Biri Bana Beni Anlatsa
BİRİ BANA BENİ ANLATSA!
Dersin adı hayat ve ben bilmediğim, tanımadığım bir gezegene bırakılmış küçücük bir zerre isem, zamanla bir şekilde şekillenmiş, büyümüş belli yeteneklere, güce, idrake erişmişsem bütün bunların bir anlamı olmalı. Ve elbette beni buraya bir amaç için gönderenin kim olduğuna, ne için gönderildiğime kafa yormalı.
Yoranlar birer yıldız olup gittiler. Sormuş olmak için değil, bilmiş olmak için sordular. Bilmekle değil, yapmakla onur duydular. Yapamadıklarında mazeret değil, dağ gibi ruhsat vardı ellerinde; çoğu zamansa canlarına bile kastedilse, ölümü düğün gibi algılayıp “An bu an, vakit geldi, şimdi kazanmak lazım!” deyip bindiler şahadet füzesine, cennete kilitlendiler.
Dersi Yaradan’dan aldılar, Peygamber’le zor sorulu testleri başarıyla tamamlayıp cennet Yerleştirme Sınavı’ndan tam puan alarak adlarını Arş’a yazdırdılar. İnsan ve cin şeytanları, düşmanları; salihler ve melekler sadık dostları oldu. Yoruldular, terk edildiler, ağladılar, zaman zaman güldüler fakat ne gevşediler ne üzüldüler. İnandıkları için hep güçlüydüler!
Ey kendini bulmak, kendine yeten bir ben olmak isteyen sen! Kalk ve bundan böyle uyarılara kulak ver, kork. Hard diskine format at, geri dönüşüm kutusundakilere ihtiyacın yok, mesaj kutunu boşalt, listene, dostlarına yeniden göz at; ekranda bir uyarı var, dikkatle oku. Cennete gitmek istediğinden emin misin? Cehennem davetçilerinden gelen tüm yolları engelle. Safını belirle, arada kalanlar ya Araf’ta kalacaklar ya da baş aşağı yuvarlanıp ateşe dalacaklar. Bu anlattığım bilgisayarda oynanan, hilelerle dolu sanal bir oyun değil. Eskiden oyun çağı diye bir kuşak vardı, atalarımız meşru da bulurlardı oynayanı ve oynananı. Çünkü çocuktular. Ya şimdi. Koca koca adamlar oynuyor. Oynadıkça küçülüyor, küçüldükçe cismi hormonlu gibi şişiyor, beyni trafo merkezi, bağlantı hatası yapıp geceyi gündüz, gündüzü gece algılıyor. Soluk benizli, keskin bakışlı, fevri çıkışlı, uyuşuk, dilini anlamakta zorlanacağımız bir ucube çıkıyor akşama doğru şehrin sokaklarına. Birinin bana neler olduğunu, bu yaratığın kim olduğunu anlatması için etrafa bakınsam da anlatacak kimseyi bulamıyorum. Öyle çoklar ki, “Gençliğim, zavallı gençliğim” deyip ağlıyor ve işte böyle zavallı gençliği yazmaya koyuluyorum. Belki hâlâ bir yerlerde, birilerine onlar ulaşmadan ben ulaşabilir miyim diye…
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Kim inanır?
Cevap: Dileyen!
Delil mi? Kur’an.
‘Dileyen Rabbine giden bir yolu seçer.’ Nebe Suresi 39 ayet
Önemli Not: Kardeşlerim! Rabbini dilemeyeni dilemeyerek, kendinizi bir ömür emniyette tutun. Yoksa hem dünya da hem de ahirette acı çeker ve kaybedersiniz.
Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Kim Kendini En İyi İfade Eder?
KİM KENDİNİ EN İYİ İFADE EDER?
Söyleyeyim mi? Bence cennet vizesine sahip olacak olanlar.
