Kötülük Yapmak Kolay
KÖTÜLÜK YAPMAK KOLAY
Kar taneleri tek başına ne kadar da yumuşak ve hoş değil mi? Ama sert bir kartopuna dönüştüğünde veya çığ adıyla zirvelerden kaymaya başladığında, nasıl da beyaz bir ölüme dönüşüyor. İnsani fakat kötü eylemlerimizi birer kar tanesi varsayarsak, bizi sarıp kuşatmadığı sürece donmayız diyerek avunsak yahut biri yaptığımız kötülüklerin altında kalıp ölmedikçe sorun yok desem, hata etmiş olmaz mıyız?
Kötülük eşittir ölüm yahut katletmek diyebilir miyiz? Ya öldürmemeyi ama aynı zamanda güldürmemeyi de hedefliyorsa birileri yani işkence ediyorsa, kendince “Rahmet say öldürmüyorum ya!” diyorsa? İşte bu zulmü bir çeken bilir, bir de çektiren, bir de her şeyi bilen!
Gökten üç elma düşse, biri iyilerin başına, ikincisi kötülerin, üçüncüsü kötülüğün yayılmasını isteyenlerin başına. Birinciler hariç, son ikisi bu elma ile zehirlense desem o zaman cenneti dünyada istemiş ve haddi aşmış olurum değil mi? Dünya kurulalı beri iyiler ve kötüler hep oldu, hep olacak biliyorum. İçimi acıtan gerçekleri, bir kez daha belleğimin gün yüzüne çıkmasına neden olan nefsim, nefsimi körükleyen şeytan, biliyorum. Üzülüyorum insanca ama çaresiz olmadığımı çok iyi bilmenin kuvveti ile yönümü Allah’a dönüyorum. Dua frekansında kalıp o en özel anı yakalamaya gayret ediyorum.
Ne olur şu andan itibaren tatil planları, düğün, bayram, gezi, üniversite, kariyer, davet, yarışma, v.b gibi dünya zevklerine yatırım yapmaktan çok daha fazlasını, ahiret için yapsak. İçimizdeki kötülüğe teşvik eden sinsi şeytana değil vicdanın müşfik ellerine bıraksak merkezi kontrol sistemimizi. Nefsimiz doludizgin koşmaktan yorulmadan, dünya adına ve yaşlanıp iş işten geçmeden, bir yatağa hareketsiz mahkûm olmadan ya da ansızın ölümle burun buruna gelmeden, artık kendi varoluşuna adasa kendini, hepimiz…
Başkalarının ne yaptığı ya da ne yapmadığından çok kendi yaptıklarımızı gözden geçirip kötülük adına ne varsa listeden silmek için çabalasak. Bugün farklı bir ben olma yolunda, bir adım atsak. Öldüğümüz gün, en büyük ödülü yani cenneti kazandığımız gün olsa. Kötülerle yollarımızı bu dünyada ayırmanın hazzını, tüm hücrelerimizde hissetsek. Herkese söz geçirme çabamızı bırakıp kendi cennetimizin kaskosunu kendi irademizle imzalasak. Kaybetmeye değil, kazanmaya ayarlasak tüm gayretimizi. İyilerden olup iyilerle haşrolsak.
Ne güzel olurdu değil mi? Öyleyse bugün kendinize bir hediye alın, Adı Kur’ân olsun. Çünkü bilin ki o, iyilerin kitabı! En iyinin, tüm iyilere çağlar öncesinden gönderdiği hediyedir o. İyilerin destansı kıssaları sizi tutuştursun.
Kötülerin kötülüklerinin nasılını, niçinini, iyilerin asil mücadelesini ve zafere giden yolun kilometre taşlarını bir bir yüreğinize koyun. Asrın bir iyisinin de siz olduğunuzu ispatlamanın en iyi yolunu bulmak için yorulun. En az kötüler kadar yorulmuyorsak iyiyim demeye utanmayı bilenlere, kardeşçe bir tavsiye.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
‘Sarp Yokuş ‘ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
Evleneceğiniz Kişi Denginiz Mi?
