Sevgi Üzerine Bir Soru Bir Cevap

Sevgi Üzerine
Bir Soru Bir Cevap
Soru: Samimi insan nasıl bulunur?
Cevap: Samimi olup, samimi davranıp, samimice sabrederek.
Ne zamana kadar mı?
Koruk üzüm olana dek elbette. Fakat lütfen dikkat!
Karşınızdaki koruk olmalı ki, üzüm olabilsin.
Siz koruk olduğundan eminseniz bekleyin.
Hem belki sizin de, belli konularda, koruk kalmış yanlarınız olabilir.
Böylece bilikte üzüm olmanın tadını da birlikte tatmış olusunuz.
Ne de olsa sevgi;
yürek, emek ve zaman ister,
Not: Bu satırlar ‘Gerçek sevgi nedir? Nasıl belli olur?’ diyenlere yazıldı.
Hatice Dilek Cengiz

Yaşamak

YAŞAMAK!

İnadına değil.

İsyan ederek hiç değil.

Yılgınca, bitkince ve umarsızca da değil.

Masumca, asilce, zarafetle yaşamak.

Tüm hoyrat, ruhsuz, gaddar insancıklara,

Hain, zalim, kafirlere aldırmadan,

Engellere, kaygılara, korkulara rağmen,

Sancılara, ağrılara, ateşlere kendini bırakmadan,

‘Geçecek, bitecek fakat sen tükenmeyeceksin tamam mı?’ diyerek her an kendine,

‘Tükenmek senin işin değil!’ demeyi bilecek kadar sağlam duracaksın.

Dimdik ve onurluca,

Hataların girdabında boğulmayı değil,

Tecrübelerin okyanusuna yelken açmayı bilerek,

Varsın tufan kopmasın tüm kötülükleri gömmek için,

Sen içinde ki tüm kötülük tohumlarını gömebilmelisin,

Bitmesine bile fırsat vermeden yürek toprağında.

Çünkü senin mayan Cennet toprağından.

Sen oraya aitsin ve oraya dönmelisin.

Bu dünya ya cezalandırılmak için geldiğini sananlara kanma.

Aksine ödüllendirilmek için geldin.

Ve öz vatanına dönüş yolunu bulabilmek senin elinde.

Gönderen bunu senin başarabileceğini biliyor,

Mesele senin bunu bilmen ve gayret göstermen.

Önce Rabbine, sonra kendine, sonra da herkese göstermen gerek.

‘Kalk! Oturma! Ve bir dakika bile boş durma ne olur!

Sesin çıkmıyorsa kaleminle,

Gözün görmüyorsa gönlünle ilet, iletmek istediklerini.

Sen göklere niyetini aç!

O muhakkak kıymet görecek.

Sen tertemiz ol!

Yeni doğmuş bir bebek kadar masum kal!

Ve buram buram Cennet kok!

Cennet kokabilmek için yapman gerekenleri bul ve kuşan!

Elinin erebildiğinden,

Gücün yetebildiğinden mesulsün unutma!

Sadece minik bir yavru kadar masum ol ve masum kal yeter ki.

Ve elinden geleni yaparak bekle.

Ölümüne bekle!

Ölüme değin bekle!

Senin için takdir edilen seni bulacaktır.

Senin için verilen karar haktır.

Sen hakka teslim olduktan sonra,

Yardım er ya da geç gelecektir.

Yeter ki sen yılma!

O var ya,

Bil ki senin tüm ihtiyaçlarını biliyor,

Senin tüm taleplerini, hasretlerini her şeyi ama emin ol her şeyini biliyor.

Sen Rahat ol!

Seni sevdi ki yarattı.

Ve nimetlendirmeye devam ediyor değil mi?

Tut kulluğun ucundan.

Yapış!

Ayrılma!

Düşersen yanarsın.

Kanarsan aldanır,

Aldanırsan mahvolursun.

Ne mahvolmak, ne mahvetmek için buradasın.

Senin görevin bu değil.

Sen bozmak değil, yapmak için gönderildin.

Öyle ise hadi başla!

Yapbozunun adı Dünya.

Yap ama sakın bozma!

Ve sakın oynama!

Oynamamalısın artık.

Oynamayacak kadar büyüdün değil mi?

Dünya da oynamayanlarla Cennette oynayabilmek için.

Kalk ve yaşa!

Bismillahla başladığın işleri,

İnşallahla destekler,

Elhamdülillahla sonlandırabilirsen,

Ne mutlu sana!

Çünkü Rabbinin huzuruna,

‘Görev başarı ile tamamlandı ! diyerek gelebilecek,

Cennetle müjdelenebileceksin.

Lütfen inan bana!

 Hatice Dilek Cengiz

Yaşam koçu-Gıda Müh.-Yazar

“Sarp Yokuş II” adlı eserinden alıntıdır

Sevmek

SEVMEK

Kimi? Nasıl? Ne kadar? derseniz;

Üzerinde uzun uzun düşünülmeli derim kardeşler!

Önce Yaratanı sevmeli insan.

İnsan olma şerefini kuşanmış olmak istiyorsa.

Yaratanını sevmeyen,

Yaratılmışı ne kadar ve nasıl sever ki?

Hem sevgisine ne kadar inanılır ki?

Sahi sevgi ölçülebilir mi ki derseniz,

Evet, ölçülür ya kardeşler diyeceğim?