Çünkü onlar;
Söz söylediler, söylediklerini eylemleri ile desteklediler. Dinlediler, dinledikleriyle kalmayıp dinlediklerine itaat ettiler. Gördüler, gördüklerini gönülleri yalanlamadı, bir delikten bir daha ısırılmadılar. Bildiler, bildiklerinde ise eşek olup yük almadılar, insan kalıp yol aldılar. Sevdiler, sev denilenleri, sevilmesi gerektiği kadar. Ne şirke battılar ne de nankör oldular. Nefret ettiler; Allah’a ve Rasûlü’ne düşmanlık besleyen her kişi ve kurumdan, eylemden fersah fersah kaçtılar. Verdiler; istemek için veya karşılık görmek için değil, kabul olunur mu kaygısıyla arınmak için, karşılıksız verene şükretmiş, nimetin hakkını vermiş olmak için, gözü kapatmadan, hoşnutlukla alınacakları verdiler. Güldüler; nerede bir kardeş görseler, yürekleri acı ile kavrulsa da gül derdiler, güven verdiler. Ağladılar; ellerinden geleni yapsalar da istedikleri olmadığında, yakarırken, yaş dökerken bile sustular. Çığırtkanlık yapmadılar. Dille ve elle değil, kalple ve gözle ağladılar. Yürüdüler; sarp bir yokuşu çıktılar, yoruldular, terlediler fakat yılmadan insanlık ordusuna katılıp Âdem’den bugüne uzanan salihler zincirine bir halka da onlar oldular. Öldüler; gözleri açık gitmediler. Gelenin kim olduğunu bildiler, kavuşma anının heyecanı kapladı bedenlerini, bir serçe gibi son kez attı kalpleri. O’nun hoşnutluğuna ermek için, aşkla canlarını sundular, umduklarını buldular.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu
- Published in Makalelerim
Duymak ve Dinlemek Arasındaki Fark
DUYMAK VE DİNLEMEK ARASINDAKİ FARK?
Çoğu zaman duymakla yetindiğinizi ve aslında karşı tarafı hiç ama hiç dinlemediğinizi fark ettiniz mi? Peki bunu açık yüreklilikle ifade edip muhatabınızdan tekrarlamasını istediniz mi? Yoksa dürüstlük, hatayı kabul etme, özür dileme gerekirse, muhatabınızı dinleme nezaketi göstermeniz yitirilmiş değerler, hâlbuki tüm bu sayılanların peygamberi bir eylem olduğunu unuttunuz mu?
O ne yapardı biliyor musunuz? Önce dinlerdi. Hem de tüm içtenliği ile. Yüzüne bakardı konuşurken. Onu her hali ile önemsediğini hissettirirdi.
Eğer iletişimde olduğu kişi elini tutsa, o bırakmadığı sürece bırakmayarak, sevgi dolu ve alçakgönüllü oluşunu tüm beden dili ile yansıtırdı.
Alay etmez, azarlamaz, tartışmaz, surat asmaz, kaba ve küfürlü konuşmaz, bıktıracak kadar lafı uzatmaz, laf kesmez hatta lafın sonunun geldiğinden emin olmak için “söyledikleriniz bitti mi?” diye sorar, “bitti” cevabını duymadan ağzını açıp tek kelam etmez, konuşmaya başladığı andan itibaren ah sussa değil de susmasa diyecek kadar dikkatli, fasih ve öz konuşurdu.
Oysa biz dinlermiş gibi yaparken, ilgilenmiş gibi olmak için sorular sorup anlamış gibi yaparak, sözde karşımızdakini ama aslında kendimizi kandırıyoruz. Ya da umursamazlık atı alıp Üsküdar’ı geçtiği için, bu kopuşların bizi bir gün yalnızlığa mahkûm edeceğini düşünmeden, bencil bir hayata yelken açmış, akıntının büyüsü ile önümüzdeki şelalenin bizi baş aşağı uçuracağının bile farkında değiliz. Oysa suyun sesi kulaklarımıza geliyor. Ancak duyduklarımıza takılmadığımız için, kendi sonumuzu kendimiz hazırlamakta pek maharetliyiz.