EVLENECEĞİNİZ KİŞİ DENGİNİZ Mİ?
Ben sıralayayım da varın siz düşünün gerisini.
İnsan dengi diye düşündüğünden ne bekler ki?
Şunları değil mi?
İtikadi birliktelik.
Aynı davaya gönül verme.
Gönül vermekle kalmayıp baş ve mal vermeye de gönüllü olma.
Bunu dille söylemek yetmez,
Hal diliyle de ispatlamak.
Hal öyle bir şeydir ki,
Sözün önüne geçer kardeşler.
Mangal da kül bırakmamakla olmaz bu işler.
Bazı şeyler ciddiyet ister.
Hem öyle bir ciddiyet ki tartışılmaz.
Sonra ahlakta denklik.
Değerlerin, önceliklerin, hassasiyetlerin denkliği önemli.
Gelenekler, alışkanlıklar, zaaflar olmamalı kişileri yöneten.
Ardındansa nesep geliyor ki kardeşler,
Gerçekten çok önemli.
Soyun getirdiği nitelikleri kişiler ister istemez taşıyor.
İstemeden taşıdıkları ile,
Ciddi bir mücadele verenler,
Genlerinde ki kötü yönlerle verdiği bu mücadeleyi kazanabiliyor.
Fakat bu farkındalık ve derin bir kavrayış gerektirir bilesiniz.
İyi ama,
Kaç kişi de bu bilinç var ki?
Kaç kişi ben de ki şu kötü huyun kaynağı şu ve şu olabilir diyor ki?
Bu nedenle de kişilerin kendini çok iyi tanıyor olması,
Ailesinin gerçeklerinin farkında olması,
Ayakları yere basmış,
Kimlik ve kişiliği oturmuş olması elzemdir bilesiniz.
Fakat maalesef ki insanların boyunun uzaması,
Çapının artması,
Güzel ve yakışıklı bulunmaya başlanması,
Veya zaten çocukluğundan beri öyle tanınması,
Hatta bir yerlerden mezun olmuş olması,
Ya da alaylı yetişip meslek edinmesi,
Bol veya az kazanması değil ki önemli olan.
Geçinebilmesi kazandığı ile,
Harcamayı ve kazanmayı Allah’ı razı eder şekilde becerebilmesi.
Mutluluğu maddi güçte görmemesi.
Bununla birlikte maddi gücü,
Gerektiği yerde,
Gerektiği şekilde kullanabilmek için,
Güçlü olmayı istemesi gerekli.
Peki başka derseniz,
Tüm bunların yanı sıra,
Yaşam standartlarının farkında olup, her şeyi karşısındakine açıkça ifade etmeli.
Öyle hayat ne gerektirirse yaşarım,
Veya yaparımla olmaz bu işler.
Hayat bu plan ve istikrar ister.
Önce tedbir almalı, sonra tevekkül etmeli.
Tek başına rızkını kazanır halde olması da yetmez,
Sağlıklı olmakta gerekli.
Niye mi?
Sorunları saklamak kul hakkıdır bilmeli.
Sizce kaç kişi bu anlam da karşısındakilere dürüst davranmayı seçiyor ki?
Sizin için olmazsa olmaz dediğiniz şeyleri oturup düşündünüz,
Hatta günlerce düşündünüz,
Ve doğru sıralamayı yapabildiniz mi?
Bunun için sizi çok iyi tanıyan,
Ehil insanlarla istişare ettiniz,
Veya edebilecek feraseti gösterdiniz mi?
Yoksa bu kararı yalnız alacak kadar,
Bağımsız olma gereği mi duyuyorsunuz?
Neden peki?
Mazeretleriniz geçerli mi?
Bu kararın sizinle birlikte, kaç kişiyi daha etkileyeceğini düşünmüyor musunuz?
