Kişisel Eylem Planınızı Yapın!
KİŞİSEL EYLEM PLANINIZI YAPIN!
Biriciksiniz bu dünyada, parmak ucunuza bakın. Sadece siz değil, geçirdiğiniz an da biricik. Öyleyse anı, anında yaşayın. Geçmiş, adı üstünde sanki bir masal, mişli geçmiş zaman. Gelecek ise -cek -caklarla kurulu, henüz bir sis perdesinin ardında sanal alan.
Sen oturduğun, bulunduğun yere bak. Başlangıç noktan, bu an.
Nokta kadar küçük işler yapıp gitmemelisin buradan. Virgül olup yere çapa atmamalı, ünlem olup kavak gibi boya posa takmamalısın. Sokaktakilerden bir farkın olması için üç nokta gibi saf tutmamalısın. Ünlem gibi başında kılıç sallatmadan, barış içinde, hep selamet için yarışmalısın.
Her ne kadar başlangıçta noktaysak da hedefi 12’den vurmak için oka dönmeli, vektör gibi hedefe varana dek, eğilip bükülmeden, emrolunduğumuz yolda dosdoğru yürümeliyiz. Doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği ana kadar hep yürümeliyiz.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Güvenmek!
GÜVENMEK!
Allah’ım bizi güvenilir olanlardan eyle!
Allah’ım bizi sözünde duranlardan eyle!
Allah’ım bizi ardına düşülebilecek, yanında durulabileceklerden eyle!
Allah’ım bizi dininin havarilerinden eyle!
Allah’ım bizi yolunun şehitlerinden eyle!
Allah’ım bizi bulunduğu yerde, tek başına bile ümmet olabilenlerden eyle!
Allah’ım bizi fitne kalmayıncaya kadar, gevşemeden ve üzülmeden çalışanlardan eyle!
Allah’ım bizi kafir ve münafıklara deneme konusu eyleme!
Allah’ım bizi ve soyumuzu çalışıp boşa yorulanlardan eyleme!
Allah’ım yakınlarımızla gözümüzü aydın eyle!
Allah’ım bizi şerre engel, hayra destek eyle!
Allah’ım bizi salihlere kardeş kıl, münafık ve kafilerinse heybetinden korktuklarından eyle!
Allah’ım evlerimizi Kur’an okunan ve adının anıldığı evlerden eyle!
Allah’ım işimizi bize kolay, aşımızı bize şifa eyle!
Allah’ım bizi daima veren el olan eyle!
Allah’ım bizi yürek yakmaktan ve hainlere ortak olmaktan muhafaza eyle!
Allah’ım bizi her girdiğimiz yerde, izzeti ikram görenlerden eyle!
Allah’ım her sıkıntılı halinde, bizi kurtuluş yollarını hazırladıklarından eyle!
Allah’ım her şeytani hileyi, Rahmani çözümlerle bertaraf edebilenlerden eyle!
Allah’ım girdiğinde rahmet olan fakat, gittiğinde zahmet olmayanlardan eyle!
Allah’ım bilemediğimizde sezgimizle, göremediğimizde ferasetimizle bizi güçlü eyle!
Allah’ım imanı bize kale, bizi ise dinine nefer eyle!
Allah’ım duygu ve düşünce dünyamızda, cennet umudunu daima diri eyle!
Allah’ım bilinçaltımız ve reflekslerimizle bizi,
Cehennemine karşı olağan tedbirler alanlardan eyle!
Allah’ım günü, ayı ve yılı bize asır gibi bereketli eyle!
Allah’ım zaman ve zeminin gereklerini iyi okumayı, başarmayı nasip eyle!
Allah’ım yüzünden ve sözünden, insanın hasını tanıyabilecek bir ilme nail eyle!
Allah’ım bizi hatalarımızın çöplüğünden çıkmaya müyesser eyle!
Allah’ım bizi kendi öz nefsine tercih edenlere yaren eyle!
Allah’ım bize nimetten hesap vereceğini bilerek yaşayan, bir şuur ihsan eyle!
Allah’ım amelde veya niyette şirkin her türünden korunmamızı nasip eyle!
Allah’ım olmasını istediğimiz her şeyi hakkımızda hayırlı kıl ve işlerimizi ol dediklerinden eyle!
Çünkü biz;
Güvenemiyoruz Senden gayrısına.
Güvenemiyoruz laf cambazlarına,
Güvenemiyoruz yalanın bini bir para modunda yaşayanlara,
Güvenemiyoruz kuyumuzu kazmak ister gibi bizim gizlimizi araştıranlara,
Güvenemiyoruz sağ gösterip sol vurmak istediği her halinden belli olanlara,
Güvenemiyoruz bir dediği bir dediğini tutmayanlara,
Güvenemiyoruz ağzını çok rahat bozanlara,
Güvenemiyoruz öküz altında buzağı arayanlara,
Güvenemiyoruz kendinden başka kimseye güvenmediğini itiraf edenlere,
Güvenemiyoruz iş söz değil öze gelince, tevile sığınanlara,
Güvenemiyoruz her ağzını açtığında, kusur bulanlara,
Güvenemiyoruz gürlemekle kalıp, yağmur yağdırmak yerine çölde bırakanlara,
Güvenemiyoruz yürek dağlamayı hafife alanlara,
Güvenemiyoruz aldatmayı basit sayanlara,
Güvenemiyoruz kılı kırk yarıp işi yokuşa sürenlere,
Güvenemiyoruz yanında kendimizi kastıklarımıza,
Güvenemiyoruz her an açığımızı bulmak istercesine davrananlara,
Güvenemiyoruz gözümüzün içine sorusuz ya da sorgusuz bakamayanlara!
