Bir Soru Bir Cevap

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Sevgi, Güven, Saygı hangi sırayla hayatımızda yer almalı?

Cevap: Güven, Saygı, Sevgi

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Hayatımızdaki karmaşıklığı düzene sokmak için, işlerimizi hangi sıra ile yapmalıyız?

Cevap: Ahiret İşleri, Acil işler, Dünya İşleri

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Hayatta asla vazgeçmememiz gereken ilk üç değerimiz kimler ya da neler olmalı?

Cevap: Rabbimiz, Peygamberimiz, Kendimiz

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Ne zaman, nasıl davranmalıyız?

Cevap:

Madden ve manen kendimizi huzurlu hissettiğimiz her an ŞÜKRETMELİYİZ!

Elimizle işlediklerimiz yüzünden başımıza gelenlere yahut hangimizin daha iyi kul olduğunun denendiği anlara, uyarmanıza  rağmen değiştirmenin yahut düzeltmenin mümkün olmadığı durumlara SABRETMELİYİZ!

Alemlerin Rabbinin Kuran’da yasakladığı ve yapmayın dediği fakat rağmen yaptığımız hatalar için TEVBE ETMELİYİZ!

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: İslam inancında en hayırlı ibâdet hangisidir?

Cevap: Allah’ı daima hatırda tutmak. Daima O’na yönelmek.

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Kim hem izzetli hem de şereflidir?

Cevap: Allah’tan başka kimseden bir şey istemeyen izzetli, gece Rabbini anmak ve ibadet etmek için uykusunu bölüp kalkan kul şereflidir.

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Kuran’a göre kafir kimdir?

Cevap: Rabbine karşı gelip şeytanı destekleyen!

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: Neyi söylemeliyiz ve ne zaman konuşmamalıyız?

Cevap: Ya hayır söylemeli, ya da hayrı yumuşakça söylemeyi başaramadığımız anlarda,

etkili olamadığımız anlarda, öfkeli olduğumuz anlarda susmalıyız!

 

Bir Soru Bir Cevap

Soru: İnsanların çoğu nasıl iman eder?

Cevap: Şirk koşarak.

Önemli Not: Şirk Allah’ın asla affetmediği filldir! Ve şirk ehli ebedi Cehennemliktir. Hiç kimse, bu kimseyi Cehennemden kurtaramayacaktır.

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

Biliyorum

Biliyorum!
Biliyorum her şeyin bir sonu var.
Biliyorum her şey olması gerektiği gibi ya da değil ama bir gün bitecek.
Önceleri ilkler heyecan verirken, artık sonlara odaklanıyor ve her şeyin sonunu bekliyorum…
Şimdi güzel, şimdi hoş, şimdi anlamlı…
Ya sonra, ya sonunda, ya en sonunda da anlam ifade edecek mi gerçekten?
Ve sonra Rabbim diyorum;
Başlangıçlarımızı değil sadece,
Sürecimizi ve en nihayetinde sonumuzu hayır eyle!
Nice güzel görünen iş ya da oluş hatta duruşun sonu hüsran, sonu hicran, sonu hezimet ile biterken…
Sonumun sonu,
Neslimin sonu,
İşimin sonu,
Yolumun sonu,
Benim sonum selamete çıkmazsa,
Ne söylediklerimin,
Ne savunduklarımın,
Ne anlattıklarımın,
Ne yaptıklarımın,
Ne başardım sandıklarımın,
Hiç ehemmiyeti olmayacağını çok iyi biliyorum.
Bize anlamın anlamını,
Anlamı kalmadan değil,
Hemen şimdi,şuracıkta,
Şu an öğret Rabbim!
Soran da, sorulan da masum değil!
Sen Selim kalpler bahşet bize…
Çarptıkta,
Hissettikçe,
Yaşadıkça yönümüzü
Sana çevirsin.
Bize rağmen bizi koru,
Senin burhanına, keremine, lütfuna, hıfzına muhtacız Rabbim.
Canımızın canı senin kudret ellerinle kıymet bulur.
Bizi kıymet verdiklerinin arasına kat Rabbim!
Amin!

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda müh.-Yazar

Kendinizi Sevin!

Kendinizi Sevin!