Düşünseniz de aldırmıyor musunuz?
Sahi kendinizi kime,
Ya da kimlere karşı sorumlu hissediyorsunuz?
Sorumluluk aldınız mı ki bu güne dek?
Almayı başarabiliyor musunuz?
Ya aldıklarınızın ne kadar hakkını verdiniz?
Veremediklerinizi ne kadar düzeltmek için gayret ettiniz?
Eleştiriye, tavsiyeye veya takdire olan ihtiyacınızın farkında mısınız?
Duygularınızı iyi tarttınız mı?
Düşündüklerinizin arkasında mısınız?
Yoksa sabah ayrı,
Akşam ayrı düşünecek kadar çelişkili bir insan mısınız?
Kısaca ne istediğinizi,
Neden istediğinizi,
Ne zaman istediğinizi,
Niçin istediğinizi,
İyi anladınız mı?
Gerçekten sağlıklı mısınız?
Buna dair gerekli tetkikleri yaptırdınız mı?
Sahi psikolojik sağlığınız;
Evlenmeye, eş olmaya, anne ya da baba olmaya uygun mu?
Bu konu da bir uzman görüşü aldınız mı?
Tıbbi ya da psikolojik tedavi gerektiren bir hal varsa,
İyileşmek için elinizden gelen gayreti gösterdiniz mi?
Neyi bekliyorsunuz?
Önce evleneyim gerisini sonra düşünürüm mü düşünüyorsunuz?
Bu düşüncenizin sağlıksız olduğunun farkında mısınız?
Bu iş çocuk oyuncağı değil kardeşler!
Bilmem anlatabiliyor muyum ama anlayıp ciddiye almanızı çok istiyorum.
Seçimlerinizi dünya ve içindekiler mi belirliyor?
Yoksa Rahmani öğretiler mi?
Dünya da gözünüzü dolduracak,
Kolunuza taktığınızda nefsinizi okşayacak,
Size prestij kazandıracak,
Yıllardır üzerinize kurgulanan bir masalda yedek aktör olacak,
Bir rol arkadaşı mı istediğiniz?
Yoksa baktıkça gözünüzü okşamakla kalmayıp,
Konuştukça gönlünüzü doyuracak ve ilminizi arttıracak
Veya arttırma gayretinizde yoldaşınız olacak,
Düşerseniz ve dinlerseniz kaldıracak,
Canı ile bütünleşmeyi istediğiniz kadar,
Ahirette gideceğini umduğunuz yeri de,
İsteyebileceğiniz bir eş adayını mı seçtiniz?
Onunla Allah’ın huzuruna çıkmaktan,
Onu Allah Rasulü’ne tanıtmaktan,
Gerçekten mutlu olacağınızı düşünüyor musunuz?
Onunla aynı yastığa baş koymak yetmez,
Aynı havayı solumaktan,
Yani varlığıyla huzur bulmaktan yana,
Zerre kadar tereddütünüz var ise,
‘Boş verin’ Sakın bu işe girişmeyin!’diyorum kardeşler.
Hayat bu önemli!
Üstelikte bizler iki dünyalıyız,
Hatta ahiret daha önemli değil mi?
Öyle ise inanın riske atmaya değmez!
Biliyorum hayatta her şey gibi, evlilikte risk elbette diyeceksiniz.
Fakat siz tüm elinizden geleni yapmışsanız,
Adam gibi karşısına geçip kendinizi anlatmışsanız,
Yaşamanız veya yaşaması gereken bir şeyler var diyebilirsiniz.
Rağmen olmuşsa diyecek sözüm yok lakin,
Siz eğer hiç derinlemesine düşünmeden veya gerekenleri yapmadan adımlar atmışsanız,
Ve o hem size ve hem de etrafınızdakilere ‘iyiyi’ oynamışsa,
Tabi ki günah sizden gitmiş olur.
Vebalinizi çekecektir bilesiniz.