Güvenemiyoruz bize ait olanı kendisininmiş gibi, pişkince kullanmaya kalkanlara,
Güvenemiyoruz saygı ve nezaketi ayrıntı sayanlara,
Güvenemiyoruz en yakınlarına duman attıranlara,
Güvenemiyoruz konuştuğunu yaşamayanlara,
Güvenemiyoruz dünyayı çok sevdiği, her halinden belli olanlara,
Güvenemiyoruz paranın her kapıyı açtığını sananlara,
Güvenemiyoruz kalbi ile değil, beyni ile çözüm sunanlara,
Güvenemiyoruz dini bir cüzdan gibi arka cebinde taşıyanlara,
Güvenemiyoruz havaya göre kostüm değiştirenlere,
Güvenemiyoruz sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyenlere.
Biz yalnız sana ibadet edip, yalnız senden yardım dileyerek,
Senin kullarını en iyi sen bileceğinden,
Senin dostlarını seçebilecek bir güveni, bize sağnak sağnak yağdır.
Biz bu güne dek, sana dua etmekle hiç mutsuz olmadık!
Çepeçevre alevler içinde kaldık.
Kurunun yanında yanan yaş olmak istemiyoruz Rabbim!
Amin!
Hatice Dilek CENGİZ
Yaşam Koçu-Gıda müh.-Yazar
“Sarp Yokuş II” adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Yaşamak
YAŞAMAK
İnadına değil.
İsyan ederek hiç değil.
Yılgınca, bitkince ve umarsızca da değil.
Masumca, asilce, zarafetle yaşamak.
Tüm hoyrat, ruhsuz, gaddar insancıklara,
Hain, zalim, kâfirlere aldırmadan,
Engellere, kaygılara, korkulara rağmen,
Sancılara, ağrılara, ateşlere kendini bırakmadan,
‘Geçecek, bitecek fakat sen tükenmeyeceksin tamam mı?’ diyerek her an kendine,
‘Tükenmek senin işin değil!’ demeyi bilecek kadar sağlam duracaksın.
Dimdik ve onurluca,
Hataların girdabında boğulmayı değil,
Tecrübelerin okyanusuna yelken açmayı bilerek,
Varsın tufan kopmasın tüm kötülükleri gömmek için,
Sen içindeki tüm kötülük tohumlarını gömebilmelisin,
Bitmesine bile fırsat vermeden yürek toprağında.
Çünkü senin mayan Cennet toprağından.
Sen oraya aitsin ve oraya dönmelisin.
Bu dünya ya cezalandırılmak için geldiğini sananlara kanma.
Aksine ödüllendirilmek için geldin.
Ve öz vatanına dönüş yolunu bulabilmek senin elinde.
Gönderen bunu senin başarabileceğini biliyor,
Mesele senin bunu bilmen ve gayret göstermen.
Önce Rabbine, sonra kendine, sonra da herkese göstermen gerek.
‘Kalk! Oturma! Ve bir dakika bile boş durma ne olur!
Sesin çıkmıyorsa kaleminle,
Gözün görmüyorsa gönlünle ilet, iletmek istediklerini.
Sen göklere niyetini aç!
O muhakkak kıymet görecek.
Sen tertemiz ol!
Yeni doğmuş bir bebek kadar masum kal!
Ve buram buram Cennet kok!
Cennet kokabilmek için yapman gerekenleri bul ve kuşan!
Elinin erebildiğinden,
Gücün yetebildiğinden mesulsün unutma!
Sadece minik bir yavru kadar masum ol ve masum kal yeter ki.
Ve elinden geleni yaparak bekle.
Ölümüne bekle!
Ölüme değin bekle!
Senin için takdir edilen seni bulacaktır.
Senin için verilen karar haktır.
Sen Hakk’a teslim olduktan sonra,
Yardım er ya da geç gelecektir.
Yeter ki sen yılma!
O var ya,
Bil ki senin tüm ihtiyaçlarını biliyor,
Senin tüm taleplerini, hasretlerini her şeyi ama emin ol her şeyini biliyor.
Sen rahat ol!
Seni sevdi ki yarattı.
Ve nimetlendirmeye devam ediyor değil mi?
Tut kulluğun ucundan.
Yapış!
Ayrılma!
Düşersen yanarsın.
Kanarsan aldanır,
Aldanırsan mahvolursun.
Ne mahvolmak, ne mahvetmek için buradasın.
Senin görevin bu değil.
Sen bozmak değil, yapmak için gönderildin.
Öyle ise hadi başla!
Yapbozunun adı Dünya.
Yap ama sakın bozma!
Ve sakın oynama!
Oynamamalısın artık.
Oynamayacak kadar büyüdün değil mi?
Dünya da oynamayanlarla Cennette oynayabilmek için.
Kalk ve yaşa!
Bismillahla başladığın işleri,
İnşallahla destekler,
Elhamdülillahla sonlandırabilirsen,
Ne mutlu sana!
Çünkü Rabbinin huzuruna,
‘Görev başarı ile tamamlandı! diyerek gelebilecek,
Cennetle müjdelenebileceksin.
Lütfen inan bana!