Nasıl ve nerede mi?

Kalple elbette!

Hadi öyle ise sevgi terazimizi bir güzel kuralım kalbimizin ortasına,

Sonra da başlayalım tartmaya.

Komik, hata değil mi?

İyi ama kimi, nasıl ve neye göre tartacağız değil mi?

Sevgi bu, soyut bir kavram!

Nasıl ölçülebilir ki?

Öyle ise biraz kafa yoralım bu işe ne dersiniz kardeşler?

Birinin birini sevdiğini,

Hem de çok sevdiğini,

Nasıl anlarsınız kardeşler?

Çok basit aslında!

Hâlinden, tavrından, bakışından, duruşundan, sözünden, sesinden,

İlgisinden, iletişiminden, merhametinden, muhabbetinden,

Saygısından, hürmetinden, özeninden, dikkatinden,

Sabrından, koruyup kollamasından, ihtiyaçlarını önemsemesinden,

İnce fikirli davranmasından, kırmayışından, terk etmeyişinden,

Bekletmeyişinden, kükremeyişinden, incitmemeye gösterdiği özenden

Falan filan kardeşler.

Öyle çok şey söylenebilir ki değil mi?

Gelin size çok şey söylemeden öz şeyler söyleyeyim.

Hayat bu,

Ne yöne akacağı belli değil gibi görünse de,

Emin olun akışı biz belirliyoruz irademizle kardeşler!

İradesini kontrol etmeyi başaranlar,

Çok şey kazanacak ileride.

İlerisini sakın uzak sanmayın.

Emin olun uzak değil.

Ölüm kadar yakın!

Adeta ensemizde.

Öyle ise gelin bir plan yapalım hep birlikte.

Bugünden sonra kendimizi iyi hissettirenleri sevelim öncelikle.

Niye mi?

Sevginin iyileştirici etkisi var da ondan kardeşler.

Bakın bakalım bugüne kadar kim,

Ya da kimler size iyi geldi diye,

Bir teste sokun kendinizi.

Kim size ne kattı?

Kim sizden almadan da verdi?

Kim sizinle hep vardı?

Ya da var olmanız için ne gerekiyorsa yaptı?

Kimin varlığı olmazsa olmazınızdı?

Kimsizken kendinizi yalnız, yaralı, eksik hissettiniz?

Kiminle yeşerdiğinizi,

Yeni umutlara,

Güzelliklere yelken açtığınızı,

Ya da açacağınızı hissettiniz?

Kim size gerçekten yakındı?

Kim tüm ihtiyaçlarını hiç sızlanmadan karşıladı?

Kim sırdaşınız, gönüldaşınız, kalp komşunuz olabildi?

Kim sizi hiçbir zaman veya şartta terk etmedi?

Düşünüp buldunuz mu?

Yoksa daha okurken sıralayıp durdunuz mu isimleri?

Peki, cevabınız Allah olabildi mi?

Kardeşler!

Biraz insaflı olup düşünmeniz,

Düşünmekle kalmayıp inanmanız,

İnandığınızı iddia ediyorsanız ispatlamanız gerekmez mi?

Bu nasıl bir sevgi ki,

Sahi sevmeyen sevilmeyi hak eder mi?

Siz Allah’ı sevdiniz mi ki?

Onun sevgisini hissedebildiniz mi ki?

Ona olan sevginizi ne zaman, nerede, nasıl gösterdiniz ki?

Oysa söz konusu insan ise sevdiğimiz,

Her şey ne kadar da netleşiyor değil mi?

Hani çocuk olsa anlar kimin kimi sevdiğini.

Kimin gerçekten sevdiğini,

Kimin ‘mış gibi’ yaptığını.

Kimin sevmeyi bile beceremeyecek kadar taşlaştığını!

Böyle işte kardeşler.

Aslında her şey ne kadar da şeffaf,

Bizler ne kadar da kolay, sanki çocuk kandırır gibi,

Yaşayıp gittiğimizi sanıyorduk bugüne dek!

İyi ama sormazlar mı, ya da söylemezler mi adama?

Artık çocuk değiliz ki?

Ne ben çocuğum ne de sizler öyle değil mi?

Hadi öyle ise mademki koca koca insan olduk,

Bugünden sonra önce Rabbimizi,

Sonra da birbirimizi sevelim kardeşler.

Bir şartla yalnız,

Birbirimizi severken de O’nun adına ve O’nun adıyla sevelim kardeşler!

Gerisi masal,

Gerisi hikâye kardeşler.

Gerisi inanın başı hoş bir melodi gibi geliyorsa da kulağa,

Sonunun çığlıkla bitmemesi, hani nerede ise imkânsız gibi.

Neden mi?

Çünkü sonuç ekseriyetle trajedi.

Bugüne kadar hangi seven,

Sevdiğini koşulsuz mutlu edebilmiş ki?

Mümkün değil!

Değil mi kardeşler?

Öyle ise sınırsız mutluluğa koşabilecek yarışçılar olmak lazım.

Yarışmak için tutuşanları bulmak lazım.

Aynı anda aynı yöne dönüp, hiç durmaksızın koşmak lazım.

Zaman bu öyle hızlı akıp gidiyor ki?

Sakın ha boş laflara kanmayın!

Dedim ya artık hiçbirimiz çocuk değiliz değil mi?