Merak etmeyin kimsenin hakkı,ötelerde kimse de kalmayacak.
Fakat siz siz olun,
Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!
Hayat bu,
Provası olmadığına göre,
Sakın ‘denemeye kalkmak’ gibi basit söylemlerle,
Evlenmeye kalkmayın!
Yoksa denerken denendiğinizi unuttuğunuz için,
Kaybeden olmanız söz konusu olabilir unutmayın!
Su testisi su yolunda kırılır.
Yolunuzu ve hedefinizi iyi belirleyin!
Aman kendiniz için istediğinizi,
Din kardeşiniz olan eş adayınız içinde isteyin!
Öyleyse size dua etmenin zamanı geldi diyor ve ekliyorum;
Ne mutlu Rabbi için,
Ve Rabbi adıyla seçenlere,
Ne mutlu seçtikleri ile mutlu olmayı bilenlere,
Ve ne mutlu seçmekte zorlandığı
Veya doğru ismi bulamadığı için umutla beklemekle birlikte,
İffetini korumak ve dua etmek noktasında,
Tevekkül bilincini kaybetmeyenlere diyeyim.
Ve sözlerimi,
Aminle nihayetlendireyim kardeşler!
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu- Gıda Müh.- Yazar
‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Allah hangi nefis üzerine yemin eder?
Cevap: Kendini kınayan nefis. Çünkü kendi kusurları ile ilgileneni Allah yüceltir, başkalarını alabildiğine ayıplayıp kötüleyeni ise alçaltır ve bu gibi kimselere asla itaat etme der.
Canını nefsinin kölesi olmaktan kurtarıp, Rabbine kul etmeyi başarmaya çalışanlara yürek dolusu selam olsun.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Ne yapmalı nasıl yapmalıyız?
Cevap: Rahman’ı hoşnut etmeye adanmalı, nasıl hoşnut edeceğimizi O’nun kitabından öğrenmeliyiz. Ve tüm bunları yaparken içimizde hiç bir sıkıntı duymadan gönüllüce;
– İmtihanlara elsiz ve dilsiz sabretmeli (Zulme zulümle karşılık vermeden, sızlanıp şikayet etmeden ecrini Rahman’dan dilemeliyiz.)
– Günah işlemişsek hemen tevbe edip bir daha dönmemeli
– Nimetler lütfedilmişse hakkı ile şükretmeliyiz.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: En çok kimi sevmeliyiz?
Cevap: Allah’ı. Böylece Allah bizi göklerde meleklerine , yerdekilerin en iyilerine sevdirir ki, zaten insanın en temel ihtiyacı da sevmek ve sevilmek değil midir?
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
- Published in Makalelerim
Farkımızı Fark Ettirmenin Zamanı
FARKIMIZI FARK ETTİRMENİN ZAMANI!
Gelin hep birlikte farkın ne olduğu üzerine düşünelim.
Fark dediğimiz şey ayrıntılar değil mi?
Peki ya ayrıntılar ne öyle ise?
Ayrıntıları belirleyen, belirleten, belirlenmesin de rehberlik eden ne?
Siz yorulmayın ben söyleyeyim.
Farkımız inancımız olmalı kardeşler.
Ayrıntılar mı?
Tüm davranışlarımız!
Tarzımız, tavrımız, duruşumuz, bakışımız, gülüşümüz, sevişimiz, seçişimiz.
Okuyuşumuz, öğrenişimiz, anlatışımız, anlayışımız, anlamlandırışımız.
Algımız, fikrimiz, zikrimiz, hedefimiz, niyetimiz, ilkelerimiz.
Bu liste uzar gider değil mi?
Peki biz bu liste de sıralanan veya sıralanmasına bile gerek olmayan kaç konu da,
Farkımızı ortaya koyduk, koyabildik, koymak için direndik,bu güne dek.
Sahi sabrın aslında ‘hakta direnmek’ olduğunu bildik mi?