Hatice Dilek Cengiz
‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
Ekmeğinize Katık Olacak Fikirler
EKMEĞİNİZE KATIK OLACAK FİKİRLER
İnsanız ve temel bazı ihtiyaçlarımız var biliyorum,
Bunları karşılarken, ölçünüz hep ‘orta’ olsun diyorum kardeşler.
Ne az verip hırsız, ne çok verip arsız etmeyin nefsinizi
Nefis bu; çalar da azar da.
Sakın’ Ben yapmam!’ demeyin.
Size demirbaş ihtiyacınızı söyleyeyim mi ilk olarak?
‘İnanmak’ kardeşler!
O’na inanmak yetmez.
Peygamberlerine, Kitaplarına, gaybı yalnız O’nun bildiğine,
Sonra kendinize, etrafınızdakilere, ailenize, dostlarınıza,
Kısaca bir şeylere ve birilerine inanmak zorundasınız bilesiniz.
Kaçamak yok!
Mış gibi yapmak yok!
Niye mi?
Yaparsanız kendinize yapmış,
Bir ömrü çöpe atmış olursunuz da ondan, kardeşler.
Sonra NEFES almak!
Soluyup içine çekmek,
İhtiyaç duyulan elementleri.
Bu, bazen bir duygu, bazen bir koku da olabilir.
Yer ve zaman çok şeyi içinize sokabilir.
Siz siz olun neyi soluduğunuza,
Nerede nefes aldığınıza,
Nerede ciğerlerinizin bayram ettiğine dikkat edin.
Sizi nefessiz bırakan,
Kalbinizi sıkıştırıp, gözünüzü karartan,
Astım krizine benzer haller yaşatan,
Kişi, ortam, makam, iş ve konuşmaları bir rüzgâr hızıyla terk edin.
Niye mi?
Batarsınız, boğulursunuz, soluksuz kalırsınız da
Boğulmanıza sebep olanlar bile size yardım edemezler.
Ya sizi kendi kaderinize terk ederler,
Ya da su testisi misali sizinle kırılır giderler.
Diğer bir ihtiyacınızsa ‘yiyip içme’ değil mi?
Elbette yiyip içeceksiniz.
Ama helalinden ve temizinden kardeşler.
Helal değilse şimdi bir söz verin.
Yanından onurluca geçip gidecek,
‘Ben sizin albeninize kapılacak kadar aklımı peynir ekmekle yemedim,
Rabbim ne diyorsa o,
Muhakkak bir hikmeti var!’ diyerek.
Yemediğiniz gibi, ehlinize de yedirmemek için,
Amansız gayret göstereceksiniz.
Ya ‘temiz olanlar’ kısmını yaşamak için hükmün ne yapmalıyım derseniz?
Orada burada değil, mümkün mertebe evinizde,
Akraba ve dostlarınızın evlerinde yiyip içecek,
Diğer yerlerde yemek zorunda kaldığınızda,
Yumuşakça ama mutlaka,
Personeli ve işletme sahibini,
Pisliğin haram olduğunu,
Hazır kendilerine sunulmuş rızık kapılarını zayi edip,
Vebal almamaları konusunda uyaracaksınız!
Ve sonra ‘barınma’ ihtiyacınız geliyor biliyorum.
Elbette başınızı sokacak kadar dar değil,
Ailenizle rahatça oturabilecek bir eve sahip olmak için,
Kuşlar gibi erken kalkacak,
Helal sahalarda kanat çırpacak,
Dönüşünüz muhteşem olması için,
Evinize vakitlice gelecek, gelişinizi heyecanlı bekleyişlere çevireceksiniz.
Ve tabiî hane halkı olanların da çorbada tuz olmadığını,
Herkesin üzerine düşeni yapmadığı bir dünyada,
Bir gün işlerin sarpa sardığını görmeden,
Ne gerekiyorsa hep birlikte yapalım deyip,
Toplu yaşam kurallarını ihmal etmeyeceksiniz.
Eğer ne gerek var deyip,
Mekân ihtiyacınızı es geçerseniz,
Ev halkına sorumsuzluk örnekleri sergiler,
En yakınlarınızın her gün yüreğini yakar,
Evi yaşanmaz hâle getirmekte çok becerikli iseniz.
Aslan bile yattığı yerden belli olurken,
İnsan olmanın hakkını vermediğiniz için,
Dışarıda ne kadar büyük işler başarsanız da,
En yakınlarınızın gözün de,
Daima prestij kaybettiğinizi görüp irkilmelisiniz!
Bu ateş sizi de yakar,
Hep birlikte yoğun sıkıntılar çeker,
Yeryüzü dar geliyor dercesine yaşar
Ve öylece ölür gidersiniz kardeşler bilesiniz!
Gelelim ‘bineğinize’.
Evet, her aileye bir binek en güzeli diyeceğim.
Belki de alaylı alaylı gülüp ‘Kolay mı öyle hanımefendi!’ diyeceksiniz.
Ben de kolay olmasa da mümkün diyerek,
Siz yıllarca,
Boş umutlara, sahalarda top koşturanları izlemeye,
Verilen üç kuruşa razı olup,
Alternatif ne yapabilirim?
Hangi yeteneğimi keşfedip,
Daha onurlu bir hayat sürebilir demezseniz,
Dumanı bile zehir olanları içip,
‘Ne olmuş canım hiç mi eğlencem olmayacak!’
