilmektir.
290- Bazen sorumluluktan kaçmanın insanın başına çok daha büyük dertler açacağının farkındadır. Aslında sorumluluk almayı veya sorumluluk verilmesini, dert olarak algılamanın, başlı başına bir sorun olduğunu anladığı gün, sorumluluklarının onu korkutmaması gerektiğini de fark etmiştir. Öyle ya sorumluluk verilmekte, sorumluluk almakta kendine güvenin veya ona güvenildiğinin alameti olduğundan, bunun bile tek başına onu mutlu etmesi gerektiğini hatırlamalıdır. Bu güne dek aldığı sorumlulukların hakkını vermediği her olayda, kendini sıkıntıya sokacak olayların içinde kaldığını görmüştür. Bu olaylardan da başkalarını suçlayarak değil ancak nerde hata yaptığını düşünüp bulduğu zaman sıyrılıp çıkabildiğini tecrübe etmiştir.
291- Ağır imtihanlardan çıktığında kendisini yorgun, halsiz, zayıf hissetmesinin normal olduğunu bilir. Elbette insan olmak ve insan kalmanın ciddi bir mücadele gerektirdiğinin farkındadır. Hataların insan için olduğunu bilmek, hatalarından ders alarak ilerlemek onun hayat prensibidir. Bilir ki tekrarlanan hatalar:
– Tam anlamıyla ders alınmayıp yinelenen davranışlardan
– Kendisi dışında herkesin suçlu görüldüğü anlardan
– Yapılan hata basit görüldüğünden
– Bilmediği yahut eksik bildiği bir konuyu bile, bilirmiş gibi davranarak yaşamaya kalkıldığından,
– Pek çok insanın aynı hatayı umarsızca sürdürüyor olmasından
– Zaaflara ya da duygulara esir olunduğundan
– Hata yapmayı alışkanlığa dönüştürdüğünden
– Doğru yaptığını zannettiğinden
– Nefsin yahut şeytanın tuzağına düştüğünden
kaynaklandığını bilir.
Hatice Dilek Öztürk