‘İşte’lerin Olmadığı Bir Hayata Özlem!
‘İŞTE’LERİN OLMADIĞI BİR HAYATA ÖZLEM!
Zamanı lehinize işler hale getirmektir hayat.
Akıp giden,durmak bilmeyen, kısır döngü gibi görünse de,
Aslında her an yepyeni gelişmelere açık bir yön saklıdır içinde.
Gün geçer, ay ve yıl kovalar sanki birbirini,
Ve siz bir gün, bir an, olmadık bir zaman da geriye dönüp baktığınızda,
Ne çok şeyin takıldığını anlarsınız eteklerinize değil mi?
Ne çok şey birikmiştir, omuzlarınızda, kollarınızda ve gönlünüzde.
Ve ne çok şey geride kalmıştır, isteseniz de istemeseniz de.
Hayat bir şelale misali akıp gitti sanırsınız avuçlarınızdan,
Oysa biriken birikmiştir bir yerlerde.
Biriktirdiklerimin hantallığı mı yoksa şu beni saran diye düşünmeli,
Bir yeni güne daha aynı kötü hislerle başlamamak için,
Değişmeli, dönüşmeli, zıplamalısınız tırabzanlardan.
Kim bilir belki de bu son gününüzdür ne dersiniz?
Son kez sunulan nimeti tepişiniz,
Sırtınızı dönüp gidişiniz,
Aldırmadan ezip geçişiniz olabilir.
İşte tam da bunun için çok ince düşünmeli,
Sağlam hesap yapmalı,
Tüm kabiliyetlerimi sonuna kadar kullandım mı diye, kendinizi tartmalısınız.
Kimse sizin yerinize koşacak,
Kimse sizin yerinize yürüyecek,
Kimse sizin yerinize tutacak değil.
Bu hayat sizinse eğer, önce siz ona ‘sizin muamelesi’ yapmayı bilmelisiniz.
Kaçımız hayatı ıskalamadı ki bu güne dek.
Kaçımız olması gereken yerde vakitlice oldu.
Kaçımız yürek odunda sözleri pişirdi, sonra sundu.
Ve kaçımız pişman olmayacağı ve üzülmeyeceği bir dilekçeyi
Ölüm anına hazırlayıp, Rabbine onurla sunabildi.
Şükür ki hala yaşıyoruz ve hala kalemimizde mürekkep var kardeşler.
Öyle ise artık sunulası şeyler yazalım mı ne dersiniz?
Nedenler veya nasıllar orada bize asla sorulmayacak.
Bu nedenle de ‘işte’ diye bir cevap ta elbette kabul görmeyecek.
Hatta sesler kısılıp, başlar öne düşecek.
Dünya da secde etmeyi kibirlerine yediremeyenler, orada yüzüstü sürünecek.
Ve ‘Bu gün size güzel haber yasaktır yasak!’ denilecek.
Ya Rahman bizi ve sevdiklerimizi bu güruhta olmaktan dünya ve ahirette uzak eyle.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu – Gıda Müh. – Yazar
“Sarp Yokuş II ” adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Güvenmek!
GÜVENMEK!
Allah’ım bizi güvenilir olanlardan eyle!
Allah’ım bizi sözünde duranlardan eyle!
Allah’ım bizi ardına düşülebilecek, yanında durulabileceklerden eyle!
Allah’ım bizi dininin havarilerinden eyle!
Allah’ım bizi yolunun şehitlerinden eyle!
Allah’ım bizi bulunduğu yerde, tek başına bile ümmet olabilenlerden eyle!
Allah’ım bizi fitne kalmayıncaya kadar, gevşemeden ve üzülmeden çalışanlardan eyle!
Allah’ım bizi kafir ve münafıklara deneme konusu eyleme!
Allah’ım bizi ve soyumuzu çalışıp boşa yorulanlardan eyleme!
Allah’ım yakınlarımızla gözümüzü aydın eyle!
Allah’ım bizi şerre engel, hayra destek eyle!
Allah’ım bizi salihlere kardeş kıl, münafık ve kafilerinse heybetinden korktuklarından eyle!
Allah’ım evlerimizi Kur’an okunan ve adının anıldığı evlerden eyle!
Allah’ım işimizi bize kolay, aşımızı bize şifa eyle!
Allah’ım bizi daima veren el olan eyle!
Allah’ım bizi yürek yakmaktan ve hainlere ortak olmaktan muhafaza eyle!
Allah’ım bizi her girdiğimiz yerde, izzeti ikram görenlerden eyle!
Allah’ım her sıkıntılı halinde, bizi kurtuluş yollarını hazırladıklarından eyle!
Allah’ım her şeytani hileyi, Rahmani çözümlerle bertaraf edebilenlerden eyle!
Allah’ım girdiğinde rahmet olan fakat, gittiğinde zahmet olmayanlardan eyle!
Allah’ım bilemediğimizde sezgimizle, göremediğimizde ferasetimizle bizi güçlü eyle!
Allah’ım imanı bize kale, bizi ise dinine nefer eyle!
Allah’ım duygu ve düşünce dünyamızda, cennet umudunu daima diri eyle!
Allah’ım bilinçaltımız ve reflekslerimizle bizi,
Cehennemine karşı olağan tedbirler alanlardan eyle!
Allah’ım günü, ayı ve yılı bize asır gibi bereketli eyle!
Allah’ım zaman ve zeminin gereklerini iyi okumayı, başarmayı nasip eyle!
Allah’ım yüzünden ve sözünden, insanın hasını tanıyabilecek bir ilme nail eyle!
Allah’ım bizi hatalarımızın çöplüğünden çıkmaya müyesser eyle!
Allah’ım bizi kendi öz nefsine tercih edenlere yaren eyle!
Allah’ım bize nimetten hesap vereceğini bilerek yaşayan, bir şuur ihsan eyle!
Allah’ım amelde veya niyette şirkin her türünden korunmamızı nasip eyle!
Allah’ım olmasını istediğimiz her şeyi hakkımızda hayırlı kıl ve işlerimizi ol dediklerinden eyle!