Arada bir arkadaşlarla takılıyorum işte deyip, iki tek atmaya devam ederseniz,
Hem kendinizin hem etrafınızdakilerin hakkına girdiğinizi es geçerken,
Bir ömrü toplu taşıma araçlarında geçirmek zorunda kalmak istemezseniz,
Dişinizi sıkıp,
Ekstra tüm masraflarınızı kesip,
Abur cubura veya incik boncuğa
Yahut çaya kahveye,
Değerinin en az on katını vermekten vazgeçerseniz,
Bilin ki orta hallisinden,
Sizin de bir aracınız olabilecektir kardeşler.
İşte ondan sonra,
Rahatça ziyaretlere gidebilecek,
Dostlarınızla piknikler geziler yapabilecek,
Kim bizden önce nerede nasıl yaşamışı görüp,
İbret alabilecek etkinlikler düzenleyip,
Hayatınızı monotonluktan kurtarabileceksiniz.
Daha sıralanacak olsa çok şey çıkar biliyorum.
Fakat ben son olarak ‘sevgi ve güven’ diyorum kardeşler.
En temel ihtiyaçlarınız bunlar bilmeli,
Sizi seven ve size güvenen birileri var mı diye arayışa geçmeden,
İmanımdan dönmediğim sürece,
Ölümüne sevilecek ve güvenilecek insan mıyım? diye,
Aynada gözlerinize uzun uzun bakıp,
Önce kendinize,
Elbette önce kendinize şu sözü vermelisiniz!
Bundan sonra ‘olmaya’ çalışacağım.
Şartlar ne kadar ağırda olsa üzerime aldığım yükü kaldıracağım,
Zaten kaldıramayacağımın başıma gelmeyeceğini bilip kendimi motive edecek,
Ama ‘Bana güvenen ve sevenleri,
Asla yarı yolda bırakmayacağım!’ sözünü vermelisiniz.
Hem de hemen şimdi!
Niye mi?
Belki de Azrail’in az yolu kaldı size ulaşmak için ne dersiniz?
Mümkün ama değil mi?
Var mı içinizde senet imzalayan kardeşler?
Öyle ise bu rehavet niye? demeliyim.
Giderken iyi gitmeli,
Gittikten sonra da hayırla anılabilmek için,
Hatıralarınızın dualarla süslenmesine katkı sağlamayı başarmış olmak için,
En çok siz ter dökmüş olmalısınız,
İnsana yalnız emeğinin yemeği sunulacak öyle değil mi?
Hayat bu sevmeden yaşanmaz.
İnsanı, hayvanı, doğayı,
Yaşamın kendisini,
En önemlisi Rabbinizi, kitabınızı ve peygamberlerinizi sevmelisiniz.
Sevmek yetmez sizi sizden çok korumak için,
Güzele ve iyiye davet ettiğine inanmalısınız.
Dua ile Allah’a yakarırken,
Salâvat ve sünnetleri ile Hz. Peygamberi (s.a.v.) hatırlamalı ve hayatımıza katmalı,
Kitabı rahleye koyup,
Dizi dibine çöküp okumalısınız.
Ona bir canlı muamelesi yapmalı,
Onunla konuşmalısınız.
Göreceksiniz her sorduğunuza cevap verecek!
Her soramadığınızı, düşünemediğinizi, fark edemediğinizi bile önünüze getirecek.
Bazen sular seller gibi ağlayıp,
Bazen coşkun ırmaklar gibi çağlayacaksınız.
Bazen korkudan nefesiniz kesilecek,
Bazen heyecandan diliniz damağınıza yapışacak,
‘Ben bunları hak edebilir miyim?
Gerçekten bunu başarabilir miyim?’
Diye kendinizi sorgularken kendinizi yakalayacak,
‘Durma hadi! Erteleme artık!’ diyebileceksiniz.
Her gün nefes almak kadar elzem olduğunu fark edince,
Okuyamadığınızda susayacak,
Koşup sığınacaksınız hikmet deryası satırlarına.
Bu satırlar sizin yakıt deponuz.
Bunlarsız yaşayamayacağınızı görecek,
Yol yakınken dönecek,
Kendinizi kandırmak pahasına,
Bir ömrü köstebek modunda geçirmemek için,
Çalıların arasından sıyrılıp,
Kendinizi Kur’an’la tedavi edeceksiniz.
Kısaca hayatı ıskalamadan yaşamayı bilecek,
Erdemli bir hayat için,
Her günü bir öncekinden farklı kılmaya çalışacak,
Düşeni ezmek değil, kaldırmaya çalışarak,
Boş vermişleri boş vererek akıntılarına kapılmadan,
Selin önünden kaçıp,
Kendinize güzel ve namaz kılınır mekânlar kurmayı bileceksiniz kardeşler.
Ben size, sizdeki fıtrî potansiyele olan inancımla,
Haydi kalkın! diyorum.
Yoksa bitiyoruz, tükeniyoruz ve sadece tüketiyoruz görmüyor musunuz?
İyi de biz bunun için gelmedik ki bu dünyaya?
Kim ya da kimler hayatınızı kontrol ediyor?
Sahi kaçınız ‘Ben emri yalnız Allah’tan alırım!’ diyecek,
Şerefte bir hayat yaşıyor?
Hiç düşündünüz mü?
Eve ‘Bugün pazar! Bugün tatil!’ hikâyeleri ile çok pazarlar geçirdik biliyorum.
Gerçekten yoruldunuz da mı dinlenmeyi hak ediyorsunuz?
Peki ya, kim için yoruldunuz?
Sizden istenen bu mu diye düşünmeye vakit buldunuz mu?