Selâm olsun birbirini Allah için sevip,

Sevgileriyle ebede göçmek için tüm samimiyetini ortaya koyanlara.

Arşın gölgesinde gölgelenebilecek kadar kaliteli bir sevgiyi,

Yüreklerinde hissedebilenlere ve hissettirebilenlere.

Âmin!

 Hatice Dilek Cengiz

İnsan Sarrafı Olmak İster misiniz?

Kardeşlerim!
İnsan Sarrafı Olmak İster misiniz?

İnsanı tanımak ve onunla olması gereken sınırları belirlemek ve artık hata yapıp yıkılmak istemiyor musunuz?
Size Kuran’ı gereği gibi okumayı tavsiye ediyorum!
Neden mi?

Çünkü Kur’an bir kişisel gelişim kitabı değildir ki yap boz tahtası gibi sizi farklı farklı doğrulara yöneltsin!

Çünkü Kur’an bir insan sözü değildir ki sadece bir asra ,bir kesime , bir kültüre hitap etsin ve eksikleri olsun!

Çünkü Kur’an bir felsefe kitabı ya da bilim kurgu senaryosu değildir ki sizi ucu açık fikirlerin ortasında kararsız ve başıboş bıraksın!

Çünkü Kur’an bir bilim kitabı değildir ki, dünden farklı bir bilgiye ulaşıldığında: ‘bilim de son nokta veya henüz nedeni bilinmeyen bir sebeple ‘gibi acziyetini itiraf etmek zorunda kalarak bize ancak insani ve sınırlı bir bilgi sunsun!

Çünkü Kur’an
Bir masal , hikaye yahut roman değildir ki! Anlatılanların bir kısmı hayal bir kısmı kurgu, bir kısmı gerçek olsun!

Çünkü Kur’an bir ekonomi kitabı değildir ki! Sizin dünya hayatınızı abad etmeye soyunsun!

Çünkü Kur’an bir münzevi yahut guru kitabı, yahut eski bir kitabe değildir ki!
Sizi yalnızca ötelerle yahut hayatın gerçeklerinden kopuk mistik düşünce kalıplarıyla yorsun!

Sözü daha fazla uzatmaya gerek duymadan arife tarif gerekmez deyip,
Artık siz siz olun;
Karşılarına melekler, ölüler ve hatta her şeyi dikip konuştursak ‘ onlar yine inanmazlar!’ denilen TAŞ’ larla uğraşmaktan kurtulun!

Niye mi?
Onlar sapmış ve saptırmaya adanmış şeytanın kulu olmuşlar da ondan!

Niye mi?
Cehaletleri paçalarından akarken ve ahirete gereği gibi inanmazlarken iki dünyalı bizleri aydınlatamazlar, çünkü kendileri henüz ışığı bulamamışlar da ondan!

İlmi Allah’tan almayan ve kendisini öldüğünde yok olacak sanandan daha ahmak kim olabilir Kardeşler!

Öyle ise haydi!
Kur’anla insan sarrafı olmaya var mısınız?
Varım diyenler ‘ varım’ desinler!
Diğerleri mi ?
Onlar önce Kuran’la dirilsinler !
Doğrusu biliyorum ki sözlerimi ölüler işitmezler!…

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu- Gıda müh.-Yazar

İnsanlığa Davet

İnsanlığa Davet

Yaşamakla, mış gibi yaşamak arasında ki farkın farkındalığına varmak bence KULLUK!

Mış gibi yapmaktan,
Mış gibi yapanlardan,
Mışcasına yapılanlardan,
Sana sığınırım Rabbim!

Adem gibi adamlara ve Havva gibi hanımlara selam olsun!

Ne Mutlu ben müslimlerdenim deyip,
Dosdoğru bir yol tutan,
Yolda kalan,
Yola çağıran,
Yolun Rabb’ine adananlara…

Yoldan çıkan,
Yolu satan,
Yolun Rabb’ine eş koşanlara ise veyl olsun!

Cennete doğmak,
Cehennemden azad olmak,
Samimiyetle İslâm olmaksa derdiniz,
Sizleri samimiyete davet ediyorum!

Önce siz tumturaklı olduğunu sandığınız tüm mazeretlerinizden kurtulun!

Yeter artık kendinizi ve kendiniz dışındakileri kandırmaya çalışmaktan da kurtulun!

İnsanlık adına bir sesleniş bu,
Tabi hala insanlığınız kaldıysa…
İnsanca yaşamaya rağbetiniz varsa!
Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

Bu Gün

Bu Gün!

Bir güzellik sarsın içinizi,
Bir hoşluk,
Bir güven,
Bir emniyet,
Bir hal işte…

Bir duruşa,
Bir arınışa,
Bir oluşa,
Bir demlenişe,
Bir derlenişe,
Bir duruluşa,
Bir silkinişe,
Bir canlanışa,
Bir yakarışa bırakın kendinizi!

Bir çiçeği sulayın,
kuruyan dallarını koparın, toprağını kabartın,
Onunla ona özel cümleler kurarak,
Ona, varlığının farkındalığınızı fark ettirin!

Bir hayvana yiyeceği bir şey verin,
Bir şey sadece,
Çok özel olmasın varsın,
Gözlerine sevgiyle bakın,
Onunla yumuşacık bir sesle konuşun,
Mümkünse dokunun,
Ondan dua isteyin,
Aynı Rabb’in farklı ayetleriyizi fısıldarken,
Onu nezaketle kendi haline bırakın
Ve sessizce uzaklaşın!