Yoksa vur başına al lokmasını ağzından tarzında dalaverelere kandık,
Ve kendimizle birlikte,
Bize inanan çok kişiyi de yaktık mı?
Hiç düşünmeden,aldırmadan, korkmadan.
En son ne zaman,
Size sunulan kötü bir teklife, hayır dediniz?
En son ne zaman,
Bilinçli bir tercihte bulunup, işte olması gereken bu dediniz?
En son ne zaman,
Birinci derece de sorumluluğunuz olan konuları,birilerine devretmeden yük aldınız?
En son ne zaman,
İnsanlıktan nasibi olmayanlarla olan ilişkiniz de, siz haktan yana tavır alıp kazandınız?
En son ne zaman,
En yakınlarınızı, mutluluktan uçurdunuz?
En son ne zaman,
Arkanızda kimsecikler olmasa da, pes etmediniz?
En son ne zaman,
Hile veya rüşvet teklif edildiği halde, reddettiniz?
En son ne zaman,
Herkes susarken, siz hakkı olması gerektiğince, tebliğ ettiniz?
En son ne zaman,
Rabbinize tüm kalbinizi samimiyetle açıp, tüm geçmişinize tevbe ettiniz?
En son ne zaman,
Bir mazlumun mağduriyetini gidermenin zevkini, iliklerinize kadar hissettiniz?
En son ne zaman,
Güvenin, vefanın, şefkatin kuruyup çatlamış toprağına, su verdiniz?
En son ne zaman,
Önce ben demeyip onu, sevdiklerinizi öncelediğinizi, uykusuz kalarak belgelediniz?
En son ne zaman,
Bildiğiniz konuda konuşmaktan korkmayıp, hüccet gösterdiniz?
En son ne zaman,
İslam’ın izzeti adına, en doğrusuna, ve en güzeline, ‘Rabbim beni muvaffak kıl!’ dediniz?
En son ne zaman,
Üzerinizdeki nimetlerin hesabını düşünüp, titrediniz?
En son ne zaman,
Ağlarken gülebilip ‘buyur kardeş derdin ne?’ diyebildiniz?
En son ne zaman,
Allah’tan başka güç olmadığını tüm benliğinizde hissedip, iman tazelediniz?
En son ne zaman,
Kendinize ‘artık çocuk olmadığını anla ve büyü’, dediniz?
En son ne zaman,
Hayatı veren adına yaşamanız gerektiği bilinciyle, gereksiz yüklerinizi, indirdiniz?
En son ne zaman,
Kapasitenizi tam kullanma kararı alıp, mazeretleri defterinizden sildiniz?
En son ne zaman,
Yüzünüze bakıp, karalıklarına makyaj yapmak yerine temizlemeyi, tercih ettiniz?
En son ne zaman,
Sizi gerçekten seven ve değer verenlere gereken değeri verdiğinizi, gösterdiniz?
En son ne zaman,
Canlı cansız her şeyin size şahit olduğu farkındalığını kuşanıp, ürperdiniz?
En son ne zaman,
Ümidi, emeği, yemeği olmayan bir yoksuna, Rabbin size olan ihsanını, ikram ettiniz?
En son ne zaman,
En zor anınızda bile şikayet etmeyerek,O’ndan razı olarak, O’nu razı etmeyi, seçtiniz.
En son ne zaman,
Bir kır çiçeğine dokundunuz ve kokladınız?
En son ne zaman,
Bir karıncaya yol verip, selamlaştınız?
En son ne zaman,
Bir ölüye temas edip, vedalaştınız?
En son ne zaman bir hastayı ziyaret edip, acısını unutturdunuz?
En son ne zaman,
Nerde yanlış yaptım diyerek başınıza gelenlerdeki hikmeti aradınız?
En son ne zaman,
Alıcı gözle kendinize bakıp, ‘ben bu benden razı mıyım?’ sorusunu sordunuz?
En son ne zaman,
Çelik çomak değil, hayat memat meselesi olan konuları masaya yatırdınız?