Hem öyle sevin ki!
Ne sizi doğuran anneniz,
Ne neslinizin atası babanız,
Ne doğurduğunuz evladınız,
Ne eşiniz,
Ne kardeşiniz,
Ne dostunuz,
Ne arkadaşınız,
Ne soyunuz sopunuz,
Kimse sizinle O’nun arasına girmesin!

Herkese olması gerektiği kadar değer verin. Allah’ın, “Hürmetler karşılıklıdır” dediğini; “Size düşman olana dostluk yapın, bir de bakmışsınız ki dostunuz oluvermiş” diyerek barışa davet ettiğini, “Eşleriniz ve çocuklarınız imtihan sebebidir, sabredenleri müjdele” dediğini (yani ailenin imtihan olduğunu) bilin. Eğer Allah’a ve Rasûlü’ne düşmansa, en yakınımız da olsa sevmememiz gerektiğini bilin. Peygamber’in, “En çok kime hürmet edeyim?” diye sorana, “Annene, annene, annene sonra babana” dediğini hatırlayın. Ama en önemlisi kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Şirk en büyük zulüm, unutmayın! Ellerimizle işlediklerimiz yüzünden gelecek, başımıza gelenler. Kendinize bakım yapın. Kırılan, dökülen, yıpranan neyiniz varsa onarın. Ve ayağa kalkın. Gözünüzün içine aynada bakın. Sonra kendinize “O senden razı mı?” diye sorun. Cevap hayırsa, artık hiç değilse siz, kimse bilmiyorsa, bilmediyse, siz kendi kıymetinizi bilin. Ölüler şehrinde dirilin, Kur’ân’ın hakkını vererek okuyun. Canı canana emanet edin!

Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Mühendisi-Yazar
e-mail:hdilek.huzur@gmail.com
www.huzuryasamkocu.com

Tutarlı Bir Hayata Merhaba

TUTARLI BİR HAYATA MERHABA!

Doğmalı insan!

Kolayına gelen kadarı ile kitabını okuyarak, her güne yeniden doğmalı.

Balığın karnına bile girmiş olsa, tevbeye ve tevhide sarılarak, kurtulmayı başarmalı.

Güzel bir hayatı yaşamak benim elimde diyerek, kolları sıvamalı.

Gününü gün etmek isteyenlerden farkını, her zaman ve zeminde ortaya koymalı.

Doğduğu dünyanın gerçeklerini, doğmasını dileyene sorup uygulamalı.

Doğdumsa ne olmuştan kurtulup niye sinin, kulluk için olduğunu anlamalı ve anlatmalı.

Doğumu bir şölenken, ölümünü felakete çevirmemeyi başarmalı.

Doğduğu yeri, doğduğu aileyi, doğduğu zamanı doğru okumalı ve yazmalı.

Doğarken ölmüşüm batağında saplanıp kalmamalı.

Ağlamalı İnsan!

Başlangıçta nefes almak, sonrasında rahatlamak için ağlamalı.

Düştüğünde acıdığını, üzüldüğünde kırıldığını, sevindiğinde heyecanını belli etmekten korkmamalı.

Bir şeyler ters gittiğinde, elinden bir şey gelmediğinde, tıkandığında açılmak için ağlayabilir olmalı.

Yıprandığında, uslandığında,acı çektiğinde, pişman olduğunda yakarabilecek bir kıvamda yaşamalı.

Ağladığı demlerde bile, nezaketinden ödün vermeyerek, göz ve gönül eşliğinde duygularını anlatmalı.

Ağlatan şey ne ise doğru tespit ederek, soyut olmaktan çıkarıp somutlaştırabilmeli.

Ağlamamaya kendini zorlamaktansa, bu hale düşmeyecek bir bilince ermeli.

Ağlamakla işin bittiğini değil, başladığını önce kendisine göstermeli.

Ağlayabilmenin bir erdem olduğu gerçeği ile, kendi acılarından kendine, çay demleyebilmeli.

 

Gülmeli İnsan!

En çok ta kendine gülmeli.

Acze düştüğü anlara bakıp, kul olduğu gerçeğini bir kez daha idrak edebilmeli.

Olana bitene, yapılana edilene, yoksa şöyle miydi pozitifliğiyle bakmayı başarabilmeli.