Bir bebek görürseniz eğer,
Serçe parmağınızı
Onun avuçlarının arasına sokun,
Burnuna küçük bir öpücük kondurun,
Cildinin yumuşaklığını hissedin yanağınızla,
Kokusunu buram buram çekin ciğerlerinize,
Ona şefkatle sarılın,
Sıcacık yüreğinizin sesini işittirin
Ve sonra küçüğüm O seninle,
O’nu hiç ama hiç hatırından çıkarma,
O’na eş tutma,
O’na asi olma,
O’nsuzluğun sonsuzluğu kaybettireceğini hep hatırla deyip usulca kulağına,
Rahman’a emanet kal deyin
Ve düşün yola…

Yol boyu hoş bir seda kalsın sizden geriye,
Burdan bir mümin geçti dedirtin Her geçtiğiniz yerde.
Varlığınız rahmet olurken,
Yokluğunuz zahmet vermesin kimseye,
Varken anlam yükleyin ana, mekana,
Yokken ise öyle bir yok olun ki,
Yokluğunuz bile ibret dolu anılarla beslesin, doyursun, doldursun sizden kalan boşluğu…
Yaşanılası bir ömrü yaşamış olmaksa gerçek derdiniz,
Hadi artık yaşanılası anları yaşamayı seçin!
Gün ufukta batıp,
Karanlık sizi sarmadan…
Selam olsun gün bitmeden günü selamlayabilenlere…
Ve selam olsun hayatın anlamının anlamını çözenlere…

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

Duygulu Olun Duygusal Değil!

DUYGULU OLUN, DUYGUSAL DEĞİL!

Duygu; olay, insan, eşya, zaman, mekân kıskacında insanı boğan, üzen, yıpratan olmakla birlikte; diğer yandan ayaklarını yerden kesen, nefes aldıran, kanatlandıran, coşturan hisler demetidir. Her şeyde dengeye davet eden Rahmân, bu konuda da bizi duyguları muhafaza etmeye, beslemeye, ifade etmeye, dindirmeye davet ederken; abartmaya, kaptırmaya, azdırmaya izin vermediği gibi ezdirmeye, incitmeye, bastırmaya, yok saymaya da izin vermiyor.

Sevmeliyiz; O’nun sev dediklerini. Ölçüsünce sevmeliyiz. Bir gün düşman olabileceğimiz ihtimalini hiç hatırdan çıkarmadan. Ama en çok O’nu sevmeliyiz. Çünkü Allah kıskançtır. Kulunun kendinden çok hiçbir şeyi sevmesini, önemsemesini onaylamaz. Yerine kimsenin konulmasını affetmez. Çünkü insanın aklı nispetince algılayamayacağı kadar nedeni vardır. İspata da gerek yoktur. O vardır ve kudreti sınırsızdır. Varlığı ispat gerektirmeyecek kadar aşikârdır.

Korkmalıyız. En çok O’ndan. Ama azap etmesinden daha çok, rızasını kaybetmekten korkmalıyız. O azap etmez ki, hak etmeyene. Hak edene hakkını ödetmenin bir şeklidir cehennem. Bir nevi arındırma ünitesi desek, yanlış değerlendirmiş olmam diye umuyorum.

Zatından başka hiçbir şeyden korkmamayı öğrenmeli, kendimizi olgunlaştırmalıyız.

Öfkelenmeliyiz! Allah’a Rasûlü’ne, dinimize, Kitab’ımıza, düşmanımıza (Allah’ın düşmanları), kardeşimizin hakkını gasp edene fakat öfkelenmemeliyiz nefsimizi ezene, hakaret edene, üzene, zulmetmediği sürece eliyle. Yani sözlü saldırıya selam deyip geçmeli, güreşte yenen yiğit gibi şeytanın başımızı kaldırıp burnumuzu havaya dikmesin, öfke anında yumuşak başlılığımızla gücümüzü göstererek, izin vermemeliyiz.

Acıları merhem yapıp yaralarımıza sürmeli, bir delikten bir daha ısırılmamak için eğri oturmayı bilmeli, doğru eylemlerde, doğrularla beraberken başımıza gelenlere Rahmân için, Rahmân’ı yardımcı seçerek sabretmeli, elimizle işlediklerimiz yüzündense af şurubunu gece gündüz içip bir saniye bile gecikmeden amel defterimizi temizlemeliyiz. Acıtmamalıyız kimseyi ki, acıtılan hücrelerimiz, nefesimiz, sesimiz, gözyaşlarımız şahitlerimiz olarak mahkemede sunsunlar delillerini. Beraatımıza tanık olsunlar.