Çünkü biz;
Güvenemiyoruz Senden gayrısına.
Güvenemiyoruz laf cambazlarına,
Güvenemiyoruz yalanın bini bir para modunda yaşayanlara,
Güvenemiyoruz kuyumuzu kazmak ister gibi bizim gizlimizi araştıranlara,
Güvenemiyoruz sağ gösterip sol vurmak istediği her halinden belli olanlara,
Güvenemiyoruz bir dediği bir dediğini tutmayanlara,
Güvenemiyoruz ağzını çok rahat bozanlara,
Güvenemiyoruz öküz altında buzağı arayanlara,
Güvenemiyoruz kendinden başka kimseye güvenmediğini itiraf edenlere,
Güvenemiyoruz iş söz değil öze gelince, tevile sığınanlara,
Güvenemiyoruz her ağzını açtığında, kusur bulanlara,
Güvenemiyoruz gürlemekle kalıp, yağmur yağdırmak yerine çölde bırakanlara,
Güvenemiyoruz yürek dağlamayı hafife alanlara,
Güvenemiyoruz aldatmayı basit sayanlara,
Güvenemiyoruz kılı kırk yarıp işi yokuşa sürenlere,
Güvenemiyoruz yanında kendimizi kastıklarımıza,
Güvenemiyoruz her an açığımızı bulmak istercesine davrananlara,
Güvenemiyoruz gözümüzün içine sorusuz ya da sorgusuz bakamayanlara!
Güvenemiyoruz bize ait olanı kendisininmiş gibi, pişkince kullanmaya kalkanlara,
Güvenemiyoruz saygı ve nezaketi ayrıntı sayanlara,
Güvenemiyoruz en yakınlarına duman attıranlara,
Güvenemiyoruz konuştuğunu yaşamayanlara,
Güvenemiyoruz dünyayı çok sevdiği, her halinden belli olanlara,
Güvenemiyoruz paranın her kapıyı açtığını sananlara,
Güvenemiyoruz kalbi ile değil, beyni ile çözüm sunanlara,
Güvenemiyoruz dini bir cüzdan gibi arka cebinde taşıyanlara,
Güvenemiyoruz havaya göre kostüm değiştirenlere,
Güvenemiyoruz sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyenlere.
Biz yalnız sana ibadet edip, yalnız senden yardım dileyerek,
Senin kullarını en iyi sen bileceğinden,
Senin dostlarını seçebilecek bir güveni, bize sağnak sağnak yağdır.
Biz bu güne dek, sana dua etmekle hiç mutsuz olmadık!
Çepeçevre alevler içinde kaldık.
Kurunun yanında yanan yaş olmak istemiyoruz Rabbim!
Amin!
Hatice Dilek CENGİZ
Yaşam koçu-Gıda müh.-Yazar
“Sarp Yokuş II” adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Anlamak ve Anlaşılmak!
Anlamak Ve Anlaşılmak!
Değerli kardeşlerim!
Karşımızdaki bizi anlamıyorsa DENGİMİZ değildir.
Yanlış anlıyorsa ART NİYETLİDİR!
Anlamazdan geliyorsa BENCİLDİR!
Fakat
Doğru anlıyorsa ve sizi üzmüyorsa,
DİN KARDEŞİNİZDİR!
Ne mutlu,
Yürek dolusu seven ve sevilene.
Ve selam olsun,
Sevdiğini ‘ALLAH için sevdiğini’ ispat edebilene.
Hatice Dilek CENGİZ
Yaşam Koçu- Gıda Müh.- Yazar
- Published in Makalelerim
Duygu Dilinin Güzelliğini Keşfedin
DUYGU DİLİNİN GÜZELLİĞİNİ KEŞFEDİN!
Kardeşlerim!
Duygular insanidir ve kişiye özeldir.
Anlık gelişir.
O an oracıkta hissedilir.
Eğer o hissettiğinizi oracıkta söylemeniz doğru ise, yani meşru ise gecikmeden söyleyiniz.
Geciktiğinizde çok geç kalmış ya da anlamsızlaşmış olabilir bilesiniz.
Oysa bize bu güne dek, hep içimizde tutmak öğütlendi.
Hayır öyle değil, ısrarla söylüyorum ki öyle değil!
Lütfen siz siz olun bu günden tezi yok,
Duygularınıza izin verin, artık konuşsunlar.
Bırakın bülbül kesilmişçesine şakısınlar.
Göreceksiniz!
Ne kadar hoş olduğunu keşfettiğinizde,
Zaten artık siz de susmayacak, susamayacaksınız.
Yazık değil mi bunca yıldır içinizde sakladıklarınıza.
Hem söylersem kaybederim zannettiğiniz pek çok anda,
Aslında kazanırsınız,
Hatta kaybettim sandıklarınızı bile kazanabilirsiniz, bilmenizi isterim.
Tabi ki bu söylediklerim, aç tavuklara buğday ambarına davet edildiği hissi vermesin.
Onlar aç kalmayı hak ettikleri için aç kalmışlarsa,
Yahut kıymet bilmedikleri içinse,
Kırk yıl onlara ‘Kudüs’ yasaklanmış olabilir!
Eh bir ömürde kırk yıl hiçte az değil değil mi?
Kim bilir belki de bir ömür böyle yasaklı bitebilir.
Bazı şeyler oyuna gelmez.
Dal bu kırıldı mı, eşya olmadığı için tamir edilmez.
Seneye bahara gelense, giden değildir değil mi?
Öyle ise kardeşler,bir şeylerin elinizde iken kıymeti bilinmeli.
Kör öldükten sonra ‘badem gözlüm’ dediğinizi duymaz kardeşler.
Mesele birbirimizi diri diri toprağa gömmemek,
Öldürmekle tehdit etmemek,
Öldüresiye öfke duymamak değil mi?
İnanın değmez!
Ahireti kaybettirecek bir öfkenin kime ne faydası olabilir ki?
Sonuçta can taşıyoruz.
Canı, sahibine rağmen sahiplenmek, kimsenin haddi değil!