Gün gelip boş versene diyebileceği şeyleri, gecikmeden bu günden gülücüklerle yolcu edebilmeli.

Gülümseyebilmeyi bir meziyet, asık suratı bir eziyet bilmeli.

Gülümsenmesi gereken yerde kahkaha atarak, rahmeti fütursuzluğa çevirmemeli.

Gülünmeyecek yerlerde bile gülerek, kendini densiz ya da komik duruma düşürmemeli.

Gülerken ağlatmamak için, yerli yersiz konuşmaktan kaçınmalı.

Gülümsemeye ihtiyacı olduğunu hissettiklerine, güzel anlar yaşatabilmeyi başarmalı.

 

Konuşmalı insan!

Susmaması gereken anlarda susarak, sevdiklerini kahretmemeli.

Kiminle, nerede, nasıl ve ne şekilde konuşulacağını;düşünerek, okuyarak, gözlemleyerek öğrenmeli.

Kalbi coşturanı, ayağa kaldıranı, umudu diri tutanı, söylemeyi bilmeli.

Kaba ve katı yürekli olmadan, güzelce ve yumuşakça uyarabilmeli.

Konuştuğunda,az ve öz söyleyerek, kimse de usanç uyandırmamalı.

Konuşturmak için değil, dinlemek ve anlamak için, bilmediğini sormalı.

Konuştuğundan çok iş yaparak, güven uyandırabilmeli.

Konuşmalarıyla yolcu edileceğini bilip, sözün gücünü kullanabilecek ehliyette olmalı.

Kelimeleri inci gibi derinlerden seçmeli ve yürek toprağına, marifetle ekmeli.

 

Yemeli insan!

İhtiyacı kadarıyla , temiz ve helal olanı neyse onları yemeli.

Ne kendini, ne bir başkasını yiyip bitirircesine, bir hayat yaşamamalı.

Yenilmesi gerekeni gerekmeyenden ayırt edecek bir bilinçte olup, bedenini ifsad etmemeyi bilmeli.

Davet edildiğinde, adabıyla ve muhakkak besmele ile başlayıp, şükürle nihayetlendirmeli.

Yenilecekler için gösterdiği özenden çok fazlasını, hesap vereceklerine göstermeli.

Yemek esnasında, lüzumsuz ya da can sıkıcı konuşmayarak, yemeği zakkuma çevirmemeli.

Yemekten herkese ne kadar düştüğünü gözlemleyip, tek başınaymış gibi hareket etmemeli.

Yemeğe davet edildim diye, bütün gün ya da gecede, ev sahibine yük olmamalı.

Yemekte israfa kaçmaktan korkup, aç, bitap, hasta ya da fakirleri gözetmeli.

 

Giyinmeli insan!

Örtünmek için giyinmeli.

Kendisinin kimi ve neyi temsil ettiğini, giysileriyle net belli edebilmeli.

Kumaşı, modeli, tarzı, estetiği, ile kendisi hakkında, temel bir intiba bırakabilmeli.

Tertemiz olmakla kalmayıp, sade , düzgün ve yakışanı, Allah’ın iznine göre seçebilmeli.

Gözü de gönlüde rahatsız etmeyecek şekliyle giyinip, saygınlığını ve olgunluğunu hissettirebilmeli.

Giyerken ve çıkarırken ,imkan, sağlık ve nice alternatifler sunan Rabbine, gereği gibi şükretmeli.

Giydiklerinin hakkını , giymediklerinin hesabını verebilecek şekilde davranmayı bilmeli.

Giyeceği olmayanı giydirmek için ,elinde avucunda olanı iyi değerlendirmeli.

Giyilmesi gerekenden, giyilmemesi gerekeni iyi ayırt edip, çirkin görüntülere , el, dil veya kalbi ile müdahale edebilmeli.

Giyinirken kim olduğunu, ne iş yaptığını, gelir seviyesini, yaşını, cinsiyetini,belli eder şekilde seçimler yapabilmeli.

Giydikleri ile kimlerin tuzağına düştüğünü fark edebilmeli.

 

 

Uyumalı insan!

Dinlenmek niyeti ile uyumalı.