Heyecanlanmamalıyız elbette haddinden fazla hiçbir şey için! Ama O’nun kitabını okuyunca, Rasûlü’ne uymanın tatlı telaşını hep ciğerlerimize aldığımız hava ile dinginleştirmeli, besmeleli eylemlerimizi; şeytani ve nefsi tuzaklardan koruyup amel defterimize bir bonzai tohumu gibi ekmeli, Azrail gelip canımızı istediğinde; Allah’ın emri Rasûl’ün kavli ile almana gerek kalmadan, “Ben zaten verip Rabbimden ücretsiz aldığımı, paha biçilmez rızası için satmaya hazırdım!” deyip; belki bir yatakta, belki masa başında, belki tebliğ anında, belki direksiyon başı, belki seccade üzeri, belki Kur’ân, belki dua, belki zikir, belki cihad meydanında ama O’nun zatına verdiğimiz sözü; “Evet, sen bizim Rabbimizsin!” nidasına ihanet etmediğimizi, Rabbimize belgelediğimizi onurla sunmalıyız. Kanımız akıp soluğumuz kesilip kalbimiz durduğunda yahut kansız bir şahadetse bekleyen bizi, ardımızda kalan ve cennette kanatlarımız olmasını istediğimiz yavrularımıza düşen, güzel bir sabır, sevinç gözyaşları ve varsa sevenlerimizden vasiyetimiz; biricik bayrağımız olan tevhid bayrağımızı, elden ele hiç düşürmeden, mahşere dek taşımaya devam etmeleridir.

İşte o zaman dünyada bulunmuş olmanın, bir yer tutmanın, bir çok şey tüketmiş ama bir o kadar da üretebilmiş olmanın hazzını duyar, elimiz boş geldiğimiz şu dünyadan, amellerimiz değil Rahmânın rahmeti sayesinde göçüp giderken, gözlerimizi huzurla kapatıp ardımızdan gelenlere, Allah’ın uğrunda dökülen ne bir yaş, ne bir ter, ne bir kanı zayi etmeyeceğini müjdeleyebilenlerden olmak isteriz.

İşte yaşıyorsak bunun için yaşamalı, bu aşk için ağlamalı, bu hülya ile gülmeli, bunun için dinlenmeli, bu rüya ile uyuduğumuz yerden, tutuşturan bir iman ile kalkmalı, artık sahte zevklerin, geçici hazların, müsvette insanların, göz boyayan tuzakların, yanından hızla seğirtip geçerek; mutluluğu, kalıcı huzuru, şahsiyetli insanları etrafımıza alıp âlemlerin Rabbinin stratejik planının biricik erleri olup iman meşalesini tutuşturalım.

Bu el, bu ayak, bu göz, bu kulak, bu dil ve bu dudak bu kalple harekete geçirildiği sürece, ve bu kalp Rabbim Allah dediği sürece, duygularımı ve düşüncelerimi, sözlerimi ve eylemlerimi, gecemi ve gündüzümü, yoluna adamak için bir can, bir kan, bir mal, o an ne gerekiyorsa varım diyenlerle sıramı bekliyorum.

Çölleşen kalplerimize Rahmet yağmurlarını yağdır Rabbim. Eriyen buzulların soğuk sularında kalplerimizi dondurma, ekvator sıcağında sellere kaptırma. Bizler çer çöp olmaktan, savrulup durmaktan yorulduk. Bizi tut, bizi durult, bizi huzuruna doğru yürüt.

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu- Gıda müh.- Yazar

‘Sarp Yokuş’ adlı kitabından alıntıdır

İnsan Neden Pişman Olur?

İNSAN NEDEN PİŞMAN OLUR?

Ey insan!

Her şeyi mükemmel planlayan,

Kainatın içindeki bildiğimiz ve bilmediğimiz her şeyin,

En ince ayrıntısına kadar tasarımını yapan,

Yaratan, yöneten, düzenleyen O.

Sanıyor musunuz ki, siz de bir eksik veya yanlış yapılmış olsun?

Hayır hayır insanın eşrefi mahlukat olduğunu unutmamalısınız.

Öyle ise sizi Rabbiniz hakkında şüpheye düşüren ne?

O sizi mükemmel yarattığı halde,

Siz neden bunu ispatlayamıyorsunuz?

İspatlayamıyor mu yoksa ispatlamak mı istemiyorsunuz?

İspatlamak istemeyenler baş kaldıranlar,

Onları es geçiyorum?

Niye mi?

Rabbini es geçen, es geçilmeyi hak ettiği için!

Öyle ise gelin,

İspatlayamayan bizlerin nerede yanıldığını düşünelim.

Hadi hep birlikte tüm samimiyetimizle düşünelim.

Bu güne kadar,

Neden, ne zaman ve ne kadar pişmanlık duyduk kim bilir değil mi?

Haddini hesabını tutamayacak kadar olsa bile çekinmeyin.

Sakın pes etmeyin ve sahneden inmeyin!

Ne zaman inmeniz gerektiğine karar verecek olanın,

Siz olmadığınızı hatırlayın ve sabredin!

Hala yaşıyor olduğumuza göre,

Hala bir şeyleri düzeltme fırsatı veriliyor,

İdrak ettiniz mi?

Biliyor musunuz?

Allah’ın bir müjdesi var Kur’an’da?

‘Kim ki Allah’tan hakkı ile korkarsa,

Allah ona iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir!’

Anladınız mı şimdi işin sırrı nerede kardeşler?

Lütfen tüm ön yargılarınızı bir tarafa bırakın.

İnsansanız, insan olmanın rahmetini ve zahmetini göze alın.

Zahmeti rahmete çevirecek olanın Kur’an olacağını kavrayın.

Bu din zorluk çekelim diye inmedi.

Bu hayat çile çekelim diye verilmedi.

Bu aklı Allah korkusu ile kullandığınızda,

Eğer bizi şaşırtmayacağını vadeden Rahman’sa,

Bizim O’ndan ne kadar korktuğumuzu tartmamız gerekmez mi?