Öyle ise hep birlikte haddimizi bilmeliyiz,
Bildirileceği günü beklememeliyiz kardeşler!
Oysa duygular samimiyetin, öz benliğin, yüreğin sesi ise önem kazanır.
Pis aklın merkezi olmuş bir kalpten süzülenler,
Asla kimseyi hoşnut etmediği gibi,
İticiliğinizi arttırmakla kalmayıp,
İnandırıcılığınız da hep tartışılacak bilesiniz.
Bir kere baştan şunu bilmenizi isterim.
Soruyorum size;
İnsanlara teşekkür etmeyi bilmeyen Allah’a eder mi?
Hayır diyor Peygamber!
Peki Allah’ı razı etmek konusunda gitgeller yaşayan,
Kulları ile istikrarlı bir hayat sürebilir mi?
İşte ben de buna da ‘hayır’ demeyi bir insanlık görevi sayıyorum kardeşler.
‘Allah’a kul olmak’, aslında etrafa tam bir emniyet sunmanın tek garantisidir.
Çünkü:
Duygularını düşüncelerinin kalitesi ile beslemeyenler,
Nefislerini okşamayanı sevemeyen ve sürekli yerenler,
O güne dek yaşattıklarını unutup yok sayanlar.
Mümin bir delikten iki kere ısırılmaza gönülden inandığımıza aldırmayanlar,
Lafla peynir gemisi yürür sanabilirler,
Yürümez kardeşler.
Niye mi?
Geminin sakinleri Nuh as. soyundan olmalı bir,
Gemi Rahman’ın takdiri ile, harekete başlayıp durmalı iki,
Gemi hazırlanırken geminin için de olmak için, ne gerekiyorsa yapılmalı üç,
Gemi hazırlığına başlamadan önce, bıkıp usanmadan hak için koşturulmalı dört,
Ve son sahne de sular taşıp gemi sürüklenmeye başladığında,
Dağa sığınacağını sananlara, acımamalı beş.
Ya kardeşler işte böyle.
Ama bu anlattıklarım hiç basit şeyler değil değil mi?
Peygamberi bir irade ile Rabbe sığınılırsa ancak,
Hatadan dönülebiliri anlamak için,
Bolca kitabımızı okumanızı isterim altı.
Ben ne öğrendiysem, Kitabımdan öğrendim yedi.
Öyleyse dil bu, nereye çevirirsen oraya döner demeyin.
Siz sadece inandığınız şeyleri ,inancınıza uygun yer ve zaman da,
Uygun kişiye, en güzel şekli ile söyleyin.
Bakın neler olacak.
Kaç hüzünlü kalbi neşelendirebilir,
Kaç yanlış anlaşılmayı düzeltebilir,
Kaç umudu yeşertebilir,
Kaç dertliye derman olabilir,
Kaç öfkeyi bastırabilir,
Kaç susturulmuş dile, tercüman olabilir,
Kaç es geçilen gerçeği, gün yüzüne çıkartabilir,
Kaç boğazda düğümleneni, çözebilirsiniz bir bilseniz!
Bir saniye bile kaybetmez,
Bir çocuk duruluğu ve candanlığıyla duygularınızı dile getirirsiniz.
‘Her doğru, her yerde, herkese söylenmez’e kesinlikle inanıyorum!
Fakat her duygu, yeri geldiğinde, söylenmeliyi savunuyorum.
Kimsenin sizin hissettiklerinizle sizi yargılamaya hakkı yok.
Hislerinizi yer ve zaman konusunda kontrol edin yeter!
Fakat meşru ortamlarda kontrol etmekte,
Meşru olmayan ortamlarda kontrolsüzlükte zulme sebep oluyor,
‘Lütfen dikkat!’ diyorum kardeşler.
Örneğin;eşinize, evladınıza, anne babanıza, dostunuza sevdiğinizi, özlediğinizi söyleyin elbette.
Korkmayın!
Şımarmaz, mutlu olurlar.
Fakat hiç tanımadıklarınıza, tanışmadıklarınıza, yoldan geçene, önünüze gelene,
Bilgisayar ekranınıza düşene de,
‘Seni seviyorum’ diyecek hadsizliğe düşmeyin kardeşler.
Sevgi bu Allah’ın bir ayeti.
Çok şeyi israf ettiğiz kadar kolay ve umarsızca duygularınızı da israf etmeyin.
Ne mi olur?
Gerektiğinde verecek eser miktar da sevginiz bile kalmaz,
Duygusuzlaşmak, hislerini tanıyamamak, kendi iç hesaplaşmasından bile kurtulamamak gibi,
Çok ağır bedelleri vardır bu hadsizliklerin!
Öyle ise sonuç mu kardeşler?
Sonuç şu;
Emin olun, bu dünya hep iyilere kaldı ve kalacak.
Kötüler kazdıkları kuyuda, hiç yağmur yağmasa bile, bir kaşık suda boğulacak.
Tatlı dil ise her döküldüğü yere bir tohum ekecek,
Yeryüzünden gökyüzüne uzanan kocaman dallı bir çınara dönüşecek,
Ve asırlar sonrasın da bile tatlı dilli olanlar,
Dillere destan olmakla ödüllendirilecek bilesiniz!
İspat mı istiyorsunuz peki?
İşte peygamberler!
Her biri dillere destan değil mi?
Hatice Dilek CENGİZ
“Sarp Yokuş 2” adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Tutarlı Bir Hayata Merhaba!
TUTARLI BİR HAYATA MERHABA!
Doğmalı insan!
Kolayına gelen kadarı ile kitabını okuyarak, her güne yeniden doğmalı.
Balığın karnına bile girmiş olsa, tevbeye ve tevhide sarılarak, kurtulmayı başarmalı.
Güzel bir hayatı yaşamak benim elimde diyerek, kolları sıvamalı.
Gününü gün etmek isteyenlerden farkını, her zaman ve zeminde ortaya koymalı.
Doğduğu dünyanın gerçeklerini, doğmasını dileyene sorup uygulamalı.
Doğdumsa ne olmuştan kurtulup niye sinin, kulluk için olduğunu anlamalı ve anlatmalı.