Uyutmak isteyenlere kanmadığını belgelercesine, uykusunu her gece mutlaka bölebilmeli.

Kaçmak için değil, kalkmayı başarabilmek için yatağına yatmalı.

Kabuslar gördürecek, uykuyu böldürecek, uyku kalitesini düşürecek tüm tuzaklardan uzaklaşabilmeli.

Uyanık olduğu her anı dopdolu yaşamak için, dua ve muhasebe ile uykuya dalabilmeli.

Uyuyanları uyandırmak için az uyumayı göze alıp,çok çalışmalı.

Uyuyamayanlara gereken yardımı ve anlayışı gösterip, empati kurmalı.

Uyunmaması gerektiği anlara, uyumamayı başararak idmanlı olmalı.

Uykusunu ritme sokup, düzeni oturtarak,bedenini gereğinden çok yormamalı.

 

İnanmalı insan!

Rabbinin her söylediğinin,kendisinin hayrına olduğuna inanmalı.

Şirksiz bir imanla, her an Rahman’a bir adım daha yaklaştığının farkına varmalı.

Kimseyi zorla inandırmanın veya kimseye iman ikram edilemeyeceğinin farkında olmalı.

İmandan daha değerli bir nimet olmadığını, sıkça kendine hatırlatmalı.

İnandığı gibi yaşadığında, yaşadığının onun dini olacağı gerçeğini unutmamalı.

İnancı uğruna bedel ödemeyi göze almadan, Cennetin hayalini bile kurarak kendini kandırmamalı.

İnanmadıklarına inanmış gibi yaparak, dini oyun ve eğlence sanma yanlışına düşmemeli.

İnanabileceklerinin, yalnız Allah’tan korkanlar olması gerektiğinin, farkında olarak yaşamalı.

 

Sevmeli insan!

Sevilecek olan ne varsa sevebilmeyi, sevmeli.

Değer verdiklerini söylediklerinin, canını yakmamayı bilebilmeli.

Yaratılmışı sevdiğini söylerken,yaratanı gazaplandıracak bir tavra girmemeli.

En çok Rabbini, sonra Peygamberini, ardındansa kendini severek, Cennete aday olabilmeli.

Severken,kimi, ne zaman nasıl ve ne şekilde sevmesi gerektiğini, Vedud olan Rabbinden öğrenmeli.

Sevgisini hak etmeyenlere, gereksiz ilgi göstererek, duygularını har vurup harman savurtmamalı.

Sevilebilecek hale gelene dek, kendi yanlışlarını düzeltmeye çok mesai harcamalı.

Sevdim dedikten sonra değil ,öncesinde kendini iyi tartarak yürek yakmamalı.

Sevgiyi en güzel şekliye hissetmeli, hissettirebilmeli, hissettiremeyenlere yanlışlarını düzeltme fırsatı vermeli.

 

Korkmalı insan!

Kazanması gerekenleri, kaybetmekten korkmalı.

Rabbinin kudretini gereği üzere düşünüp, yürek telini titretmeli.

Hesabın çetin olacağı anları, bu dünya da hayra tebdil etmek için, canını dişine takmalı.

Yaptıklarını tekrarlar olmaktan, o hal üzere ölmekten korktuğu için, korkmalı.

Korkularını devşirmeli ve Rabbinin istediği şekle şemale çevirmeli.

Korktuğu için kaçtıklarına dönüp, kaçtığı için korktuğunu bilmeli.

Korkularını ilahi kitapla yargılayıp, gerekene beraat kararı vermeli.

Korkunun kendisini korkutmayı , Rabbinden başka hiç bir şeyden korkmayarak becermeli.

Korkusu sevgidense kıymetini, kaygıdansa hikmetini , acıdansa azmetmesini ve sabretmesini bilmeli.

 

Ölmeli insan!

Davası için, dev gibi ölmeli.

Rabbe yürürken boyut değiştireceği anda, şifre kelimeyi söyleyebilmeli.

Onca ölümlü arasında farkını fark ettirecek bir ölümü, kendisine hedef seçmeli.

Yaşamına değer katmayan her şey ve herkesi, yürek mezarlığına defnetmeyi bilmeli.

Son vuruşun muhteşem olması için,her vuruşa aynı ehemmiyeti verebilmeli.