Ve cevap çoğunuz için ‘hayır!’ Biliyorum kardeşler.
Birileri bizi dört nala sahaya sürüyor!
Sahi onlar neredeler?
Neden hep biz toza toprağa bulaşıyoruz?
Size bir şey söyleyeyim mi?
Nerede oldukları çok da önemli değil ama
Nereye gideceklerini kitap çok kesin söylüyor.
Ya siz onlarla olmaya var mısınız orada?
Ama ben şahsım adına,
Artık ‘Kral çıplak!’ demek
Ve sizi sarsmak istiyorum kardeşler!
Gerçekleri görün istiyorum!
Doğrusu bunca söz yeter, öğüt almak isteyene.
Öyle ise;
‘Bir iki üç tıp!
Susuyorum!
Hatice Dilek Cengiz
‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.
- Published in Makalelerim
İnsan Neden Pişman Olur?
İNSAN NEDEN PİŞMAN OLUR?
Ey insan!
Her şeyi mükemmel planlayan,
Kâinatın içindeki bildiğimiz ve bilmediğimiz her şeyin,
En ince ayrıntısına kadar tasarımını yapan,
Yaratan, yöneten, düzenleyen O.
Sanıyor musunuz ki, sizde bir eksik veya yanlış yapılmış olsun?
Hayır, hayır insanın eşrefi mahlûkat olduğunu unutmamalısınız.
Öyle ise sizi Rabbiniz hakkında şüpheye düşüren ne?
O sizi mükemmel yarattığı halde,
Siz neden bunu ispatlayamıyorsunuz?
İspatlayamıyor mu yoksa ispatlamak mı istemiyorsunuz?
İspatlamak istemeyenler baş kaldıranlar,
Onları es geçiyorum?
Niye mi?
Rabbini es geçen, es geçilmeyi hak ettiği için!
Öyle ise gelin,
İspatlayamayan bizlerin nerede yanıldığını düşünelim.
Hadi hep birlikte tüm samimiyetimizle düşünelim.
Bugüne kadar,
Neden, ne zaman ve ne kadar pişmanlık duyduk kim bilir değil mi?
Haddini hesabını tutamayacak kadar olsa bile çekinmeyin.
Sakın pes etmeyin ve sahneden inmeyin!
Ne zaman inmeniz gerektiğine karar verecek olanın,
Siz olmadığınızı hatırlayın ve sabredin!
Hâlâ yaşıyor olduğumuza göre,
Hâlâ bir şeyleri düzeltme fırsatı veriliyor,
İdrak ettiniz mi?
Biliyor musunuz?
Allah’ın bir müjdesi var Kur’an’da?
‘Kim ki Allah’tan hakkı ile korkarsa,
Allah ona iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir!’
Anladınız mı şimdi işin sırrı nerede kardeşler?
Lütfen tüm önyargılarınızı bir tarafa bırakın.
İnsansanız, insan olmanın rahmetini ve zahmetini göze alın.
Zahmeti rahmete çevirecek olanın Kur’an olacağını kavrayın.
Bu din zorluk çekelim diye inmedi.
Bu hayat çile çekelim diye verilmedi.
Bu aklı Allah korkusu ile kullandığınızda,
Eğer bizi şaşırtmayacağını vaat eden Rahman’sa,
Bizim O’ndan ne kadar korktuğumuzu tartmamız gerekmez mi?
İşe nefsi, şeytanı, dünyayı değil de,
Allah’ı, Peygamberi ve Kur’an’ı baş tacı ederek giriştiğinizde,
‘Ya Rabbi şöyle istiyorum. Çünkü…’ dediğinizde,
Kurduğunuz cümleler sizi tatmin ediyorsa,
Gönlünüz yayla gibi genişleyip,
İçerisinde bahar çiçekleri açmış gibi ferahlıyorsa,
Aklınıza hiçbir alternatif görüş gelmeden,
Evet, işte bu.
Doğrusu bu.
Hakçası bu.
Aslolan bu.
Eminim bu! diyebiliyorsanız,
Siz basiretle yolunuzu bulmuş,
Ve Allah’ın yardımına nail olmuşsunuz demektir.
Fakat kafanız karmakarışık,
Gönlünüz darmadağınık,
İşleriniz sarpa sarmış durumdaysa,
Siz Hakk’ı unutup, halkı
Siz Allah’ı unutup nefsi,
Siz ahireti unutup dünyayı tercih ettiniz,
Bu yüzden de bir türlü sükûnete eremediniz demektir.
Oysa bu din bize nasihattir.
Gelin bugünden sonra,
İçiniz neyle yatışıyorsa,
O içinize yatan şeyi, Allah’ın huzurunda da savunabilecek,
‘Evet, Rabbim çok düşündüm doğrusu buydu, bencesi buydu.’
‘Dünya ve ahiretim adına buydu!’ diyebilecekseniz,
Hiç düşünmeden seçiminizi yapın.
Seçtiğinizle mutlu olmaya bakın.
Ve asla pişman olmayın!
Çünkü pişman olmak hata yapıldığının alametidir?
Eğer karar verdim sanırken, pişmanlık duyuyorsanız,
Doğru yaptım sanırken, yanıldınız demektir.
O zaman da geç olmadan,
Dönüp tam tersi bir manevrayla,
Kendinizi ateşten korumaya çalışın.
Ateş bu,
İnsana delicesine susamış olduğu anlatılıyor kitabımızda.