Peki sonuçta ne oldu?
Farklı bir hayata ‘merhaba!’ diyebildiniz mi?
Eğer diyebildiyseniz,’ size selam olsun!’
Değilse, bilin ki yok kimseden farkınız!
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Ne yapmazsak ne olur?
Cevap: ‘İnanmayanların birbirine olan bağlılığından daha fazla birbirinize bağlanmaz, sevmez ve destek olmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne çıkar diyor Rabbimiz!
Öyleyse tüm tevhide inanları bu kış birbirine sımsıkı bağlanmaya, aramızdaki tüm tefrikaları bitirmeye davet ediyorum kardeşler. Varım diyen ve kardeşini öz nefsine tercih edenlere yürek dolusu selam olsun!
Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Sevgi Üzerine Bir Soru Bir Cevap
Sevgi Üzerine
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Samimi insan nasıl bulunur?
Cevap: Samimi olup, samimi davranıp, samimice sabrederek.
Ne zamana kadar mı?
Koruk üzüm olana dek elbette. Fakat lütfen dikkat!
Karşınızdaki koruk olmalı ki, üzüm olabilsin.
Siz koruk olduğundan eminseniz bekleyin.
Hem belki sizin de, belli konularda, koruk kalmış yanlarınız olabilir.
Böylece bilikte üzüm olmanın tadını da birlikte tatmış olusunuz.
Ne de olsa sevgi;
yürek, emek ve zaman ister,
Not: Bu satırlar ‘Gerçek sevgi nedir? Nasıl belli olur?’ diyenlere yazıldı.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Yaşamak
YAŞAMAK!
İnadına değil.
İsyan ederek hiç değil.
Yılgınca, bitkince ve umarsızca da değil.
Masumca, asilce, zarafetle yaşamak.
Tüm hoyrat, ruhsuz, gaddar insancıklara,
Hain, zalim, kafirlere aldırmadan,
Engellere, kaygılara, korkulara rağmen,
Sancılara, ağrılara, ateşlere kendini bırakmadan,
‘Geçecek, bitecek fakat sen tükenmeyeceksin tamam mı?’ diyerek her an kendine,
‘Tükenmek senin işin değil!’ demeyi bilecek kadar sağlam duracaksın.
Dimdik ve onurluca,
Hataların girdabında boğulmayı değil,
Tecrübelerin okyanusuna yelken açmayı bilerek,
Varsın tufan kopmasın tüm kötülükleri gömmek için,
Sen içinde ki tüm kötülük tohumlarını gömebilmelisin,
Bitmesine bile fırsat vermeden yürek toprağında.
Çünkü senin mayan Cennet toprağından.
Sen oraya aitsin ve oraya dönmelisin.
Bu dünya ya cezalandırılmak için geldiğini sananlara kanma.
Aksine ödüllendirilmek için geldin.
Ve öz vatanına dönüş yolunu bulabilmek senin elinde.
Gönderen bunu senin başarabileceğini biliyor,
Mesele senin bunu bilmen ve gayret göstermen.
Önce Rabbine, sonra kendine, sonra da herkese göstermen gerek.
‘Kalk! Oturma! Ve bir dakika bile boş durma ne olur!
Sesin çıkmıyorsa kaleminle,
Gözün görmüyorsa gönlünle ilet, iletmek istediklerini.
Sen göklere niyetini aç!
O muhakkak kıymet görecek.
Sen tertemiz ol!
Yeni doğmuş bir bebek kadar masum kal!
Ve buram buram Cennet kok!
Cennet kokabilmek için yapman gerekenleri bul ve kuşan!
Elinin erebildiğinden,
Gücün yetebildiğinden mesulsün unutma!
Sadece minik bir yavru kadar masum ol ve masum kal yeter ki.
Ve elinden geleni yaparak bekle.
Ölümüne bekle!
Ölüme değin bekle!