Ölümün bile çok güzel olabileceğini ,ölümle yüzleştiğinde,nurlanmış bedeniyle şahitlik edebilmeli

Öldürülürken bile, pek çok kişinin dirilişine vesile olanlar olduğunu bilip, ders almalı.

Ölümü ense kökünde hissedip, kalıcı değil gidici, alıcı değil verici, yerici değil eğitici olmayı başarabilmeli.

Öldürmektense, yaşatmayı; bıktırmaktansa hatır gönül yapmayı bilmeli.

Ölülerle değil dirilerle , kötülerle değil iyilerle yol alıp, huzura esenlikle gelebilmeli.

İşte tüm bunları başarıp ta, tutarlı bir hayata ‘merhaba’ demeyi seçenlere, ‘selam olsun!’

Hatice Dilek Cengiz

‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır

Bu Yürekçe

Bu Yürekçe!

Güven verilir ve hissettirilir, telkinle güvendirmek mümkün değildir!
Bekletmek yüreğe ağır geleceğinden, insaf ehlinin işi değildir!
Dinlemek erdemin, susturmak nezaketsizin işidir!
İnanmak kalbi, ispatı kavli değil sadece, bedeni de bir duruş sergileyebilmektir!
Sevgi Rahmani bir ayettir gökten iner lakin, samimiyet toprağında ancak sürgün verir!
Kimin gerçekte ne istediği elbet sözünden değil,
özündekine rağbetinden bellidir!

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu -Gıda Müh.- Yazar

Öfke Zehirden Acı

ÖFKE ZEHİRDEN ACI

Baldan tatlı bir hayat yaşamak çok mu zor? Bu şartlar altında evet. Yenilen, içilen, seyredilen, dinlenen ne varsa sağanak sağanak öfke yağdırıyor kasınıza, kemiğinize, etinize işliyorsa çok zor! Böyle yaparak, ömrünüzü yiyen bir bakteriye dönüştürmeyin sorunlarınızı.

Artık onların yediklerini yemekten vazgeçin.

Onlar gibi eğlenmekten,

Onlar gibi dinlenmekten,

Onlar gibi yatmaktan, istifa edip kendi tarzınızı belirleyin.

Bir farkınız olsun. Onlar kendilerinin reklamını yapadursun, siz Ashabın reklamını yapın.

Klas bir duruşunuz olsun. Müslimce sevin sevdiklerinizi, Ömer’ce öfkelenin Allah için, Ebu Bekir’ce verin, Ali’ce bilin, Osman’ca edeplenin.

Görün bakalım karanlık caddelerden siz geçtikçe aydınlanma olmayacak mı?

Herkesin çok konuştuğu ama çoğu zaman Kitab’ı bilmeksizin konuştuğu şu dünyada, siz sadece bildiğiniz konularda konuşun. Konuştuklarınızsa Rahmânî olsun.

Öfkelenmeyin, öfkelenmeyin, öfkelenmeyin!

Öfke baldan tatlı değil, bilin ki zehirden acı. Her öfkelendiğinizde, içinizde bomba patlatmışçasına kendinize zarar verdiğinizi bilin.

Nefsinize bir haksızlık mı yapıldı? “Kendimi tutmayı artık başaracağım, çılgına dönmeyeceğim, dilimi ısırmışçasına ortamdan kısa bir süre uzaklaşıp sonra duygularımı söyleyeceğim!” deyin içinizden. Sonra dönün sakin bir dille neden kızgın, kırgın, haklı olduğunuzu düşündüğünüzü anlatın bir kez. Laf anlayana anlatılır, anlamadığını fark ediyorsanız ilişkinize alt bir seviyeye getirerek, o günden sonra geri çekin kendinizi.

Bazen sürekli iletişim kurmanız gereken biri ise sizi geren, takva sahibi olmak isteyenlerden iseniz, küçük hatalarını affedin etrafınızdakilerin. Çünkü Allah takva sahiplerinin, insanların kusurlarını affedeceğini söylüyor. Siz onları affedin ki Rahmân da sizi affetsin.