Eğer biri sizi,
Allah’a ve Cennet’e davet ediyorsa,
Gecikmeden Cennet yolcusu olmayı seçin.
Aldığınız kararla mutlu olun.
Azim sahibi peygamberler gibi azmedin ve kazanın.
Kendinize mutluluğu yasaklamayı seçerek,
Şeytanın oyuncağı olmayın!
Unutmayın Allah’tan korkan birine, Allah
İyice düşündüğünde,
Doğruyu bulduracaktır.
Daima doğruyu bulanlardan,
Pişman olunmayacak adımlar atanlardan,
Her iki dünyada da âfiyetle yaşamayı seçenlerden olmanız,
Seçimlerinizle Allah’a yaklaşmanız,
Yaklaştıklarınızla dolu dolu eylemlere imza atıp,
Cennetin özlediği kullardan olmanız duası ile.
Âmin!
Hatice Dilek Cengiz
‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır
- Published in Makalelerim
Şeytan Kimlerin Görünmeyen KANKASI?
Şeytan Kimlerin Görünmeyen KANKASI?
1-Allah’ şirk koşanların ve gereği gibi inanmayanların! (Hayatının her anını O’nun razı olacağı şekilde düzenlemeyi seçmeyenlerin.)
2- Kur’an’ a gereği gibi inanmayanların! ( Kitabı sorgulayan, şüphe duyan, kitapta ki hükümler yerine insan kaynaklı hükümleri yüceltip uygulayanların.)
3-Ahirete gereği gibi inanmayanların! ( İnandığını iddia ettiği hayata hiç ya da yetersiz hazırlık yapanların.)
4-Namazı gereği gibi kılmayanların! ( Namazda okuduğu ayetlerin bile anlamını bilmeden, rastgele bir şeyler giyerek, yatıp kalkan fakat tilki gibi etrafı seyre dalan, huzurda olduğuna aldırmayıp namaz da günlük plan yapan, görünüşte kılar gibi yapıp baştan savanların.)
5-Şeytan’ a tapanların! (Satanist olan veya Satanist olduğunu itiraf etmese bile ‘ne yapayım şeytan diyor ki’ deyip bir ömür Rabbi yerine Şeytanı uyanların.)
Ya Rahman bizi şeytandan ve şeytanlaşmış insanların şerrinden koru!
Onların yanımızda, yakınımızda, yuvamızda, yüreğimizde olmasından senin sayısız kelimelerine sığınırız!
Sen bizi en şerefli yaratmışken, yaratılmışların en aşağısının yar ve yardımcısı olmaktan koru!
Muhakkak ki sen sana hakkıyla sığınan kullarını koruyansın!
Bizi kendi aralarında şefkatli, senin ve bizim düşmanlarımıza karşı izzetli kıl!
Bizi bir an olsun nefsimizle başbaşa bırakma!
Bizi Cumartesi haddi aşanlardan ( Yahudiler ),
Pazar haddi aşanlarından ( Hıristiyanlar )
Vesair günlerde şirk koşan sapkınlardan ve onları dost tutanlardan eyleme…
Bizi razı olduğun Cuma ehlinin yolunda sabitle…
Amin
Yaşam Koçu
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Empati Nedir?
Empati Nedir?
Kişinin ben merkezli olmaktan çıkıp, biz, siz, onları düşünebildiğini belgeler şekilde özeni, önemi ve özveriyi gösterebilmesidir.
Karşısındakine dikkat etme, ciddiye alma, dinleme, anlama çabasıdır.
Etrafında olup bitenlere duyarsız kalmayarak taşın altına elini, başını, yüreğini hatta tüm bedenini koyabilmek için hazır olmanın adıdır.
Egonun, hırsın, bencilliğin, art niyetin, menfaatin olmadığı sağlam, nitelikli, sağlıklı ilişkiler kurmayı erdem bilenlerin işidir.
Bir denge, tutarlılık, seviye, kalite, istikrar gösterebilme halidir.
Sıcak, derin, içten diyaloğun olmazsa olmazıdır.
Bir parça yetenek, çaba, hatta eğitim gerektirdiğini kabul eden, fakat en temelinde insan sevmeyi ve sevilir insan olmayı hedefleyen insanların vasfıdır.
Bazen bir boşluğun dolması, bazen bir ihtiyacın zorlaması, bazen bir nezaket tezahürü, bazense insani bir halin insanca yansımasıdır.
Bir talebe, bir beklentiye, bir hizmete, bir hürmete hazır oluşun yahut duyarsız kalmayışın ispatıdır.
Özgüvenin, cesaretin, fedakarlığın, anlayışın, sosyalliğin, kültürlülüğün, karakterli oluşun, karizmanın gerekleri arasında mutlaka anılmalıdır.
Anlayışsızlığa, sorumsuzluğa, baş kaldırmaya, yanlış alışkanlıklarla mücadele de, eksik bilgiye, önyargıya, düşüncesizliğe neşter atmanın adıdır.
İçten gelenlerin dışa vurumunun zarafetle süslenmiş halinin, doyumsuz lezzetler hissettirmesi, sıcacık bir gülümseyiş, hoş bir dokunuş, yapmacıksız bir davranışın sonucunda, yüreklere hatır, sevgi, iyilik ekildiğinin işaretidir.
Şuurlu, olgun, dingin, bilge, asil olmayı başarabilen faziletli insanların hallerinden bir haldir.