Doğumu bir şölenken, ölümünü felakete çevirmemeyi başarmalı.
Doğduğu yeri, doğduğu aileyi, doğduğu zamanı doğru okumalı ve yazmalı.
Doğarken ölmüşüm batağında saplanıp kalmamalı.
Ağlamalı İnsan!
Başlangıçta nefes almak, sonrasında rahatlamak için ağlamalı.
Düştüğünde acıdığını, üzüldüğünde kırıldığını, sevindiğinde heyecanını belli etmekten korkmamalı.
Bir şeyler ters gittiğinde, elinden bir şey gelmediğinde, tıkandığında açılmak için ağlayabilir olmalı.
Yıprandığında, uslandığında,acı çektiğinde, pişman olduğunda yakarabilecek bir kıvamda yaşamalı.
Ağladığı demlerde bile, nezaketinden ödün vermeyerek, göz ve gönül eşliğinde duygularını anlatmalı.
Ağlatan şey ne ise doğru tespit ederek, soyut olmaktan çıkarıp somutlaştırabilmeli.
Ağlamamaya kendini zorlamaktansa, bu hale düşmeyecek bir bilince ermeli.
Ağlamakla işin bittiğini değil, başladığını önce kendisine göstermeli.
Ağlayabilmenin bir erdem olduğu gerçeği ile, kendi acılarından kendine, çay demleyebilmeli.
Gülmeli İnsan!
En çok ta kendine gülmeli.
Acze düştüğü anlara bakıp, kul olduğu gerçeğini bir kez daha idrak edebilmeli.
Olana bitene, yapılana edilene, yoksa şöyle miydi pozitifliğiyle bakmayı başarabilmeli.
Gün gelip boş versene diyebileceği şeyleri, gecikmeden bu günden gülücüklerle yolcu edebilmeli.
Gülümseyebilmeyi bir meziyet, asık suratı bir eziyet bilmeli.
Gülümsenmesi gereken yerde kahkaha atarak, rahmeti fütursuzluğa çevirmemeli.
Gülünmeyecek yerlerde bile gülerek, kendini densiz ya da komik duruma düşürmemeli.
Gülerken ağlatmamak için, yerli yersiz konuşmaktan kaçınmalı.
Gülümsemeye ihtiyacı olduğunu hissettiklerine, güzel anlar yaşatabilmeyi başarmalı.
Konuşmalı insan!
Susmaması gereken anlarda susarak, sevdiklerini kahretmemeli.
Kiminle, nerede, nasıl ve ne şekilde konuşulacağını;düşünerek, okuyarak, gözlemleyerek öğrenmeli.
Kalbi coşturanı, ayağa kaldıranı, umudu diri tutanı, söylemeyi bilmeli.
Kaba ve katı yürekli olmadan, güzelce ve yumuşakça uyarabilmeli.
Konuştuğunda,az ve öz söyleyerek, kimse de usanç uyandırmamalı.
Konuşturmak için değil, dinlemek ve anlamak için, bilmediğini sormalı.
Konuştuğundan çok iş yaparak, güven uyandırabilmeli.
Konuşmalarıyla yolcu edileceğini bilip, sözün gücünü kullanabilecek ehliyette olmalı.
Kelimeleri inci gibi derinlerden seçmeli ve yürek toprağına, marifetle ekmeli.
Yemeli insan!
İhtiyacı kadarıyla , temiz ve helal olanı neyse onları yemeli.
Ne kendini, ne bir başkasını yiyip bitirircesine, bir hayat yaşamamalı.
Yenilmesi gerekeni gerekmeyenden ayırt edecek bir bilinçte olup, bedenini ifsad etmemeyi bilmeli.
Davet edildiğinde, adabıyla ve muhakkak besmele ile başlayıp, şükürle nihayetlendirmeli.
Yenilecekler için gösterdiği özenden çok fazlasını, hesap vereceklerine göstermeli.
Yemek esnasında, lüzumsuz ya da can sıkıcı konuşmayarak, yemeği zakkuma çevirmemeli.
Yemekten herkese ne kadar düştüğünü gözlemleyip, tek başınaymış gibi hareket etmemeli.
Yemeğe davet edildim diye, bütün gün ya da gecede, ev sahibine yük olmamalı.
Yemekte israfa kaçmaktan korkup, aç, bitap, hasta ya da fakirleri gözetmeli.
Giyinmeli insan!
Örtünmek için giyinmeli.
Kendisinin kimi ve neyi temsil ettiğini, giysileriyle net belli edebilmeli.
Kumaşı, modeli, tarzı, estetiği, ile kendisi hakkında, temel bir intiba bırakabilmeli.
Tertemiz olmakla kalmayıp, sade , düzgün ve yakışanı, Allah’ın iznine göre seçebilmeli.
Gözü de gönlüde rahatsız etmeyecek şekliyle giyinip, saygınlığını ve olgunluğunu hissettirebilmeli.
Giyerken ve çıkarırken ,imkan, sağlık ve nice alternatifler sunan Rabbine, gereği gibi şükretmeli.
Giydiklerinin hakkını , giymediklerinin hesabını verebilecek şekilde davranmayı bilmeli.
Giyeceği olmayanı giydirmek için ,elinde avucunda olanı iyi değerlendirmeli.
Giyilmesi gerekenden, giyilmemesi gerekeni iyi ayırt edip, çirkin görüntülere , el, dil veya kalbi ile müdahale edebilmeli.
Giyinirken kim olduğunu, ne iş yaptığını, gelir seviyesini, yaşını, cinsiyetini,belli eder şekilde seçimler yapabilmeli.
Giydikleri ile kimlerin tuzağına düştüğünü fark edebilmeli.
Uyumalı insan!
Dinlenmek niyeti ile uyumalı.
Uyutmak isteyenlere kanmadığını belgelercesine, uykusunu her gece mutlaka bölebilmeli.
Kaçmak için değil, kalkmayı başarabilmek için yatağına yatmalı.
Kabuslar gördürecek, uykuyu böldürecek, uyku kalitesini düşürecek tüm tuzaklardan uzaklaşabilmeli.