Her öfkenizi yuttuğunuzda sabır cennetine yatırım yaptığınızı, her öfkenizi kustuğunuzda ise; iki rekât namaz kılıp etrafı da gererek kul hakkına girdiğinizden, hem Rahmân’dan hem de kullarından özür dileyin.

Bol bol Sabur, Halim, Kerim, Latif, Rahmân isimleri ile Rabbinize sığınıp sizi de yumuşak huylu hale getirmesi için dua edin.

Korkulan değil, sayılan

Kaçılan değil, aranan

Sövülen değil, takdir edilen

Cezalandıran değil, bağışlayan

Hesap soran değil, hesap sorulacak âleme göç etmeden uyaran

Bıktıracak kadar konuşan değil, konuşmaları ve tarzı ile ortamı ısıtan

Dehşet saçan değil, Rahmet peygamberi gibi emniyet sunan

Avazı çıktığı kadar bağırmak yerine, volümü iyi ayarlanmış kalp yumuşatacak bir ses tonu ile konuşabilmek için, çok sıkı hazırlık yapın. Neyle mi? Hucurât sûresinin birinci ve ikinci âyetleri ile: “Seslerinizi Allah’ın ve Rasûlü’nün önüne geçirmeye kalkmayın. Yoksa bütün amelleriniz boşa gider!”

Hatice Dilek Cengiz

Hoşgeldin Küçüğüm

HOŞGELDİN KÜÇÜĞÜM!

Hoş geldin dünyamıza!

Evet burası dünya.

Henüz farkında olmadığın, zamanla olacağın, kocaman bir topun içindesin.

Evet burası dünya sen bir bilinmeyenden gelip, henüz içimize yerleştin.

Seni gönderen seni seçti, milyonlarca rakibin arsından,

İşte sen evet sen şimdi bizimlesin.

Seni çok seven bir ailen ve kardeşlerinle beraber kim bilir neler neler yaşayıp göreceksin.

Korkma küçüğüm!

Hem de hiç korkma!

Sen her şeyle ve herkesle baş edebilecek bir güce geleceksin inşallah!

Nasıl mı?

Çünkü seni çok sevenlere emanet etti Rabbin!

Bil ki güvendesin!

Gül şimdi ve konuşamadığından ihtiyaç duyduğunda ağla.

Sen özgür ve sağlıklı bir bebeksin.

Hep öyle kal!

Büyüdüğünde, kendini rabbinin dininin yardımcısı olmaya hazırla.

Sen Muhammed’sin ve övülen bir makam için, isminle müsemma olmayı bilmelisin.

Yaşıtların var şu an, küçüklerin hatta ve büyüklerin dünyanın dört bir yanın da.

Onlar dardalar onlar zorda.

Büyü bebeğim sen anneciğinin kucağında,

Büyü de, güçlen.

Senin ve bizim yapacak çok işimiz var.

Sen umutsun,

Sen nursun,

Ve sen bir tohumsun.şimdi.

Zulme ve küfre inat Anadolu’nun bağrında.

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu Gıda müh. Yazar

“Sarp Yokuş II” adlı kitabından alıntıdır.

‘İŞTE’LERİN OLMADIĞI BİR HAYATA ÖZLEM!

Zamanı lehinize işler hale getirmektir hayat.

Akıp giden,durmak bilmeyen, kısır döngü gibi görünse de,

Aslında her an yepyeni gelişmelere açık bir yön saklıdır içinde.

Gün geçer, ay ve yıl kovalar sanki birbirini,

Ve siz bir gün, bir an, olmadık bir zaman da geriye dönüp baktığınızda,

Ne çok şeyin takıldığını anlarsınız eteklerinize değil mi?

Ne çok şey birikmiştir, omuzlarınızda, kollarınızda ve gönlünüzde.

Ve ne çok şey geride kalmıştır, isteseniz de istemeseniz de.

Hayat bir şelale misali akıp gitti sanırsınız avuçlarınızdan,

Oysa biriken birikmiştir bir yerlerde.

Biriktirdiklerimin hantallığı mı yoksa şu beni saran diye düşünmeli,

Bir yeni güne daha aynı kötü hislerle başlamamak için,

Değişmeli, dönüşmeli, zıplamalısınız tırabzanlardan.

Kim bilir belki de bu son gününüzdür ne dersiniz?