Senin için takdir edilen seni bulacaktır.
Senin için verilen karar haktır.
Sen hakka teslim olduktan sonra,
Yardım er ya da geç gelecektir.
Yeter ki sen yılma!
O var ya,
Bil ki senin tüm ihtiyaçlarını biliyor,
Senin tüm taleplerini, hasretlerini her şeyi ama emin ol her şeyini biliyor.
Sen Rahat ol!
Seni sevdi ki yarattı.
Ve nimetlendirmeye devam ediyor değil mi?
Tut kulluğun ucundan.
Yapış!
Ayrılma!
Düşersen yanarsın.
Kanarsan aldanır,
Aldanırsan mahvolursun.
Ne mahvolmak, ne mahvetmek için buradasın.
Senin görevin bu değil.
Sen bozmak değil, yapmak için gönderildin.
Öyle ise hadi başla!
Yapbozunun adı Dünya.
Yap ama sakın bozma!
Ve sakın oynama!
Oynamamalısın artık.
Oynamayacak kadar büyüdün değil mi?
Dünya da oynamayanlarla Cennette oynayabilmek için.
Kalk ve yaşa!
Bismillahla başladığın işleri,
İnşallahla destekler,
Elhamdülillahla sonlandırabilirsen,
Ne mutlu sana!
Çünkü Rabbinin huzuruna,
‘Görev başarı ile tamamlandı ! diyerek gelebilecek,
Cennetle müjdelenebileceksin.
Lütfen inan bana!
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam koçu-Gıda Müh.-Yazar
“Sarp Yokuş II” adlı eserinden alıntıdır
- Published in Makalelerim
Sevmek
SEVMEK
Kimi? Nasıl? Ne kadar? derseniz;
Üzerinde uzun uzun düşünülmeli derim kardeşler!
Önce Yaratanı sevmeli insan.
İnsan olma şerefini kuşanmış olmak istiyorsa.
Yaratanını sevmeyen,
Yaratılmışı ne kadar ve nasıl sever ki?
Hem sevgisine ne kadar inanılır ki?
Sahi sevgi ölçülebilir mi ki derseniz,
Evet, ölçülür ya kardeşler diyeceğim?
Nasıl ve nerede mi?
Kalple elbette!
Hadi öyle ise sevgi terazimizi bir güzel kuralım kalbimizin ortasına,
Sonra da başlayalım tartmaya.
Komik, hata değil mi?
İyi ama kimi, nasıl ve neye göre tartacağız değil mi?
Sevgi bu, soyut bir kavram!
Nasıl ölçülebilir ki?
Öyle ise biraz kafa yoralım bu işe ne dersiniz kardeşler?
Birinin birini sevdiğini,
Hem de çok sevdiğini,
Nasıl anlarsınız kardeşler?
Çok basit aslında!
Hâlinden, tavrından, bakışından, duruşundan, sözünden, sesinden,
İlgisinden, iletişiminden, merhametinden, muhabbetinden,
Saygısından, hürmetinden, özeninden, dikkatinden,
Sabrından, koruyup kollamasından, ihtiyaçlarını önemsemesinden,
İnce fikirli davranmasından, kırmayışından, terk etmeyişinden,
Bekletmeyişinden, kükremeyişinden, incitmemeye gösterdiği özenden
Falan filan kardeşler.
Öyle çok şey söylenebilir ki değil mi?
Gelin size çok şey söylemeden öz şeyler söyleyeyim.
Hayat bu,
Ne yöne akacağı belli değil gibi görünse de,
Emin olun akışı biz belirliyoruz irademizle kardeşler!
İradesini kontrol etmeyi başaranlar,
Çok şey kazanacak ileride.
İlerisini sakın uzak sanmayın.
Emin olun uzak değil.
Ölüm kadar yakın!
Adeta ensemizde.
Öyle ise gelin bir plan yapalım hep birlikte.
Bugünden sonra kendimizi iyi hissettirenleri sevelim öncelikle.