Uyanık olduğu her anı dopdolu yaşamak için, dua ve muhasebe ile uykuya dalabilmeli.
Uyuyanları uyandırmak için az uyumayı göze alıp,çok çalışmalı.
Uyuyamayanlara gereken yardımı ve anlayışı gösterip, empati kurmalı.
Uyunmaması gerektiği anlara, uyumamayı başararak idmanlı olmalı.
Uykusunu ritme sokup, düzeni oturtarak,bedenini gereğinden çok yormamalı.
İnanmalı insan!
Rabbinin her söylediğinin,kendisinin hayrına olduğuna inanmalı.
Şirksiz bir imanla, her an Rahman’a bir adım daha yaklaştığının farkına varmalı.
Kimseyi zorla inandırmanın veya kimseye iman ikram edilemeyeceğinin farkında olmalı.
İmandan daha değerli bir nimet olmadığını, sıkça kendine hatırlatmalı.
İnandığı gibi yaşadığında, yaşadığının onun dini olacağı gerçeğini unutmamalı.
İnancı uğruna bedel ödemeyi göze almadan, Cennetin hayalini bile kurarak kendini kandırmamalı.
İnanmadıklarına inanmış gibi yaparak, dini oyun ve eğlence sanma yanlışına düşmemeli.
İnanabileceklerinin, yalnız Allah’tan korkanlar olması gerektiğinin, farkında olarak yaşamalı.
Sevmeli insan!
Sevilecek olan ne varsa sevebilmeyi, sevmeli.
Değer verdiklerini söylediklerinin, canını yakmamayı bilebilmeli.
Yaratılmışı sevdiğini söylerken,yaratanı gazaplandıracak bir tavra girmemeli.
En çok Rabbini, sonra Peygamberini, ardındansa kendini severek, Cennete aday olabilmeli.
Severken,kimi, ne zaman nasıl ve ne şekilde sevmesi gerektiğini, Vedud olan Rabbinden öğrenmeli.
Sevgisini hak etmeyenlere, gereksiz ilgi göstererek, duygularını har vurup harman savurtmamalı.
Sevilebilecek hale gelene dek, kendi yanlışlarını düzeltmeye çok mesai harcamalı.
Sevdim dedikten sonra değil ,öncesinde kendini iyi tartarak yürek yakmamalı.
Sevgiyi en güzel şekliye hissetmeli, hissettirebilmeli, hissettiremeyenlere yanlışlarını düzeltme fırsatı vermeli.
Korkmalı insan!
Kazanması gerekenleri, kaybetmekten korkmalı.
Rabbinin kudretini gereği üzere düşünüp, yürek telini titretmeli.
Hesabın çetin olacağı anları, bu dünya da hayra tebdil etmek için, canını dişine takmalı.
Yaptıklarını tekrarlar olmaktan, o hal üzere ölmekten korktuğu için, korkmalı.
Korkularını devşirmeli ve Rabbinin istediği şekle şemale çevirmeli.
Korktuğu için kaçtıklarına dönüp, kaçtığı için korktuğunu bilmeli.
Korkularını ilahi kitapla yargılayıp, gerekene beraat kararı vermeli.
Korkunun kendisini korkutmayı , Rabbinden başka hiç bir şeyden korkmayarak becermeli.
Korkusu sevgidense kıymetini, kaygıdansa hikmetini , acıdansa azmetmesini ve sabretmesini bilmeli.
Ölmeli insan!
Davası için, dev gibi ölmeli.
Rabbe yürürken boyut değiştireceği anda, şifre kelimeyi söyleyebilmeli.
Onca ölümlü arasında farkını fark ettirecek bir ölümü, kendisine hedef seçmeli.
Yaşamına değer katmayan her şey ve herkesi, yürek mezarlığına defnetmeyi bilmeli.
Son vuruşun muhteşem olması için,her vuruşa aynı ehemmiyeti verebilmeli.
Ölümün bile çok güzel olabileceğini , ölümle yüzleştiğinde, nurlanmış bedeniyle şahitlik edebilmeli
Öldürülürken bile, pek çok kişinin dirilişine vesile olanlar olduğunu bilip, ders almalı.
Ölümü ense kökünde hissedip, kalıcı değil gidici, alıcı değil verici, yerici değil eğitici olmayı başarabilmeli.
Öldürmektense, yaşatmayı; bıktırmaktansa hatır gönül yapmayı bilmeli.
Ölülerle değil dirilerle , kötülerle değil iyilerle yol alıp, huzura esenlikle gelebilmeli.
İşte tüm bunları başarıp ta, tutarlı bir hayata ‘merhaba’ demeyi seçenlere, ‘selam olsun!’
Hatice Dilek CENGİZ
“Sarp Yokuş 2” adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Dağların Taşıyamadığını Taşımak
DAĞLARIN TAŞIYAMADIĞINI TAŞIMAK!
Bunun için cansız değil, canlı olmak gerek kardeşler.
Bunun için sıradan değil sıra dışı olmayı bilmek,
Bilmekle kalmayıp irkilip kendimize gelmek,
Ne olmuştu? Nasıl olmuştu?Peki neden?
Diyebilmek gerek.
Çok soru sormak gerek nefse ve çok cevap almak gerek yürekten.
Çok dinlemiş olmak gerek her hikmetli sesi,
Çok uzak durmak gerek zilletten ve şirretten.
Durmak gerek!
Dimdik kale gibi ayakta.
Gerekirse günlerce susmak ama vazgeçmemek,
Ama pes etmemek gerek.
Hamdım piştim diyebilmek için, ateşle dağlanılan anlarda,
Sukutun serinliğinde, imanla yanmak gerek.
Anmak gerek her an, her yerde O’nu!
Safiyane bir dille içten kopup gelenleri,
Gözyaşları ile paketleyip zatına sunmak gerek.
Göze yaş, dile dua, kalbe sızı getirenleri,
Bir bir saymak, dökmek gerek secdeye.