Son kez sunulan nimeti tepişiniz,

Sırtınızı dönüp gidişiniz,

Aldırmadan ezip geçişiniz olabilir.

İşte tam da bunun için çok ince düşünmeli,

Sağlam hesap yapmalı,

Tüm kabiliyetlerimi sonuna kadar kullandım mı diye, kendinizi tartmalısınız.

Kimse sizin yerinize koşacak,

Kimse sizin yerinize yürüyecek,

Kimse sizin yerinize tutacak değil.

Bu hayat sizinse eğer, önce siz ona ‘sizin muamelesi’ yapmayı bilmelisiniz.

Kaçımız hayatı ıskalamadı ki bu güne dek.

Kaçımız olması gereken yerde vakitlice oldu.

Kaçımız yürek odunda sözleri pişirdi, sonra sundu.

Ve kaçımız pişman olmayacağı ve üzülmeyeceği bir dilekçeyi

Ölüm anına hazırlayıp, Rabbine onurla sunabildi.

Şükür ki hala yaşıyoruz ve hala kalemimizde mürekkep var kardeşler.

Öyle ise artık sunulası şeyler yazalım mı ne dersiniz?

Nedenler veya nasıllar orada bize asla sorulmayacak.

Bu nedenle de ‘işte’ diye bir cevap ta elbette kabul görmeyecek.

Hatta sesler kısılıp, başlar öne düşecek.

Dünya da secde etmeyi kibirlerine yediremeyenler, orada yüzüstü sürünecek.

Ve ‘Bu gün size güzel haber yasaktır yasak!’ denilecek.

Ya Rahman bizi ve sevdiklerimizi bu güruhta olmaktan dünya ve ahirette uzak eyle.

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu – Gıda Müh. – Yazar

“Sarp Yokuş II ” adlı kitabından alıntıdır

Güvenmek!

GÜVENMEK!

Allah’ım bizi güvenilir olanlardan eyle!

Allah’ım bizi sözünde duranlardan eyle!

Allah’ım bizi ardına düşülebilecek, yanında durulabileceklerden eyle!

Allah’ım bizi dininin havarilerinden eyle!

Allah’ım bizi yolunun şehitlerinden eyle!

Allah’ım bizi bulunduğu yerde, tek başına bile ümmet olabilenlerden eyle!

Allah’ım bizi fitne kalmayıncaya kadar, gevşemeden ve üzülmeden çalışanlardan eyle!

Allah’ım bizi kafir ve münafıklara deneme konusu eyleme!

Allah’ım bizi ve soyumuzu çalışıp boşa yorulanlardan eyleme!

Allah’ım yakınlarımızla gözümüzü aydın eyle!

Allah’ım bizi şerre engel, hayra destek eyle!

Allah’ım bizi salihlere kardeş kıl, münafık ve kafilerinse heybetinden korktuklarından eyle!

Allah’ım evlerimizi Kur’an okunan ve adının anıldığı evlerden eyle!

Allah’ım işimizi bize kolay, aşımızı bize şifa eyle!

Allah’ım bizi daima veren el olan eyle!

Allah’ım bizi yürek yakmaktan ve hainlere ortak olmaktan muhafaza eyle!

Allah’ım bizi her girdiğimiz yerde, izzeti ikram görenlerden eyle!

Allah’ım her sıkıntılı halinde, bizi kurtuluş yollarını hazırladıklarından eyle!

Allah’ım her şeytani hileyi, Rahmani çözümlerle bertaraf edebilenlerden eyle!

Allah’ım girdiğinde rahmet olan fakat, gittiğinde zahmet olmayanlardan eyle!

Allah’ım bilemediğimizde sezgimizle, göremediğimizde ferasetimizle bizi güçlü eyle!

Allah’ım imanı bize kale, bizi ise dinine nefer eyle!

Allah’ım duygu ve düşünce dünyamızda, cennet umudunu daima diri eyle!

Allah’ım bilinçaltımız ve reflekslerimizle bizi,

Cehennemine karşı olağan tedbirler alanlardan eyle!

Allah’ım günü, ayı ve yılı bize asır gibi bereketli eyle!

Allah’ım zaman ve zeminin gereklerini iyi okumayı, başarmayı nasip eyle!