İşe nefsi, şeytanı, dünyayı değil de,

Allah’ı, Peygamberi ve Kuran’ı baş tacı ederek giriştiğinizde,

‘Ya Rabbi şöyle istiyorum. Çünkü…’ dediğinizde,

Kurduğunuz cümleler sizi tatmin ediyorsa,

Gönlünüz yayla gibi genişleyip,

İçerisinde bahar çiçekleri açmış gibi ferahlıyorsa,

Aklınıza hiçbir alternatif görüş gelmeden,

Evet işte bu.

Doğrusu bu.

Hakçası bu.

Aslolan bu.

Eminim bu! diyebiliyorsanız,

Siz basiretle yolunuzu bulmuş,

Ve Allah’ın yardımına nail olmuşsunuz demektir.

Fakat kafanız karmakarışık,

Gönlünüz darmadağınık,

İşleriniz sarpa sarmış durumdaysa,

Siz hakkı unutup, halkı

Siz Allah’ı unutup nefsi,

Siz ahireti unutup dünyayı tercih ettiniz,

Bu yüzden de bir türlü sükunete eremediniz demektir.

Oysa bu din bize nasihattir.

Gelin bu günden sonra,

İçiniz neyle yatışıyorsa,

O içinize yatan şeyi, Allah’ın huzurunda da savunabilecek,

‘Evet Rabbim çok düşündüm doğrusu buydu, bencesi buydu.’

‘Dünya ve ahiretim adına buydu!’ diyebilecekseniz,

Hiç düşünmeden seçiminizi yapın.

Seçtiğinizle mutlu olmaya bakın.

Ve asla pişman olmayın!

Çünkü pişman olmak hata yapıldığının alametidir?

Eğer karar verdim sanırken, pişmanlık duyuyorsanız,

Doğru yaptım sanırken, yanıldınız demektir.

O zaman da geç olmadan,

Dönüp tam tersi bir manevrayla,

Kendinizi ateşten korumaya çalışın.

Ateş bu,

İnsana delicesine susamış olduğu anlatılıyor kitabımızda.

Eğer biri sizi,

Allah’a ve Cennet’e davet ediyorsa,

Gecikmeden Cennet yolcusu olmayı seçin.

Aldığınız kararla mutlu olun.

Azim sahibi peygamberler gibi azmedin ve kazanın.

Kendinize mutluluğu yasaklamayı seçerek,

Şeytanın oyuncağı olmayın!

Unutmayın Allah’tan korkan birine, Allah

İyice düşündüğünde,

Doğruyu bulduracaktır.

Daima doğruyu bulanlardan,

Pişman olunmayacak adımlar atanlardan,

Her iki dünyada da afiyetle yaşamayı seçenlerden olmanız,

Seçimlerinizle Allah’a yaklaşmanız,

Yaklaştıklarınızla dolu dolu eylemlere imza atıp,

Cennetin özlediği kullardan olmanız duası ile.

Amin!

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

“Sarp Yokuş II” adlı kitabından alıntıdır.

Biz ve O!

Biz ve O!

Ben dediğiniz şeylerin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

Nedir o ben ya da benim diye sıraladıklarınız?

Sahi siz kimsiniz?

Sizin olanlar neler?

Dün siz diye anlattığınız sizdiyse, bu günkü kim?

Ya dün sizin olanlar veya olduğunu sandıklarınız şimdi neredeler?

Gerçekten sizin olan ve sizin kalacak olan ne?

Sakın çapraşık sorularla zihninizi bulandırmaya çalıştığımı falan sanmayın.

Aksine durultmak ve düşündürmek istiyorum sizi,

Sizi sizle, beni benle buluşturmak için soruldu bu sorular.

Gayem ne sizi, ne de beni yormak değil inanın.

İnsan olmanın ağırlığını tüm zerrelerimde hissettiğim şu demlerde,

Asla boş ya da çok konuşmak istemeyeceğimi lütfen anlayın.

Biliyorum hepinizin boyunu aşan sorunları var.

Hesaplar -kitaplar, acılar-sancılar, kaygılar-korkular, ihanetler-düşmanlıklar,

Arzı endam ederken hayatınızın her köşesinde.

Kıyısında biraz durup,

Biraz da sizi durdurup, düşündürmek isteyen dost bir yürek var sadece!

Biz neyi başardık bu güne dek?

Sahi gerçekten başardık mı?

Başardık sanırken aldandık mı?

İnandık ama kandırıldık mı?

İnanmadıklarımızdan gerçekten uzak kaldık mı?

İnanmamamız gerekirken, inanmakla kalmayıp, harcadık ve harcandık mı?

Harcanır mı insan?

Harcar mı kendini?

Harcanmak dediğiniz de nedir ki?

Harcamanın çeşitleri var mı ki?

Harcadığını sananlar birilerini,

Harcadıklarını sandıkları ile,

Aslında harcandıklarını anladıklarında halleri nice olacak?

Kimin ipi, kimin kuyusuna sarkacak?

Ve kuyudan çıkanı, kim değersiz sanıp satın alacak?

Var mısınız?

Yusuf gibi, az bir pahaya satılmaya bile, sabretmeye.

Nimetlere ,lezzetlere, hilelere başvurmak yerine;

İffetle, dürüstlükle, zahmeti göğüslemeye var mısınız?

Bekleyin Allah’ın günleri devredecek,

Yepyeni bir dönem gelip, iyiler iyiliklerinin karşılığını görecek.