Niye mi?
Sevginin iyileştirici etkisi var da ondan kardeşler.
Bakın bakalım bugüne kadar kim,
Ya da kimler size iyi geldi diye,
Bir teste sokun kendinizi.
Kim size ne kattı?
Kim sizden almadan da verdi?
Kim sizinle hep vardı?
Ya da var olmanız için ne gerekiyorsa yaptı?
Kimin varlığı olmazsa olmazınızdı?
Kimsizken kendinizi yalnız, yaralı, eksik hissettiniz?
Kiminle yeşerdiğinizi,
Yeni umutlara,
Güzelliklere yelken açtığınızı,
Ya da açacağınızı hissettiniz?
Kim size gerçekten yakındı?
Kim tüm ihtiyaçlarını hiç sızlanmadan karşıladı?
Kim sırdaşınız, gönüldaşınız, kalp komşunuz olabildi?
Kim sizi hiçbir zaman veya şartta terk etmedi?
Düşünüp buldunuz mu?
Yoksa daha okurken sıralayıp durdunuz mu isimleri?
Peki, cevabınız Allah olabildi mi?
Kardeşler!
Biraz insaflı olup düşünmeniz,
Düşünmekle kalmayıp inanmanız,
İnandığınızı iddia ediyorsanız ispatlamanız gerekmez mi?
Bu nasıl bir sevgi ki,
Sahi sevmeyen sevilmeyi hak eder mi?
Siz Allah’ı sevdiniz mi ki?
Onun sevgisini hissedebildiniz mi ki?
Ona olan sevginizi ne zaman, nerede, nasıl gösterdiniz ki?
Oysa söz konusu insan ise sevdiğimiz,
Her şey ne kadar da netleşiyor değil mi?
Hani çocuk olsa anlar kimin kimi sevdiğini.
Kimin gerçekten sevdiğini,
Kimin ‘mış gibi’ yaptığını.
Kimin sevmeyi bile beceremeyecek kadar taşlaştığını!
Böyle işte kardeşler.
Aslında her şey ne kadar da şeffaf,
Bizler ne kadar da kolay, sanki çocuk kandırır gibi,
Yaşayıp gittiğimizi sanıyorduk bugüne dek!
İyi ama sormazlar mı, ya da söylemezler mi adama?
Artık çocuk değiliz ki?
Ne ben çocuğum ne de sizler öyle değil mi?
Hadi öyle ise mademki koca koca insan olduk,
Bugünden sonra önce Rabbimizi,
Sonra da birbirimizi sevelim kardeşler.
Bir şartla yalnız,
Birbirimizi severken de O’nun adına ve O’nun adıyla sevelim kardeşler!
Gerisi masal,
Gerisi hikâye kardeşler.
Gerisi inanın başı hoş bir melodi gibi geliyorsa da kulağa,
Sonunun çığlıkla bitmemesi, hani nerede ise imkânsız gibi.
Neden mi?
Çünkü sonuç ekseriyetle trajedi.
Bugüne kadar hangi seven,
Sevdiğini koşulsuz mutlu edebilmiş ki?
Mümkün değil!
Değil mi kardeşler?
Öyle ise sınırsız mutluluğa koşabilecek yarışçılar olmak lazım.
Yarışmak için tutuşanları bulmak lazım.
Aynı anda aynı yöne dönüp, hiç durmaksızın koşmak lazım.
Zaman bu öyle hızlı akıp gidiyor ki?
Sakın ha boş laflara kanmayın!
Dedim ya artık hiçbirimiz çocuk değiliz değil mi?
Selâm olsun birbirini Allah için sevip,
Sevgileriyle ebede göçmek için tüm samimiyetini ortaya koyanlara.
Arşın gölgesinde gölgelenebilecek kadar kaliteli bir sevgiyi,
Yüreklerinde hissedebilenlere ve hissettirebilenlere.
Âmin!
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim









