Bir Soru Bir Cevap

Bir Soru Bir Cevap
Soru: Allah kimi, nasıl içinde bulunduğu karanlıktan aydınlığa çıkarır?
Cevap: Rızasına uyanları Kuran’la aydınlığa çıkarır.
‘Rızasına uyanları o kitapla selamet yollarına iletir. İzniyle onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarır ve dosdoğru yola iletir.’ Maide 16
Sorunlarının çözümlerini Kuran’da arayıp bulanlara selam olsun.

Hatice Dilek Cengiz

Bir Soru Bir Cevap

Bir Soru Bir Cevap
Soru: Rağbetimiz yalnız Allah’a olursa ne olur?
Cevap: Yolun meşakkati bizi O’ndan soğutmaz.
Yolun rahmeti bizi rehavete kaptırmaz.
Yolda karşımıza çıkan çirkinlik ve hayasızlıklardan tevbe ile arınabileceğimizden umutsuzluğa düşürmez.
O’ndan razı olarak, O’nu razı etmeye adanmanın huzuru kaplar, tüm zerrelerimizi.

Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz

Ümidin Bittiği Yerde Küfür Başlar!

ÜMİDİN BİTTİĞİ YERDE KÜFÜR BAŞLAR!

Dünya bu, her şey bitebilir! Paran bitebilir mesela; daha alacak çok şeyin varken!

Sevgin bitebilir, eğer ihanete, vefasızlığa, yalana maruz kalırsan. Kolunda derman kalmayabilir, boşa kürek çektiysen. Ayağının altına muz kabuğu koyup ayağını kaydırabilir, başını yardırabilir dost bildiğin kardeşlerin, soyun, sopun, eşin, çocuğun, ailen, yedi sülalen.

Yani dünya bu, her şey bazen ters gidebilir?

Kim bilir hikmeti nedir? Belki aldığın seni zehirleyecek, sevdiğin öldürecek, kazandıkların, mal varlığın ateş, odun olup seni yakacak.

Uğruna ömür harcadığın yolun boş olduğu sana ölüm anında Azrail tarafından fısıldanacak! Sen yola düş, hikmeti ara! Bulduğunda yapış ona. Sen seni asla terketmeyene çevir yönünü. Ümit ek yürek tarlana ki, iman yeşersin.

Küfür ayrık otudur.

Tarlayı kurutur!

Ömrü çürütür!

Hatice Dilek Cengiz

Biri Bana Beni Anlatsa

BİRİ BANA BENİ ANLATSA!

Dersin adı hayat ve ben bilmediğim, tanımadığım bir gezegene bırakılmış küçücük bir zerre isem, zamanla bir şekilde şekillenmiş, büyümüş belli yeteneklere, güce, idrake erişmişsem bütün bunların bir anlamı olmalı. Ve elbette beni buraya bir amaç için gönderenin kim olduğuna, ne için gönderildiğime kafa yormalı.

Yoranlar birer yıldız olup gittiler. Sormuş olmak için değil, bilmiş olmak için sordular. Bilmekle değil, yapmakla onur duydular. Yapamadıklarında mazeret değil, dağ gibi ruhsat vardı ellerinde; çoğu zamansa canlarına bile kastedilse, ölümü düğün gibi algılayıp “An bu an, vakit geldi, şimdi kazanmak lazım!” deyip bindiler şahadet füzesine, cennete kilitlendiler.

Dersi Yaradan’dan aldılar, Peygamber’le zor sorulu testleri başarıyla tamamlayıp cennet Yerleştirme Sınavı’ndan tam puan alarak adlarını Arş’a yazdırdılar. İnsan ve cin şeytanları, düşmanları; salihler ve melekler sadık dostları oldu. Yoruldular, terk edildiler, ağladılar, zaman zaman güldüler fakat ne gevşediler ne üzüldüler. İnandıkları için hep güçlüydüler!

Ey kendini bulmak, kendine yeten bir ben olmak isteyen sen! Kalk ve bundan böyle uyarılara kulak ver, kork. Hard diskine format at, geri dönüşüm kutusundakilere ihtiyacın yok, mesaj kutunu boşalt, listene, dostlarına yeniden göz at; ekranda bir uyarı var, dikkatle oku. Cennete gitmek istediğinden emin misin? Cehennem davetçilerinden gelen tüm yolları engelle. Safını belirle, arada kalanlar ya Araf’ta kalacaklar ya da baş aşağı yuvarlanıp ateşe dalacaklar. Bu anlattığım bilgisayarda oynanan, hilelerle dolu sanal bir oyun değil. Eskiden oyun çağı diye bir kuşak vardı, atalarımız meşru da bulurlardı oynayanı ve oynananı. Çünkü çocuktular. Ya şimdi. Koca koca adamlar oynuyor. Oynadıkça küçülüyor, küçüldükçe cismi hormonlu gibi şişiyor, beyni trafo merkezi, bağlantı hatası yapıp geceyi gündüz, gündüzü gece algılıyor. Soluk benizli, keskin bakışlı, fevri çıkışlı, uyuşuk, dilini anlamakta zorlanacağımız bir ucube çıkıyor akşama doğru şehrin sokaklarına. Birinin bana neler olduğunu, bu yaratığın kim olduğunu anlatması için etrafa bakınsam da anlatacak kimseyi bulamıyorum. Öyle çoklar ki, “Gençliğim, zavallı gençliğim” deyip ağlıyor ve işte böyle zavallı gençliği yazmaya koyuluyorum. Belki hâlâ bir yerlerde, birilerine onlar ulaşmadan ben ulaşabilir miyim diye…

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu

‘Sarp Yokuş’ adlı kitabından Alıntıdır.

Davetiye

DAVETİYE

 

Biz benlikten kurtulmak için nefsimizi eğitirken;

Onlar bizi azdırmak için ne gerekiyorsa yaparlar.

Biz Rahmân’a kul olma şerefini kuşanırken her dem;

Onlar Rahmân’dan gayrı her şeye ve herkese hatta kendi öz nefislerine kul olurlar.

Biz Peygamberî bir terbiyeden geçmeyi öncelerken

Ve birey olmanın farkını dolu dolu hissederken;

Onlar eğittiklerini varsayarak bizi tek tipleştirmek için mücadele ederler.

Biz sevgi, barış, kardeşlik, erdem derken;

Onlar savaş, kan, kin, şehvet diyerek toplumları ifsat ederler.

Biz ev, aile, akraba bağlarını sımsıkı tutarken;

Onlar para, makam, moda üçlüsünde tüm insanî değerleri “hırs” potasında eritirler.

Biz gülerken, gülümserken, sevgi ekerken;

Onlar süzen, surat asan ve aşağılayan tavırlarla öfke biçerler.

Biz Rabbine, iklimine, konumuna, yaşına, cinsiyetine göre giyinirken;

Onlar sezonluk imajlar çizerek, vitrinlerle zevkleri şekillendirir,

“Değiştir” oyunuyla prova yaptırırlar. Sabah-akşam, yaz-kış, genç-ihtiyar.

Biz ahirete, insana, Kitab’a yatırım yaparken;

Onlar dünyaya, bankaya, cakaya, çaputa, kozmetiğe yatırırlar.

Her birini, tüketme çılgını veya yığma tutkunu hâline getirmek için üretir dururlar,

Asgari yaşam mücadelesine razı ederek.

Biz anmak, doymak, birlikte olmak için sofralar kurarken evlerde;

Onlar sunmak, tıkınmak, buluşmak ve haddini aşmanın ilk adresi olarak,

Cafe, lokanta, bar ve otellerde rezervasyon yaptırırlar.

Biz öğrenmek, hatırlamak, yaşamak için okurken;

Onlar ezberlemek, küfretmek, anlatmak kastıyla Kitab’a yaklaşırlar.

Biz iletişim, sohbet, ders diyerek birebir ilişkiyi öncelerken;

Onlar monitör, klavye, mouse arasında saatlerce;

Dil, sözcük, edebiyat katliamı yaparak, hiç tanımadıkları ile

Belki de en özel kalması gereken bedenlerini, resimlerini, müziklerini,

Kes kopyala yapıştır komutuna bağlarlar.

Biz vefa borcu, ibret, dua için giderken kabirlere;

Onlar yalvarmak, şikâyet etmek, gezmek için giderler,

Bazen bel büküp eğilir, bazen deşarj olur, bazen çaput bağlarlar.

Biz ölülerimizi bile yıkar, kefenler, hüzün ve saygıyla bırakırken ana kucağına;

Onlar alkışlarla, ıslıklarla, sloganlarla, hayli taşkın, duygusuz,

Yapayalnız bırakıverirler beton yığınlarına.

Bizler, bizi biz kılan Allah’a şükür secdelerine kapanırken,

“Bize benzemeyen bizden değildir” diye uyaran Peygamber’in kardeşleri olabilmek için bir ömrü adarken;

Onları bir kez daha düşünmeye, inanmaya, dirilmeye ve Selam Yurdu’na davet ediyoruz.

Gelin biz ve onlar olmaktan kurtulup yalnız O’na, yalnız O’na, yalnız O’na kul olalım!

Hatice Dilek Cengiz

“Sarp Yokuş ” adlı kitabından alıntıdır.

Din Nedir?

DİN NEDİR?

 

Hayat denizinde yüzerken, denizin Rabbini her daim hatırda tutmak, kasırgalardan O’nun azametine sığınmak!

Karada yol alıyorsak, yerin dibine geçirilenlerden olmamak için uyarılarına kulak, göz ve gönül vermek!

Bir dil ve iki dudak ile daima dilini ıslak, kalbini açık tutmak!

Güzel sözü, salih amelle kanatlandırıp O’na uçmak!

Tüm korkuları, zatının korkusuyla eritmek.

Tüm sevgileri rızasına bağlamak, gazaplandıracak olanlarından affına sığınmak!

Her şeytanî vesveseyi, Rahmânî öğreti ile mat edip dimdik ayakta, kıyamda kalmak.

Yalnız O’na bel bükmek!

Yalnız O’na boyun eğmek!

Yalnız O’na yakarmak!

Hesabı O’nun ince ince tuttuğunun bilinci ile

Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı nimetlere ermek için

Gerekirse işten, aştan, eşten, evlattan, anadan, babadan, dünyadan vazgeçmeyi göze almak,

Güzel olan her şeyi dünyada tüketmeyerek,

Geceleri, indirdiği nurla, secdelerde gözyaşları dökerken,

Seherlerde, dua dua işlerken umut kaftanını,

Gündüzleri uzun uğraşıların içerisinde, ihmal etmeden namazını,

Dosdoğru terazi ile tartıp insanların mallarından eksiltmeden,

Hainliği meslek edinmiş,

Alabildiğine ayıplayan,

Söz getirip götüren,

Sonra da kulağı kesik (kötülüğü nam salmış) olanlarla ilişkilerinde, mü’min bir delikten iki kez ısırılmaz ilkesi ile davranıp “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helâk etme ya Rab” diyebilmek için

Aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi

Haktan gelen uyarıya kulağını sağır, gözünü kör, kalbini kılıfta tutanlara, Kur’ân ile büyük bir mücadele verip

Peygamber ve arkadaşları gibi dar geldiğinde dünya, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyenlere “Allah’ın yardımı çok yakın!” deyip

“Kalkın ve ilahlarınıza sahip çıkın!” diyen batıl toplumlara inat

Yolunda bir duvarın tuğlaları gibi saf saf dizilenlerle, aynı safta yer alarak

Göklerin ve yerin ordularını yanına katarak;

“Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı da!”

“Sen kendine bak, sapmış olanın sapması size zarar veremez!” hükmünü hatırlayıp

Sabır ve namazla yardım dilemeye devam edip mücadeleye hazır ve uyanık olmak;

Herkesin yan çizdiği anlarda bile uzlaşmaya kalkmadan;

“Bana Müslümanların ilki olmam emredildi!” diyen İbrahim gibi azim sahibi olmak,

“Hayatım ve ölümüm, namazım ve ibadetlerim Âlemlerin Rabbi Allah içindir!” diyebilmek,

Mahşerde bizden kaçacak olan; eş, kardeş ve soy uğruna kendini helâk etmeden;

Dünya ve içindeki her şeyi vermeyi teklif edeceği bir azapla karşılaşmamak için;

Kimseye gücünün üstündekini yüklemeyen, herkesten mizacına-meşrebine göre amel bekleyen,

Kimseye muhtaç olmayan, muhtaç olunan Rabbe,

Nimetten hesap vereceğinin bilinci ile

Kapkara bir yüz, gömgök bir göz, hırıltılı bir ses, yüzüstü sürünen bir bedenle çıkmak yerine;

Işıldayan bir çehre, nur saçan uzuvlar, tertemiz bir amel defteri ile Mevla’ya bakıp seyre dalanlardan olabilmek için;

Gelin hep birlikte; Allah’ın Kitabı ile evlerimizi diriltelim!

Ölüler arasında diri kalıp ölümü öldürüp “şehid” olalım!

Eğer samimi isek davamızda, “Din samimiyettir!” diyen Peygamber’e tabi olup

Aklımız nisbetinde, O’na kul olalım.

Selam olsun!

Yolunda canından ve malından geçerek şahadete and içenlere.

Ve selam olsun!

Şehid olma sırasının kendisine gelmesini bekleyenlere!…

Hatice Dilek Cengiz

‘Sarp Yokuş’ adlı kitabından alıntıdır.

İnsan Neden Pişman Olur?

İnsan Neden Pişman Olur?

Ey insan!

Her şeyi mükemmel planlayan,

Kainatın içindeki bildiğimiz ve bilmediğimiz her şeyin,

En ince ayrıntısına kadar tasarımını yapan,

Yaratan, yöneten, düzenleyen O.

Sanıyor musunuz ki, siz de bir eksik veya yanlış yapılmış olsun?

Hayır hayır insanın eşrefi mahlukat olduğunu unutmamalısınız.

Öyle ise sizi Rabbiniz hakkında şüpheye düşüren ne?

O sizi mükemmel yarattığı halde,

Siz neden bunu ispatlayamıyorsunuz?

İspatlayamıyor mu yoksa ispatlamak mı istemiyorsunuz?

İspatlamak istemeyenler baş kaldıranlar,

Onları es geçiyorum?

Niye mi?

Rabbini es geçen, es geçilmeyi hak ettiği için!

Öyle ise gelin,

İspatlayamayan bizlerin nerede yanıldığını düşünelim.

Hadi hep birlikte tüm samimiyetimizle düşünelim.

Bu güne kadar,

Neden, ne zaman ve ne kadar pişmanlık duyduk kim bilir değil mi?

Haddini hesabını tutamayacak kadar olsa bile çekinmeyin.

Sakın pes etmeyin ve sahneden inmeyin!

Ne zaman inmeniz gerektiğine karar verecek olanın,

Siz olmadığınızı hatırlayın ve sabredin!

Hala yaşıyor olduğumuza göre,

Hala bir şeyleri düzeltme fırsatı veriliyor,

İdrak ettiniz mi?

Biliyor musunuz?

Allah’ın bir müjdesi var Kur’an’da?

‘Kim ki Allah’tan hakkı ile korkarsa,

Allah ona iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir!’

Anladınız mı şimdi işin sırrı nerede kardeşler?

Lütfen tüm ön yargılarınızı bir tarafa bırakın.

İnsansanız, insan olmanın rahmetini ve zahmetini göze alın.

Zahmeti rahmete çevirecek olanın Kur’an olacağını kavrayın.

Bu din zorluk çekelim diye inmedi.

Bu hayat çile çekelim diye verilmedi.

Bu aklı Allah korkusu ile kullandığınızda,

Eğer bizi şaşırtmayacağını vadeden Rahman’sa,

Bizim O’ndan ne kadar korktuğumuzu tartmamız gerekmez mi?

İşe nefsi, şeytanı, dünyayı değil de,

Allah’ı, Peygamberi ve Kuran’ı baş tacı ederek giriştiğinizde,

‘Ya Rabbi şöyle istiyorum. Çünkü…’ dediğinizde,

Kurduğunuz cümleler sizi tatmin ediyorsa,

Gönlünüz yayla gibi genişleyip,

İçerisinde bahar çiçekleri açmış gibi ferahlıyorsa,

Aklınıza hiçbir alternatif görüş gelmeden,

Evet işte bu.

Doğrusu bu.

Hakçası bu.

Aslolan bu.

Eminim bu! diyebiliyorsanız,

Siz basiretle yolunuzu bulmuş,

Ve Allah’ın yardımına nail olmuşsunuz demektir.

Fakat kafanız karmakarışık,

Gönlünüz darmadağınık,

İşleriniz sarpa sarmış durumdaysa,

Siz hakkı unutup, halkı

Siz Allah’ı unutup nefsi,

Siz ahireti unutup dünyayı tercih ettiniz,

Bu yüzden de bir türlü sükunete eremediniz demektir.

Oysa bu din bize nasihattir.

Gelin bu günden sonra,

İçiniz neyle yatışıyorsa,

O içinize yatan şeyi, Allah’ın huzurunda da savunabilecek,

‘Evet Rabbim çok düşündüm doğrusu buydu, bencesi buydu.’

‘Dünya ve ahiretim adına buydu!’ diyebilecekseniz,

Hiç düşünmeden seçiminizi yapın.

Seçtiğinizle mutlu olmaya bakın.

Ve asla pişman olmayın!

Çünkü pişman olmak hata yapıldığının alametidir?

Eğer karar verdim sanırken, pişmanlık duyuyorsanız,

Doğru yaptım sanırken, yanıldınız demektir.

O zaman da geç olmadan,

Dönüp tam tersi bir manevrayla,

Kendinizi ateşten korumaya çalışın.

Ateş bu,

İnsana delicesine susamış olduğu anlatılıyor kitabımızda.

Eğer biri sizi,

Allah’a ve Cennet’e davet ediyorsa,

Gecikmeden Cennet yolcusu olmayı seçin.

Aldığınız kararla mutlu olun.

Azim sahibi peygamberler gibi azmedin ve kazanın.

Kendinize mutluluğu yasaklamayı seçerek,

Şeytanın oyuncağı olmayın!

Unutmayın Allah’tan korkan birine, Allah

İyice düşündüğünde,

Doğruyu bulduracaktır.

Daima doğruyu bulanlardan,

Pişman olunmayacak adımlar atanlardan,

Her iki dünyada da afiyetle yaşamayı seçenlerden olmanız,

Seçimlerinizle Allah’a yaklaşmanız,

Yaklaştıklarınızla dolu dolu eylemlere imza atıp,

Cennetin özlediği kullardan olmanız duası ile.

Amin!

Hatice Dilek Cengiz

‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.

Eş Seçimi ve Evliliğe Hazırlık

EŞ SEÇİMİ VE EVLİLİĞE HAZIRLIK DERSİ

Kültürel Hazırlık:

  • Eş adayınızın kültürel değerlerini iyi tanımalısınız.
  • Onun kendi kültürüne ait zevklerine önem verdiğinizi hissettirmelisiniz.
  • Kendi kültürünüz hakkında mutlaka bilmesi gerekenleri ona da anlatmalı veya öğretmelisiniz.
  • Kültür farkının ailelerin ilişkilerini zedelememesi için, nezaket ve uyumlu davranmaya önem vermelisiniz.
  • Genel kültür gerektiren konularda kendinizi ve eş adayınızı uygun bir dille geliştirmeyi bilmelisiniz.
  • Farklı kültürde insanlarla anlaşabilir olmayı başarmalısınız.
  • Sadece kendi değerlerini önemseyen bencil bir insan olmadığınızı davranışlarınızdaki kalite ile göstermelisiniz.
  • Çevrenin çok yadırgayacağı davranışlardan kaçınmalısınız.
  • Yaşam standardınızı yaşadığınız topluma göre ayarlayabilmeli, insanları rahatsız edecek hal ve konuşmalardan kaçınmalı, görgülü olmalısınız.
  • Giyiminizde aşırılıklardan uzak durarak, helal ve meşru tercihler yapmayı bilmelisiniz.
  • Düğün, bayram, cenaze, gelin alma, nişan gibi konularda meşru istekleri makul karşılamalı, zulmetmeden ve zulme rıza da göstermeden doğruyu nezaketle yaşamak için yumuşak geçişler yapmayı bilmelisiniz.

Hatice Dilek Cengiz

‘ Huzur Akademisi Çalışması 3.sınıf ‘ Kitabından Alıntıdır.

Bir Soru Bir Cevap

Bir Soru Bir Cevap
Soru: Ne yapmalı, nasıl yapmalı, neyle yapmalıyız ki başarılı olalım?
Cevap: Hayatımızın her deminde
Allah’tan razı olmalı,
Peygamberlerinin yaşadığı gibi yaşamalı,
Bize seçtiği din üzere kalmalıyız.
Bunun için de; Allah’ı razı etmek zor değil kardeşler, her an Allah’tan razı olmayı başarmalıyız.
Öyle ise atamız İbrahim as. gibi: ‘Ben Rabbime gidiyorum. O bana yolumu gösterecektir.’ diyen ve O’ndan gayrısına ‘La’ diyebilenlere selam olsun.

Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz

Sevmek

SEVMEK

Kimi? Nasıl? Ne kadar? Derseniz;

Üzerinde uzun uzun düşünülmeli derim kardeşler!

Önce yaratanı sevmeli insan.

İnsan olma şerefini kuşanmış olmak istiyorsa.

Yaratanını sevmeyen,

Yaratılmışı ne kadar ve nasıl sever ki?

Hem sevgisine ne kadar inanılır ki?

Sahi sevgi ölçülebilir mi ki derseniz,

Evet ölçülür ya kardeşler diyeceğim?

Nasıl ve nerede mi?

Kalple elbette!

Hadi öyle ise sevgi terazimizi bir güzel kuralım kalbimizin ortasına,

Sonra da başlayalım tartmaya.

Komik, hata belki de saçma geldi değil mi?

İyi ama, kimi nasıl ve neye göre tartacağız değil mi?

Sevgi bu, soyut bir kavram!

Nasıl ölçülebilir ki?

Öyle ise biraz kafa yoralım bu işe ne dersiniz kardeşler?

Birinin birini sevdiğini,

Hem de çok sevdiğini,

Nasıl anlarsınız kardeşler?

Çok basit aslında!

Halinden, tavrından, bakışından, duruşundan, sözünden, sesinden,

İlgisinden, iletişiminden, merhametinden, muhabbetinden,

Saygısından, hürmetinden, özeninden, dikkatinden,

Sabrından, koruyup kollamasından, ihtiyaçlarını önemsemesinden,

İnce fikirli davranmasından, kırmayışından, terk etmeyişinden,

Bekletmeyişinden, kükremeyişinden, incitmemeye gösterdiği özenden

Falan filan kardeşler.

Öyle çok şey söylenebilir ki, değil mi?

Gelin size çok şey söylemeden öz şeyler söyleyeyim.

Hayat bu,

Ne yöne akacağı belli değil gibi görünse de,

Emin olun akışı biz belirliyoruz irademizle kardeşler!

İradesini kontrol etmeyi başaranlar,

Çok şey kazanacak ileride.

İlerisini sakın uzak sanmayın.

Emin olun uzak değil.

Ölüm kadar yakın!

Adeta ensemizde.

Öyle ise gelin bir plan yapalım hep birlikte.

Bu günden sonra kendimizi iyi hissettirenleri sevelim öncelikle.

Niye mi?

Sevginin iyileştirici etkisi var da ondan kardeşler.

Bakın bakalım bu güne kadar kim,

Ya da kimler size iyi geldi diye,

Bir teste sokun kendinizi.

Kim size ne kattı?

Kim sizden almadan da verdi?

Kim sizinle hep vardı?

Ya da var olmanız için ne gerekiyorsa yaptı?

Kimin varlığı olmazsa olmazınızdı?

Kimsizken kendinizi yalnız, yaralı, eksik hissettiniz?

Kiminle yeşerdiğinizi,

Yeni umutlara,

Güzelliklere yelken açtığınızı,

Ya da açacağınızı hissettiniz?

Kim size gerçekten yakındı?

Kim tüm ihtiyaçlarını hiç sızlanmadan karşıladı?

Kim sırdaşınız, gönüldaşınız, kalp komşunuz olabildi?

Kim sizi hiçbir zaman veya şartta terk etmedi?

Düşünüp buldunuz mu?

Yoksa daha okurken sıralayıp durdunuz mu isimleri?

Peki cevabınız Allah olabildi mi?

Kardeşler!

Biraz insaflı olup düşünmeniz,

Düşünmekle kalmayıp inanmanız,

İnandığınızı iddia ediyorsanız ispatlamanız gerekmez mi?

Bu nasıl bir sevgi ki,

Sahi sevmeyen sevilmeyi hak eder mi?

Siz Allah’ı sevdiniz mi ki?

Onun sevgisini hissedebildiniz mi ki?

Ona olan sevginizi ne zaman, nerede, nasıl gösterdiniz ki?

Oysa söz konusu insan ise sevdiğimiz,

Her şey ne kadar da netleşiyor değil mi?

Hani çocuk olsa anlar kimin kimi sevdiğini.

Kimin gerçekten sevdiğini,

Kimin ‘mış gibi’ yaptığını.

Kimin sevmeyi bile beceremeyecek kadar taşlaştığını!

Böyle işte kardeşler.

Aslında her şey ne kadar da şeffaf,

Bizler ne kadar da kolay, sanki çocuk kandırır gibi,

Yaşayıp gittiğimizi sanıyorduk bu güne dek!

İyi ama sormazlar mı, ya da söylemezler mi adama?

Artık çocuk değiliz ki?

Ne ben çocuğum, ne de sizler öyle değil mi?

Hadi öyle ise madem ki koca koca insan olduk,

Bu günden sonra önce Rabbimizi,

Sonra da birbirimizi sevelim kardeşler.

Bir şartla yalnız,

Birbirimizi severken de O’nun adına ve O’nun adıyla sevelim kardeşler!

Gerisi masal,

Gerisi hikaye kardeşler.

Gerisi inanın başı hoş bir melodi gibi geliyorsa da kulağa,

Sonunun çığlıkla bitmemesi, hani nerede ise imkansız gibi.

Neden mi?

Çünkü sonuç ekseriyetle trajedi.

Bu güne kadar hangi seven,

Sevdiğini koşulsuz mutlu edebilmiş ki?

Mümkün değil!

Değil mi kardeşler?

Öyle ise sınırsız mutluluğa koşabilecek yarışçılar olmak lazım.

Yarışmak için tutuşanları bulmak lazım.

Aynı anda aynı yöne dönüp, hiç durmaksızın koşmak lazım.

Zaman bu öyle hızlı akıp gidiyor ki?

Sakın ha boş laflara kanmayın!

Dedim ya artık hiç birimiz çocuk değiliz değil mi?

Selam olsun birbirini Allah için sevip,

Sevgileriyle ebede göçmek için tüm samimiyetini ortaya koyanlara.

Arşın gölgesinde gölgelenebilecek kadar kaliteli bir sevgiyi,

Yüreklerinde hissedebilenlere ve hissettirebilenlere.

Amin!

 

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu

‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.