Fakat o güne dek,

Yeri geldiğinde ihanete,

Yeri geldiğinde yalnızlığa,

Yeri geldiğinde açlığa ve susuzluğa,

Yeri geldiğinde onurunuzla oynanmasına,

Yeri geldiğinde, kapalı kapılar ardında da olsa, çetin sınavları kazanmaya,

Yeri geldiğinde, rehavetin her türünü terk etmeye, “varım!” demeniz gerekiyor.

İşte o zaman sizin siz olma mücadelesini başarı ile atlattığınız için,

Sünettullah gereği ödüllendirileceksiniz kardeşler.

Niye mi?

Ben dediğiniz ve benim dediğiniz her şeyden,

O’nun için vazgeçebilir olduğunuzu, “hayatınızla ispatladığınız için” elbette!

Öyle ise Yusuf olmak istiyorum diyenler,

Hala bu satırları okuyorsanız,

Dua edin de her birimiz bir Yusuf destanı yazıp göçelim şu diyardan,

Değilse yaşamak dediğiniz ne ki?

Yemek içmek yatıp kalkmak olmamalı;

Gülmek, konuşmak, gezip tozmak ta olamaz!

Yo yo biz bu kadar basit şeylerle ömrü tüketeceklerden değiliz değil mi kardeşler?

Öyle ise ne duruyoruz?

Haydi kuyudasınız diye,

Kuyuda bir ömür sürdürmeyi düşünmüyorsunuz değil mi?

Kalkın ve uzanan ilk ipi tutun!

İpi sarkıtanın kim olduğu değil,

Sizin kim olduğunuzu önemli!

Vakit geldi!

Vakit kim olduğunuzu görme ve gösterme vakti!

İşte sahne,

Hayat bu sahne sahne içinde.

Dekor seçmeye kalkışmayın!

Siz size verilen rolü size yakışan şekli ile oynayın yeter!

Roller üstü bir rol için buradasınız.

Her halükarda kulsunuz.

Kul olmalı ve kullukta sebatkar olmalısınız.

Siz gidişata bakın,

Sonucu O’na bırakın kardeşler.

Bilin ki O hiçbir emeği ve niyeti asla zayi etmez!

14.09.2015

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

‘Sarp Yokuş II’adlı kitabından alıntıdır

Cesaret Mi Esaret Mi Sizinkisi?

CESARET Mİ ESARET Mİ SİZİNKİSİ?

Gelin birlikte düşünelim…

İstediklerinizi mi yapıyorsunuz?

Yap denilenleri mi?

İstediğiniz için mi yapıyorsunuz?

Yapılmak zorunda bırakıldığınız için mi?

İstemeyi biliyor musunuz?

İstenmeden veremiyor musunuz?

Gülümseyebilmek ve ilk adımı atmak mı işiniz?

Tartıp ölçmek, ‘vermeden vermem’ dercesine beklemek mi?

İpe sımsıkı asılıp ‘haydi çıkıyoruz!’ deyip dağa tırmanmayı göze almak mı?

‘Siz çıkın! Ben çıkacak kolay bir yol bulurum’ diyerek gruptan kopmak mı?

‘Ben varım kimse olmasa da, bu iş olmalıysa oldurmak için buradayım!’ diyen misiniz?

‘Daha önce onca kez denenmiş, alemin akıllısını bir ben miyim?’ diyen misiniz?

Söylenemeyeni söylemenin en mükemmel yolunu ve tarzını bilen misiniz?

Söyleyemediklerinin girdabında boğulurken bile, tebessümüyle acısını gizleyen misiniz?

Yokun yokluğunda ki hikmeti bilip,

Taşı taş olmasına rağmen sıkarak su çıkarmayı deneyen misiniz?

Olanlar bana yeter, olanı kaybetmemek için ,yanlışta olsa her yolu denerim diyen misiniz?

Hayatı her boyutu ile yaşamak için mertçe içini dışına döken misiniz?

İçinden geçenlerin sorumluluğunu almamak adına, ‘hissetmedim hissetmiyorum’ diyen misiniz?

‘Doğduğumdan bu güne ne çok şey öğrendim’ deyip dinleyeni buldukça anlatan mısınız?

‘Yaşadıklarım bana kalsın, söylersem sözümün esiri olurum.’ diyen misiniz?

Sözün bittiği anlarda yüreğinizle yola düşen misiniz?

Söz söylenmesi gereken anda bile susup, yoldan çekilen,

Yahut yolda beklemeyi yeğleyen misiniz?

Sizi arayıp soranları, sizle umut gemisinde,

Cennet limanına taşımak için, güverteye davet eden misiniz?

Ben buyum, benden bundan ötesi çıkmaz bahanesi ile,

Kendinizden bile vazgeçirmek için mücadele eden misiniz?

Günü rahmet bilip güne ekleyen ve her eklediği halkayla onur duyan mısınız?

‘Güneş bu doğar ve batar’ deyip arayı neyle nerde nasıl doldursama bakan mısınız?

Emniyetin hissedilemediği anlarda bile,

Yüreğe Rabbiyle derin bir nefes aldıran mısınız?

Güven vermek yerine abartılı söylemler bunlar deyip,

Olacakları beklemeyi seçenlerden misiniz?

Ağzınızdan çıkan her sözü,

Cennete dek tutacağınız muhteşemliğini, her sizi tanıyana ikram eden misiniz?