Allah’ım yüzünden ve sözünden, insanın hasını tanıyabilecek bir ilme nail eyle!

Allah’ım bizi hatalarımızın çöplüğünden çıkmaya müyesser eyle!

Allah’ım bizi kendi öz nefsine tercih edenlere yaren eyle!

Allah’ım bize nimetten hesap vereceğini bilerek yaşayan, bir şuur ihsan eyle!

Allah’ım amelde veya niyette şirkin her türünden korunmamızı nasip eyle!

Allah’ım olmasını istediğimiz her şeyi hakkımızda hayırlı kıl ve işlerimizi ol dediklerinden eyle!

Çünkü biz;

Güvenemiyoruz Senden gayrısına.

Güvenemiyoruz laf cambazlarına,

Güvenemiyoruz yalanın bini bir para modunda yaşayanlara,

Güvenemiyoruz kuyumuzu kazmak ister gibi bizim gizlimizi araştıranlara,

Güvenemiyoruz sağ gösterip sol vurmak istediği her halinden belli olanlara,

Güvenemiyoruz bir dediği bir dediğini tutmayanlara,

Güvenemiyoruz ağzını çok rahat bozanlara,

Güvenemiyoruz öküz altında buzağı arayanlara,

Güvenemiyoruz kendinden başka kimseye güvenmediğini itiraf edenlere,

Güvenemiyoruz iş söz değil öze gelince, tevile sığınanlara,

Güvenemiyoruz her ağzını açtığında, kusur bulanlara,

Güvenemiyoruz gürlemekle kalıp, yağmur yağdırmak yerine çölde bırakanlara,

Güvenemiyoruz yürek dağlamayı hafife alanlara,

Güvenemiyoruz aldatmayı basit sayanlara,

Güvenemiyoruz kılı kırk yarıp işi yokuşa sürenlere,

Güvenemiyoruz yanında kendimizi kastıklarımıza,

Güvenemiyoruz her an açığımızı bulmak istercesine davrananlara,

Güvenemiyoruz gözümüzün içine sorusuz ya da sorgusuz bakamayanlara!

Güvenemiyoruz bize ait olanı kendisininmiş gibi, pişkince kullanmaya kalkanlara,

Güvenemiyoruz saygı ve nezaketi ayrıntı sayanlara,

Güvenemiyoruz en yakınlarına duman attıranlara,

Güvenemiyoruz konuştuğunu yaşamayanlara,

Güvenemiyoruz dünyayı çok sevdiği, her halinden belli olanlara,

Güvenemiyoruz paranın her kapıyı açtığını sananlara,

Güvenemiyoruz kalbi ile değil, beyni ile çözüm sunanlara,

Güvenemiyoruz dini bir cüzdan gibi arka cebinde taşıyanlara,

Güvenemiyoruz havaya göre kostüm değiştirenlere,

Güvenemiyoruz sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyenlere.

Biz yalnız sana ibadet edip, yalnız senden yardım dileyerek,

Senin kullarını en iyi sen bileceğinden,

Senin dostlarını seçebilecek bir güveni, bize sağnak sağnak yağdır.

Biz bu güne dek, sana dua etmekle hiç mutsuz olmadık!

Çepeçevre alevler içinde kaldık.

Kurunun yanında yanan yaş olmak istemiyoruz Rabbim!

Amin!

Hatice Dilek CENGİZ

Yaşam koçu-Gıda müh.-Yazar

“Sarp Yokuş II” adlı kitabından alıntıdır

Anlamak ve Anlaşılmak!

Anlamak Ve Anlaşılmak!

Değerli kardeşlerim!
Karşımızdaki bizi anlamıyorsa DENGİMİZ değildir.
Yanlış anlıyorsa ART NİYETLİDİR!
Anlamazdan geliyorsa BENCİLDİR!

Fakat
Doğru anlıyorsa ve sizi üzmüyorsa,
DİN KARDEŞİNİZDİR!

Ne mutlu,
Yürek dolusu seven ve sevilene.
Ve selam olsun,
Sevdiğini ‘ALLAH için sevdiğini’ ispat edebilene.

Hatice Dilek CENGİZ

Yaşam Koçu- Gıda Müh.- Yazar