Mevsimleri kıştan yaza, duyguları dipten yüzeye, çehreleri gerginlikten dinginliğe çevirebilen, inanılması zor işleri kolay kılan bir güçtür.
Uzakları yakın, dargınları barışık, anlaşmazlıkları huzurla noktalayabilen bir enstantanedir.
Almadan vermeyi, istenmeden fark etmeyi, sevilmeyi beklemeden sevebilmeyi, ihtiyaç olunduğunda davet beklememeyi başaranların meziyetidir.
Açlığı, yorgunluğu, acıyı, stresi, yokluğu, zulmü yaşamış, rağmen insanlığını kaybetmemiş olanların tecrübeleriyle zorun kolaylaşmasıdır.
Kalp kırmanın, küs kalmanın, can yakmanın, bozgunculuk çıkartmanın aksine, hoşgörüyü, sempatiyi, paylaşıma açık olmayı tercih edebilmektir.
Bomboş bırakılmış bir tarla da bile, en iyi nasıl mahsül alırımın derdini taşımak ve vazgeçmeden işe koyulmaktır.
Durmayı, susmayı, konuşmayı, bakmayı, dokunmayı, işitmeyi, görmeyi, bilmeyi, anlamayı başarmak isteyenlerin hassasiyetlerinde gizli olan bir yetidir.
Farklılıklara, kültürlere, geleneklere, değerlere yepyeni ve ölçülü bir kıvam verebilmektir.
Empati Kuramayışın Nedenleri?
Görmezden, duymazdan, bilmezden gelerek, sorunları örtbas etmeyi marifet saymaktandır.
Basmakalıp, dışa kapalı bir duygu durumuna girip, taassup sahibi olmaktandır.
Kin duymanın, öfke seline kapılmanın, boş yaşamayı dolu sanmanın, gelir geçer şeylere demirbaşları harcamayı, hiçe saymanın neticesidir.
Kabalığın, seviyesizliğin, görgü eksikliğinin, maneviyat yoksunluğunun tezahürüdür.
Kültür farklarını, inanç farklarını, ihtiyaç farklarını görmezden gelmektendir.
İnsafsızlığın, nemelazımcılığın, katılaşmış bir kalbin tipik belirtisidir.
Kötülüğe kötülükle karşılık verilirin dozunu kaçırmanın sonucudur.
Abartmanın, çığırtkanlık yapmanın, alınganlığın, sabırsız ve fevri davranışların kör kuyusudur.
Kötü yetiştirilmekten, kötü bir çevre de yaşamayı terk etmemekten, kötülük yapmayı ya da düşünmeyi hafife almaktandır.
Güzel davranışları yapmacık, iyi niyetli olmayı ahmaklık, bir başına da kalsa doğruluktan ayrılmamayı imkansız saymaktandır.
Yalnızlaşmaktan, katılaşmaktan, donuklaşmaktan, hırçınlaşmaktan, bencilleşmektendir.
Böyle gelmiş böyle gidere, bir böyle de ben eklesem ne olur dercesine; kendini, gücünü, varlığını hiçe saymaktandır.
Hayatın anlamını keşfetme çabasından vazgeçip, bir ömrü ipek böceği gibi kendi etrafında ördüğü kozasında kalarak geçirmeyi yeğlemekten, uçmaktansa tırtıl kalıp sürünmeyi tercih etmektendir.
Ne tarihten, ne kitaptan, ne yaşanandan, ne atlatılandan ders almayı istemeyip, bildiğini okumayı tercih etmektendir.
Kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmakla kalmayıp, ne göze, ne dişe dokunur bir iş yapmadığını veya yapamadığını bir türlü kabul etmemektendir.
Kepenkleri indirmişçesine yaşarken, uçuk kaçık sanal hayatlara dalıp, batıp, bulaşıp çıkıyor olmayı yaşamak sanmaktandır.
Sevgiyi, şefkati, saygıyı, adaleti tatmamış olmanın neticesin de karalar bağlayıp, beyaza adanmayı boş saymaktandır.
Hilekara, dalkavuğa, ahlaksıza, inançsıza değer vermenin neticesinde, tüm değerlerini kaybetmiş olmanın bıkkınlığı, yılgınlığı, ümitsizliği ile, kendine iyi ve faydalı olacak her kişiden kaçmaktandır.
Küçükle küçük, büyükle büyük, gençle genç, yaşlıyla yaşlıymışçasına olamamaktandır.
Olmazsa olmazlar listesini hazırlarken, kimsenin aklına ihtiyacım yok dercesine nefsini ilahlaştırmış olduğunun bile farkına varmamaktandır.
Ben kim onlar kim dercesine, bir türlü kendine yeteri kadar değer vermeyişin yalnızlığında boğulmaktandır.
Gözünde gerçek büyükleri küçük, küçükleri büyük görmekten kaynaklanan algı bozukluğunun acı sonucunu tatmaktandır.
Özlenesi, sevilesi, görülesi kişi ve yerleri yok sayıp, vur patlasın çal oynasını yaşam tarzı olarak benimsemiş olmaktandır.
Yaşanandan, öğrenilenden, öğretilenden, duyulandan, bilinenden, görülendense, her şeyi en iyi ben bilir, ben yaparım dercesine davranmaktandır.
Sığ bir çevre de kalıp, kalmayı bile isteye seçip, sonra da karanlığa taş atmaktan hiç yorulmamaktandır.
Zamanı, emeği, insanı, nimeti har vurup harman saymaktandır.