Öyleyse Allah bir dil ve iki dudak vermişken, iki kulak vermesinde bir hikmet olduğunu anlayıp çok dinleyip az konuşun bugünden sonra ne dersiniz? Her yönden gelen her sesi dinleyin fakat siz sözün en güzeline uyacak bir bilinci taşımadığınız sürece, ne bilmenin, ne dinlemenin, ne de söylemenin vebalden başka bir katkısı olmayacaktır.
Kendinize bir iyilik yaparak, söz haksa dinleyip yüz çevirenlerden olmamak için, bilginin hamalı değil, bilgi ile hayâlı olmayı seçip bilgeliğe doğru yelken açın.
Yaptıklarınızı söyleyin
Söylediklerinizi iyi bilin
Sizi daima Rahmân’ın dinlediği
Bilinci ile hareket etmenin,
Gücünü keşfedin.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Soru : Hayat nedir?
Cevap: Kötülerin kötülükleri ile mücadelede sabırlı ve azimli olma, iyilerin iyiliklerine misli veya daha fazlası ile karşılık verme, her şart ve ortamda has bir kul olarak kendine yakışanı yapmayı başarmaktır.
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Kimin sözü Allah katında makbuldür?
Cevap: Lafla peynir gemisi yüzdürmeyip, söylediğini yapanların ve yaptığını söyleyenlerin.
Delil mi?
Kuran: Fatır Suresi 10
‘Güzel söz O’na yükselir. Onu yükseltecek olansa salih ameldir.’
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Kim bir hatayı iki kez tekrarlamaz?
Cevap: Mümin!
Hz.Muhammed ‘Mümin bir delikten iki kere ısırılmaz.’ buyurarak Mü’mini basiretli, ferasetli davranmaya davet ediyor. Bu da ancak hata yapıldığında neden yaptığınızı bulup tekrarlamamaktan geçer değil mi? Eğer tekrar tekrar aynı hataları yapıyorsak, henüz iman kalbimize yerleşmemiş demektir. Ya Rahman! Kalplerimize imanı razı olduğun şekliyle yerleştir. Amin
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu – Gıda Müh. – Yazar
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Ne zaman konuşmalı, ne zaman susmalıyız?
Cevap: Doğruyu biliyorsak ve duymamışlarsa konuşmalı, daha önce söylenmiş ve fayda etmemişse susmalıyız. Emin olun susmak sizin izzetinize izzet katarken, etrafınızdakilerin niyeti iyi bile olsa, ameli kötü ise; onları düşündürür akıllarını başlarına getirir. Niyeti ve ameli kötü ise; sizi daha büyük acılardan ve kötülüklerden korur. Beni uyar diyeni uyarmak inancın ve insanlığın gereği iken, istemeyeni uyarmak nefsin ve şeytanın oyunudur bilesiniz.
Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz
www.huzuryasamkocu.com
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Hangi konuda nasıl karar vermeliyiz?
Cevap: Allah’ın hükmettiği bir konuda kim ne derse desin Allah’ın emrine itaat etmek için, Peygamberin bu hükmü nasıl uyguladığına bakarak eyleme geçmeli, eğer hüküm olmayan mübah bir konu ise; ‘Ne zulmetmeli ne de zulme rıza göstermeliyiz!’
Hürmeti hak edene hürmet etmeli, etmeyene hak ettiği ile muamele etmeliyiz.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Bir Soru Bir Cevap
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Nasıl mutlu olunur?
Cevap: Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak güzel şeylere niyet ederek ve bu güzellikleri yaşayarak!
Önemli Not: Bu güzellikler Kuran’da tek tek anlatılmıştır.
Mutlu okumalar …
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu – Gıda Müh. – Yazar
- Published in Makalelerim