Sormak gerek bilenler üstü bilene,
Kişiye özel cevapların şifrelerini çözmek için,
Kapanmak gerek kitaba,
Ve açılmak gerek kitapla.
Fezaya çıkmış gibi, sanki konuşmuş gibi,
Sanki ölmek üzere olduğunu anlamış gibi af dilemek gerek.
Af Rabbim Af! diyerek
Gereği gibi kul olamadığımızı itiraf etmek gerek.
Affedilmek umudunu diri tutmakla birlikte,
Fırtına da sallanan tek kişilik kayığımızda, batıp gidenlerden olmamak için,
Küreklere çok sıkı asılmak gerek.
İzlendiğimizi, dinlendiğimizi, çok sevdiğimizi ispatlamak için,
Elimizin erdiğini,
Dilimizin döndüğünü,
Gücümüzün yettiğini yükleyen bir Rabbe kul olmanın ferahlığını,
Tüm benliğimize içirmek gerek.
Susayan, acıkan, korkan, arzulayan,yorulan, bıkan nefsin kangren olmuş uzuvlarını,
Bir kartal kararlığıyla koparmak, kesmek, budamak gerek.
Ve sonra yükseklere yükselmek için,
Yüksek idealleri kuşanmak,
Takva azığı gagamızda,
Sabır zırhı pençemizde,
Parıldayan yepyeni tüylerimizle yükselmek,
Yükselmeye niyetlenmek,
Rüzgarı ardımıza,
Yağmuru mataramıza,
Kardeşlerimizi etrafımıza toplayıp,
Ben geldim diyebilecek cesareti göstermek için,
Bu dünyanın albenisine gözünü yummak,
Ufka hipnozlanıp,
Kanat çırpmak gerek.
Acı mı? Olmak zorunda,
Hüzün mü? Benim süsüm,
Tevekkül mü? Demirbaşım,
İman mı? Yol arkadaşım demek,
Dağları un ufak eden doğrularla,
Damarımıza kan, dilimize ferman,gözümüze nur, kalbimize sürur yükleyip,
Dingin, emin, halim ve cesur olmayı kanatlarımızda toplamam gerek.
İşte ancak o zaman,
Kolayı kolay olan kitabımızdan öğrenip,
Hayırlı işlerde aceleyi,
Zor işlerde pes etmemeyi,
Zorun zorluğu haram oluşundan mı yoksa deyip,
Helali haramdan ayırt etmeyi,
Çok ama çok iyi başarmak gerek.
Niye mi?
Salih amel işleyenler ancak kanat çırpmış olacak,
Ve sonra cennette Hüdhüd’le buluşacak,
Kusva ile dertleşecek,
Kıtmir’le sohbet edebilecekte ondan.
İnsanlık ailesi adına insanca eylemlerde bulunmadığımızda,
Bir kuş, bir deve, bir köpek bile hayvanlık yarışında ipi göğüslemişken,
Ben niye, neden, nasıl başaramam dememiz gerekmez mi?
Ve bu halden imtina edip,
‘Tamam yeter artık!
Ey şeytan ve ey nefis düş yakamdan!’ diyebilip,
Hep birlikte kanat çırpmayı istiyorum,
Vakit şimdi!
Mevsim Sonbahar!
Ümmetçe Rabbimize göçelim mi?
Hatice Dilek CENGİZ
“Sarp Yokuş 2″adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
İnsan Sarrafı Olmak İster misiniz?
İnsan Sarrafı Olmak İster misiniz?
İnsanı tanımak ve onunla olması gereken sınırları belirlemek ve artık hata yapıp yıkılmak istemiyor musunuz?
Size Kuran’ı gereği gibi okumayı tavsiye ediyorum!
Neden mi?
Çünkü Kur’an bir kişisel gelişim kitabı değildir ki yap boz tahtası gibi sizi farklı farklı doğrulara yöneltsin!
Çünkü Kur’an bir insan sözü değildir ki sadece bir asra ,bir kesime , bir kültüre hitap etsin ve eksikleri olsun!
Çünkü Kur’an bir felsefe kitabı ya da bilim kurgu senaryosu değildir ki sizi ucu açık fikirlerin ortasında kararsız ve başıboş bıraksın!
Çünkü Kur’an bir bilim kitabı değildir ki, dünden farklı bir bilgiye ulaşıldığında: ‘bilim de son nokta veya henüz nedeni bilinmeyen bir sebeple ‘gibi acziyetini itiraf etmek zorunda kalarak bize ancak insani ve sınırlı bir bilgi sunsun!
Çünkü Kur’an
Bir masal , hikaye yahut roman değildir ki! Anlatılanların bir kısmı hayal bir kısmı kurgu, bir kısmı gerçek olsun!
Çünkü Kur’an bir ekonomi kitabı değildir ki! Sizin dünya hayatınızı abad etmeye soyunsun!
Çünkü Kur’an bir münzevi yahut guru kitabı, yahut eski bir kitabe değildir ki!
Sizi yalnızca ötelerle yahut hayatın gerçeklerinden kopuk mistik düşünce kalıplarıyla yorsun!
…
Sözü daha fazla uzatmaya gerek duymadan arife tarif gerekmez deyip,
Artık siz siz olun;
Karşılarına melekler, ölüler ve hatta her şeyi dikip konuştursak ‘ onlar yine inanmazlar!’ denilen TAŞ’ larla uğraşmaktan kurtulun!
Niye mi?
Onlar sapmış ve saptırmaya adanmış şeytanın kulu olmuşlar da ondan!
Niye mi?
Cehaletleri paçalarından akarken ve ahirete gereği gibi inanmazlarken iki dünyalı bizleri aydınlatamazlar, çünkü kendileri henüz ışığı bulamamışlar da ondan!
İlmi Allah’tan almayan ve kendisini öldüğünde yok olacak sanandan daha ahmak kim olabilir Kardeşler!
Öyle ise haydi!
Kur’anla insan sarrafı olmaya var mısınız?
Varım diyenler ‘ varım’ desinler!
Diğerleri mi ?
Onlar önce Kuran’la dirilsinler !
Doğrusu biliyorum ki sözlerimi ölüler işitmezler!…
Hatice Dilek CENGİZ
- Published in Makalelerim
Unutmak mı Unutulmak mı Tercihiniz?
Unutmak mı Unutulmak mı Tercihiniz?
Unutmak zalimce bir eylemdir!
Unutulmuş olmaksa mazlumca!
Eğer unutan sizseniz,
Neyi ve kimi unuttuğunuza dikkat edin!
Ve yol yakınken geri dönmeyi bilin!
Kendi gerçeklerinden kaçması mümkün değildir insanın.
Unutulan olmaksa, bilin ki her zaman da kötü değildir.
Unutan kendinden kaçmıştır bu doğru.
Ya unutulan?
Unutulan belki de korunmuştur ne dersiniz!
Unutturan şeytan olduğuna göre neyi ve neden unutturmuştur?
İnsan adı gibi unutmadığı,
Ve unutamayacağı şeyleri sıralamalıdır akıl defterinde.
Hatırlanması gerekeni hatırlatacaklar ‘Yeter!’ dediğiniz için,
Artık yanınızda bulunamayabilir.
İşte bunun için unutmamalıdır insan,
Unutulmaması gerekenleri!
Unutmanın bencilliğine sığınmaya görsün kişi,
Yol bulup Bağdat’tan dönmesi mümkün değil!
Aksine Bağdat’a yerleşmiş demektir.
Bırakın beyniniz size olması gerekeni hatırlatsın.
Acı çekmeniz gerekiyorsa çekin, Rabbinize tevbe edin ve muhatabınızdan af dileyin!
Gittikten ve dönülmesi mümkün olmayan yere vardıktan sonra,
Hatırlamanın ve af dilemenin hiç faydası olmayacaktır bilin.
Unuttuğunuzu sandıklarınızı hatırlayın, hatırladığınızı da hatırlatın!
Çünkü unutanlar unutulacaklar der Allah.
Unutmamanız gereken ilk O elbette ve sonra diğerleri.
Sevilmesi, özlenmesi, haklarının gözetilmesi gerekenler.
Vefa imandandı hatırladınız mı?
Yoksa bunu da mı unuttunuz?
Öyle ise yazık demek düşer bize.
Kocaman bir yazık!
Küçücük bir zerrenin bile es geçilmeyeceği o günde,
Devasa ihanetlerde boğulmamak için,
Hiç değilse bu günden itibaren sadakat denizinde yüzün diyorum size.
Bana gelince;
Sukutumu kuşanıyor ve sessizce kendi limanıma demir atıyorum.
Ötelerden ‘göç vakti haberi’ gelene dek,
Orada kalıp ‘yapmam gerekenlere adanıyorum’!
Hatice Dilek CENGİZ
‘Sarp Yokuş 2’ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
Farkımızı Fark Ettirmek
FARKIMIZI FARK ETTİRMENİN ZAMANI!
Gelin hep birlikte farkın ne olduğu üzerine düşünelim.
Fark dediğimiz şey ayrıntılar değil mi?
Peki ya ayrıntılar ne öyle ise?
Ayrıntıları belirleyen, belirleten, belirlenmesin de rehberlik eden ne?
Siz yorulmayın ben söyleyeyim.
Farkımız inancımız olmalı kardeşler.
Ayrıntılar mı?
Tüm davranışlarımız!
Tarzımız, tavrımız, duruşumuz, bakışımız, gülüşümüz, sevişimiz, seçişimiz.
Okuyuşumuz, öğrenişimiz, anlatışımız, anlayışımız, anlamlandırışımız.
Algımız, fikrimiz, zikrimiz, hedefimiz, niyetimiz, ilkelerimiz.
Bu liste uzar gider değil mi?
Peki biz bu liste de sıralanan veya sıralanmasına bile gerek olmayan kaç konuda,
Farkımızı ortaya koyduk, koyabildik, koymak için direndik, bu güne dek.
Sahi sabrın aslında ‘hakta direnmek’ olduğunu bildik mi?
Yoksa vur başına al lokmasını ağzından tarzında dalaverelere kandık,
Ve kendimizle birlikte,
Bize inanan çok kişiyi de yaktık mı?
Hiç düşünmeden, aldırmadan, korkmadan.
En son ne zaman,
Size sunulan kötü bir teklife, hayır dediniz?
En son ne zaman,
Bilinçli bir tercihte bulunup, işte olması gereken bu dediniz?
En son ne zaman,
Birinci derecede sorumluluğunuz olan konuları, birilerine devretmeden yük aldınız?
En son ne zaman,
İnsanlıktan nasibi olmayanlarla olan ilişkinizde, siz haktan yana tavır alıp kazandınız?
En son ne zaman,
En yakınlarınızı, mutluluktan uçurdunuz?
En son ne zaman,
Arkanızda kimsecikler olmasada, pes etmediniz?
En son ne zaman,
Hile veya rüşvet teklif edildiği halde, reddettiniz?
En son ne zaman,
Herkes susarken, siz hakkı olması gerektiğince, tebliğ ettiniz?
En son ne zaman,
Rabbinize tüm kalbinizi samimiyetle açıp, tüm geçmişinize tevbe ettiniz?
En son ne zaman,
Bir mazlumun mağduriyetini gidermenin zevkini, iliklerinize kadar hissettiniz?
En son ne zaman,
Güvenin, vefanın, şefkatin kuruyup çatlamış toprağına, su verdiniz?
En son ne zaman,
Önce ben demeyip onu, sevdiklerinizi öncelediğinizi, uykusuz kalarak belgelediniz?
En son ne zaman,
Bildiğiniz konuda konuşmaktan korkmayıp, hüccet gösterdiniz?
En son ne zaman,
İslam’ın izzeti adına, en doğrusuna, ve en güzeline, ‘Rabbim beni muvaffak kıl!’ dediniz?
En son ne zaman,
Üzerinizdeki nimetlerin hesabını düşünüp, titrediniz?
En son ne zaman,
Ağlarken gülebilip ‘buyur kardeş derdin ne?’ diyebildiniz?
En son ne zaman,
Allah’tan başka güç olmadığını tüm benliğinizde hissedip, iman tazelediniz?
En son ne zaman,
Kendinize ‘artık çocuk olmadığını anla ve büyü’, dediniz?
En son ne zaman,
Hayatı veren adına yaşamanız gerektiği bilinciyle, gereksiz yüklerinizi, indirdiniz?
En son ne zaman,
Kapasitenizi tam kullanma kararı alıp, mazeretleri defterinizden sildiniz?
En son ne zaman,
Yüzünüze bakıp, karalıklarına makyaj yapmak yerine temizlemeyi, tercih ettiniz?
En son ne zaman,
Sizi gerçekten seven ve değer verenlere gereken değeri verdiğinizi, gösterdiniz?
En son ne zaman,
Canlı cansız her şeyin size şahit olduğu farkındalığını kuşanıp, ürperdiniz?
En son ne zaman,
Ümidi, emeği, yemeği olmayan bir yoksuna, Rabbin size olan ihsanını, ikram ettiniz?
En son ne zaman,
En zor anınızda bile şikayet etmeyerek,O’ndan razı olarak, O’nu razı etmeyi, seçtiniz.
En son ne zaman,
Bir kır çiçeğine dokundunuz ve kokladınız?
En son ne zaman,
Bir karıncaya yol verip, selamlaştınız?
En son ne zaman,
Bir ölüye temas edip, vedalaştınız?
En son ne zaman bir hastayı ziyaret edip, acısını unutturdunuz?
En son ne zaman,
Nerede yanlış yaptım diyerek başınıza gelenlerdeki hikmeti aradınız?
En son ne zaman,
Alıcı gözle kendinize bakıp, ‘ben bu benden razı mıyım?’ sorusunu sordunuz?
En son ne zaman,
Çelik çomak değil, hayat memat meselesi olan konuları masaya yatırdınız?
Peki sonuçta ne oldu?
Farklı bir hayata ‘merhaba!’ diyebildiniz mi?
Eğer diyebildiyseniz,’ size selam olsun!’
Değilse, bilin ki yok kimseden farkınız!
Hatice Dilek CENGİZ
“Sarp Yokuş 2 “adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Yaşamak
YAŞAMAK!
İnadına değil.
İsyan ederek hiç değil.
Yılgınca, bitkince ve umarsızca da değil.
Masumca, asilce, zarafetle yaşamak.
Tüm hoyrat, ruhsuz, gaddar insancıklara,
Hain, zalim, kâfirlere aldırmadan,
Engellere, kaygılara, korkulara rağmen,
Sancılara, ağrılara, ateşlere kendini bırakmadan,
‘Geçecek, bitecek fakat sen tükenmeyeceksin tamam mı?’ diyerek her an kendine,
‘Tükenmek senin işin değil!’ demeyi bilecek kadar sağlam duracaksın.
Dimdik ve onurluca,
Hataların girdabında boğulmayı değil,
Tecrübelerin okyanusuna yelken açmayı bilerek,
Varsın tufan kopmasın tüm kötülükleri gömmek için,
Sen içinde ki tüm kötülük tohumlarını gömebilmelisin,
Bitmesine bile fırsat vermeden yürek toprağında.
Çünkü senin mayan Cennet toprağından.
Sen oraya aitsin ve oraya dönmelisin.
Bu dünya ya cezalandırılmak için geldiğini sananlara kanma.
Aksine ödüllendirilmek için geldin.
Ve öz vatanına dönüş yolunu bulabilmek senin elinde.
Gönderen bunu senin başarabileceğini biliyor,
Mesele senin bunu bilmen ve gayret göstermen.
Önce Rabbine, sonra kendine, sonra da herkese göstermen gerek.
‘Kalk! Oturma! Ve bir dakika bile boş durma ne olur!
Sesin çıkmıyorsa kaleminle,
Gözün görmüyorsa gönlünle ilet, iletmek istediklerini.
Sen göklere niyetini aç!
O muhakkak kıymet görecek.
Sen tertemiz ol!
Yeni doğmuş bir bebek kadar masum kal!
Ve buram buram Cennet kok!
Cennet kokabilmek için yapman gerekenleri bul ve kuşan!
Elinin erebildiğinden,
Gücün yetebildiğinden mesulsün unutma!
Sadece minik bir yavru kadar masum ol ve masum kal yeter ki.
Ve elinden geleni yaparak bekle.
Ölümüne bekle!
Ölüme değin bekle!
Senin için takdir edilen seni bulacaktır.
Senin için verilen karar haktır.
Sen hakka teslim olduktan sonra,
Yardım er ya da geç gelecektir.
Yeter ki sen yılma!
O var ya,
Bil ki senin tüm ihtiyaçlarını biliyor,
Senin tüm taleplerini, hasretlerini her şeyi ama emin ol her şeyini biliyor.
Sen Rahat ol!
Seni sevdi ki yarattı.
Ve nimetlendirmeye devam ediyor değil mi?
Tut kulluğun ucundan.
Yapış!
Ayrılma!
Düşersen yanarsın.
Kanarsan aldanır,
Aldanırsan mahvolursun.
Ne mahvolmak, ne mahvetmek için buradasın.
Senin görevin bu değil.
Sen bozmak değil, yapmak için gönderildin.
Öyle ise hadi başla!
Yapbozunun adı Dünya.
Yap ama sakın bozma!
Ve sakın oynama!
Oynamamalısın artık.
Oynamayacak kadar büyüdün değil mi?
Dünya da oynamayanlarla Cennette oynayabilmek için.
Kalk ve yaşa!
Bismillahla başladığın işleri,
İnşallahla destekler,
Elhamdülillahla sonlandırabilirsen,
Ne mutlu sana!
Çünkü Rabbinin huzuruna,
‘Görev başarı ile tamamlandı ! diyerek gelebilecek,
Cennetle müjdelenebileceksin.
Lütfen inan bana!
Hatice Dilek CENGİZ
‘Sarp Yokuş 2 ‘ adlı eserinden alıntıdır
- Published in Makalelerim