Günü, ömrü, ahireti düşünüp neyi nasıl yapmalıyı dert etmek yerine, yiyip içip, yatıp kalkıp, gezip tozmayı marifet saymaktandır.
Peygamberleri, ‘o peygamber bense sıradan insan’ diyerek örnek almak yerine kutsamayı ya da ‘onlar da benim gibi insan işte’ diyerek hafife almaktandır.
İnsan gibi düşünerek yaşamayı seçmek yerine, insanlıktan çıkmayı bile insanca bir hak sayar olup, aşağıların en aşağısı olmaktan hiç arlanmamaktandır.
Rabbim bizi, sevdiklerimizi, sevenlerimizi ve soyumuzu, has kullarına empati yapabilenlerden eyle! Amin
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu- Gıda Müh.- Yazar
- Published in Makalelerim
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler 40
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler
40/1- Uyumamalıyız!
– Ekstrem durumlar olmadıkça yatsıyı kılmadan (Kılmadıysak mutlaka alarm kurup kalkmalıyız.)
– Çok geç saatlere kadar oturup, teheccüd (gece) ve sabah namazlarını kaçırmamıza sebep olacak şekilde
– Yüzüstü veya sol tarafa dönerek (Sağımıza dönüp, rahat edersek sağ avuç içimizi sağ yanağımızı içine alacak şekilde yerleştirip)
– Yarı çıplak veya giysisiz
– Ekstrem durum olmadıkça abdestsiz
– Eş dışında, kendi cinsiyetimizden bir yakınımız bile olsa (anne, baba, kardeş, kuzen vs. dahil) aynı yorgan altında uyumamalıyız
– Geç yemek yemek zorunda kaldıysak, ardından 3-4 saat ( Yemeğimizi.mümkün olduğunca, akşam ezanı ile yatsı arası yemeliyiz) geçmeden
40/2- Uyumamalıyız!
– Geç yemek yemek zorunda kaldıysak, ardından 3-4 saat ( Yemeğimizi mümkün olduğunca akşam ezanı ile yatsı arası yemeliyiz) geçmeden
– Odamızda, gece oksijen üreten çiçekler haricinde, canlı çiçek bulundurarak
– Evdekilerle güzelce dualaşmadan
– Açıkta yiyecek, bulaşık, çöp ya da dağınıklık bırakarak
– Güvenli olmayan yerlerde
– Gençler için 6-8 saat, yetişkinler için 5-7 saatin üstünde uyumamalı, bunca uyuyanın olduğu bir dünyada, olabildiğince az uyuyarak, doğru şeylere niyet etmeli ve yapmalıyız.
Hatice Dilek Cengiz
İnstagram: @huzur_hatice
Esslmalykm Kardeşlerim
-SON-
- Published in Makalelerim
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler 38, 39
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler
38- Giymemeliyiz!
– Yaratanımızın bizden istediği ahlaki değerlere uygun düşmeyen şekilde
– Toplumda; hasede, fesada, fitneye, sapkınlığa, israfa neden olacak şekilde
– Komik, pejmürde (eski püskü, dağınık)
– Ter, ağır esans, parfüm veya deodorant kokar şekilde (kendi sağlığımıza da, çevremizdeki insanların sağlığına da, atmosfere ve doğaya da zararlı olduğu için)
– Farklı bir dini, ideolojiyi, bidatı temsil edercesine
39- Uyumalıyız!
– Abdest alıp, besmele çekerek yatağımıza girip, günün muhasebesini yaptıktan sonra, ertesi günkü işlerimizi inşaallah diyerek planlayıp, her türlü şerden Allah’a sığınarak,
– Her gün aynı saatler arasında yatmaya özen göstermek (elbette ekstrem bir durum olmadıkça)
– Gece lambasız, karanlık ve sessiz bir ortamda
– Odamızdaki tüm teknolojik aletleri prizden çekerek ve uzakta tutarak
– Yatsıdan sonra ilmi çalışma veya aileyle kaliteli sohbet dışında, malâyani şeylere vakit harcamadan
Hatice Dilek Cengiz
İnstagram: @huzur_hatice
- Published in Makalelerim
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler 37/1, 37/2
Huzura Giden Yolda Bir Yolcudan Tavsiyeler
37/1- Giymeliyiz!
– Rahman’ın giymemizi istediklerini (Erkek ve hanımlar için belirlenmiş helal haram sınırlarına uygun şeklinde)
– İnancımızı (görüldüğünde Allah’ı hatırlatan) , değerlerimizi, kültürümüzü, zevkimizi, kimliğimizi, belli eder şekilde
– Tertemiz
– Özenli ve düzgün
– Bizden olmayanlara özentisiz
– Özgün
– Sade ve kaliteli
– Yırtık, sökük, lekeli, ütüsüz olmamasını önemseyerek
37/2 Giymeliyiz!
– Yerine, mevsimine, konumuna, yaşına, cinsiyetine, ekonomik seviyesine uygun
– Toplumda cinsiyetini değil, izzetini, iffetini ve insanlığını ortaya çıkaracak nitelikte
– Evde mi, sokakta mı, düğünde mi, bayramda mı, gece mi, gündüz mü, hemcinsleriyle mi, karşı cinsle mi, resmi bir ortam mı, samimi mi, İslam onlarla mı, olmayanlarla mı bir arada olduğumuza dikkat ederek
Hatice Dilek Cengiz
www.huzuryasamkocu.com
İnstagram: @huzur_hatice
- Published in Makalelerim