Ben dediklerimi yapmak için, yapılabilecek ortam beklerim,

Şimdi vakti değil diyenlerden misiniz?

Göze ferman, söze derman, işe anlam yüklemeyi bilenlerden misiniz?

Göze düşeni, söze gireni, işe yansıyanı fark ettirmemeye çalışırken,

Bilmezden gelmeye çalışanlardan mısınız?

Kalıcı olanı, yapıcı olanı, olması gerektiği gibi oldurabilmek için,

Yorulmayı göze alanlardan mısınız?

Olanla yetinmeyi, olduğu halde direnmeyi,

Girdiği yerle şekillenmeyi marifet sayanlardan mısınız?

Bulunduğunuz yerde fark edilmeyi,

İhtişamdan ayırt ettirip heybete çevirebilen misiniz?

Güçlü görünmeye çalışmakla meşgulken ,

Gücün gerçek sahibinin emirlerini es geçtiğinizi bile bilemeyenlerden misiniz?

Yaşamayı seçerken anların, canların, duyguların kıymetini bilenlerden misiniz?

Yaşanmışlıkların kapattırdığı kapıların ardında,

Boş vermekle, çok vermek arasındaki dengeyi sağlayamayanlardan mısınız?

Tutmak ve bırakmak tercihimin doğruluğu ile bağlantılı,

Hak edene hak ettiği gibi davranmalıyım diyenlerden misiniz?

Herkesle belli bir mesafede kalmayı yeğleyip,

Kendimi sanal bir korumaya alırım diyenlerden misiniz?

İş,alış veriş, dostluk, mahremiyet hepsi de gerekli diyerek,

Sapla samanı ayırabilenlerden misiniz?

Hepsini birden isterken , hiçbirinde olması gereken standardı,

Olması gerektiği gibi tutturamayanlardan mısınız?

Seçimlerinizi kim belirler sizin?

O’nun sizin fıtratınızda ki mükemmel yansımaları mı?

Seçim yapmayı bile düşünmeden seçtiklerinizle,

İçinizde ‘ben’ diye büyüttüğünüz hayli semirmiş egonuz mu?

Sahi kime hesap verirsiniz siz?

Allah adına size uyarıda bulunan,

Bulunmasına fırsat verdiğiniz ve vermek zorunda olduklarınıza mı?

Kimseye hesap vermem ve kimseden de emir almam tarzında ki dikliğinizle,

Canını sürekli yaktığınız vicdanınıza mı?

Kiminle neyi ne zaman konuşmak gerektiğini bilir de mi konuşursunuz?

Kimseyle, hiçbir zaman, hiçbir yerde paylaşmam diyerek kapanan,

Bir kara kutu musunuz?

Karanlık bir dünya da ateş böceği kadar bile olsa,

Işık bulunca sevinenlerden misiniz?

Aşırı ışıkta kamaşan gözlerle, önünü bile göremeyenlerden misiniz?

Her bulunduğu yerde varlığıyla hakka şahit olmayı şiar sayanlardan mısınız?

Gün gibi aşikar olması gerekenleri bile gizlemeyi,

Özel bir hal sayanlardan mısınız?

Zorsa paylaşmayı, kolaysa şükrü, rahmetse sevinci birlikte tadalım,

Biz olmayı başaralım diyenlerden misiniz?

Zoru başarmayı, kolay da açıkta anmayı,

Sevinci harama bulaşmadan tadabilmenin lezzetini istemeyenlerden misiniz?

Sahi siz, size siz diyenlerin bile,

Size verdikleri ehemmiyetin kıymetini bilmek için, içi titreyenlerden misiniz?

Olur ya bu da onlardandır tarzında,

Elmasa bile taş muamelesi yapmayı temkin sayarken,

Değer verdiklerinizi kaybetme riskinizi hafife alanlardan mısınız?

Var oluşunuzu rahmete çevirmek için,

Fıtratınızın tüm gereklerinin hakkını vermeyi edeple beklerken,

Rabbinden yardım dileyenlerden misiniz?

Ya har vurup harman savurarak,

Ya da kaya gibi sımsıkı tutarak,

Dengeyi kaçırdığınızı bile göremeyenlerden misiniz?

Ölene dek ölümlü olduğunun bilinciyle,

Her güzele ilk günkü kadar özel muamele etmeyi,

Kadir kıymet bilmek sayanlardan mısınız?

Buldum, bildim, nasılsa artık benim dercesine yere çalıp,

Değersizleştirmekte uzmanlaşmakla,

Nice yer ve zaman da hiç korkmadan kul hakkını sırtınıza vuranlardan mısınız?

Bütün bunların biri ya da birden fazlası siz de varsa,

Cesaretle esaret arasındaki farkı fark edebilmek için Kuran’ın dizi dibine oturmanızı,

Tüm esaret zincirlerinizi kırarak,

Artık Allah’tan gayrısına ‘La’ deme kararlılığını göstermenizi diliyorum.

Ne mutlu; esirlere nasıl esir edildiklerini anlatabilmek için,

Bin bir çeşit badireyi göze alan, içi insan sevgisi dolu samimi yüreklere.

Ne mutlu; bu güne değin farkında bile olmadığı pek çok hakikati,

Kendisine tebliğ eden güzel yüreklerin kıymetini bilenlere.

 

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır