Gece ve Gündüz Neyi Temsil Eder?
Düşünmatik-8
Dedi: Gece ve gündüz neyi temsil eder?
Dedim: Dünya ve ahireti. Gündüz dünyayı, gece ahireti sembolize eder kanımca.Günün gece başladığını bilenler, ruhlar aleminden buraya, buradan tekrar oraya döneceğinin şuurunda yaşarlar.
Bu nedenle de gecenin sadece uyku ile dinlenmek için değil, Rahman’ı anarak ve kitabıyla hemhal olarak demlenme, gündüzün ise demlenmiş enfes bir çay tadında, güne afiyet katma mahareti gösterebilmemiz için, biz insanoğlunun insiyatifine sunulduğuna inanıyorum.
Dedi: Ya kişi tüm bunları hafife alır ya da yok sayarsa?
Dedim: Allah’ı yok sayarak yaşayanların yok sayılacağını yani Allah yokmuş gibi yaşayanların, tüm işlerinin boşa çıkacağını söyleyen fizik ve fizik ötesi alemlerin yani kainatın Rabbi’dir. Hayat zaten bir tercihler yumağı değil midir? Mesele güzel bir iş çıkaracak şekilde örebilmek, derdi düğüm atmak olamalı insanın değil mi?
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Görmek Nasıl Mümkün Olur?
Düşünmatik-7
Dedi: Görmek nasıl mümkün olur?
Dedim: İki türü vardır. Birincisi kafatasımızdaki gözle görmek, diğeri ise gönül gözüyle.
Dedi: Bu ikisi herkes için geçerli midir?
Dedim: Elbette ama, birinci gözün gördüğünü, doğru algılatacak olan ikinci gözdür. Birbiri ile uyum içinde çalışırlar. Bilmelisin ki; zulüm her iki gözünde gerçeği görmesini engellerken, Kuran her iki gözün görüşünü keskin ve net kılar.
Hatice Dilek Cengiz
www.huzuryasamkocu.com
- Published in Makalelerim
Pişman Olunmayacak Bir Hayat Nasıl Yaşanır?
Düşünmatik-5
Dedi: Pişman olunmayacak bir hayat, nasıl yaşanabilir?
Dedim: Allah’ın hükümlerini samimiyetle, emrolunduğu şekliyle yaşayarak.
Dedi: Yine de pişman olmam mümkün mü?
Dedim: Seni haktan uzaklaştırmaya ve kendi istediklerini yaptırmaya çalışanlara taviz verirsen, elbette pişmanlık duyarsın. Fakat bu kez de samimiyetle tevbe ettiğinde, yine Rahman’ın hoşnutluğunu kazanabilirsin.Yeter ki bu seni , ‘nasıl olsa tevbe ederim’ kolaycılığının neticesi olan, aldanışa sürüklemesin.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Düşünmatik-4
Düşünmatik-4
Dedi: Yeryüzünde fesadı kimler engelleyebilir?
Dedim: Ancak fazilet sahipleri bunu başarabilir.(Fazilet sahibi: Șirk koşmaksızın emrolunduğu gibi yaşayan ve kötülüğe bile iyilikle karşılık verecek yüreğe sahip olan takva ehli.)
Dedi: Bu mümkün mü? Nasıl?
Dedim: Allah kalbi kendisine iyilik yapanı sevmeye ayarlı yarattığından, elbette mümkün.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Düşünmatik-3
Düşünmatik-3
Dedi: Hangi insan afiyette ( Maddi ve manevi hayatı dengeli, huzurlu) bir hayat yaşar?
Dedim: Fıtratını bozmayan.
Dedi: Fıtratı ne bozar?
Dedim: Allah’ın kanunlarına aykırı yaşaman.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Kötülük Yapmak Kolay
KÖTÜLÜK YAPMAK KOLAY
Kar taneleri tek başına ne kadar da yumuşak ve hoş değil mi? Ama sert bir kartopuna dönüştüğünde veya çığ adıyla zirvelerden kaymaya başladığında, nasıl da beyaz bir ölüme dönüşüyor. İnsani fakat kötü eylemlerimizi birer kar tanesi varsayarsak, bizi sarıp kuşatmadığı sürece donmayız diyerek avunsak yahut biri yaptığımız kötülüklerin altında kalıp ölmedikçe sorun yok desem, hata etmiş olmaz mıyız?
Kötülük eşittir ölüm yahut katletmek diyebilir miyiz? Ya öldürmemeyi ama aynı zamanda güldürmemeyi de hedefliyorsa birileri yani işkence ediyorsa, kendince “Rahmet say öldürmüyorum ya!” diyorsa? İşte bu zulmü bir çeken bilir, bir de çektiren, bir de her şeyi bilen!
Gökten üç elma düşse, biri iyilerin başına, ikincisi kötülerin, üçüncüsü kötülüğün yayılmasını isteyenlerin başına. Birinciler hariç, son ikisi bu elma ile zehirlense desem o zaman cenneti dünyada istemiş ve haddi aşmış olurum değil mi? Dünya kurulalı beri iyiler ve kötüler hep oldu, hep olacak biliyorum. İçimi acıtan gerçekleri, bir kez daha belleğimin gün yüzüne çıkmasına neden olan nefsim, nefsimi körükleyen şeytan, biliyorum. Üzülüyorum insanca ama çaresiz olmadığımı çok iyi bilmenin kuvveti ile yönümü Allah’a dönüyorum. Dua frekansında kalıp o en özel anı yakalamaya gayret ediyorum.
Ne olur şu andan itibaren tatil planları, düğün, bayram, gezi, üniversite, kariyer, davet, yarışma, v.b gibi dünya zevklerine yatırım yapmaktan çok daha fazlasını, ahiret için yapsak. İçimizdeki kötülüğe teşvik eden sinsi şeytana değil vicdanın müşfik ellerine bıraksak merkezi kontrol sistemimizi. Nefsimiz doludizgin koşmaktan yorulmadan, dünya adına ve yaşlanıp iş işten geçmeden, bir yatağa hareketsiz mahkûm olmadan ya da ansızın ölümle burun buruna gelmeden, artık kendi varoluşuna adasa kendini, hepimiz…
Başkalarının ne yaptığı ya da ne yapmadığından çok kendi yaptıklarımızı gözden geçirip kötülük adına ne varsa listeden silmek için çabalasak. Bugün farklı bir ben olma yolunda, bir adım atsak. Öldüğümüz gün, en büyük ödülü yani cenneti kazandığımız gün olsa. Kötülerle yollarımızı bu dünyada ayırmanın hazzını, tüm hücrelerimizde hissetsek. Herkese söz geçirme çabamızı bırakıp kendi cennetimizin kaskosunu kendi irademizle imzalasak. Kaybetmeye değil, kazanmaya ayarlasak tüm gayretimizi. İyilerden olup iyilerle haşrolsak.
Ne güzel olurdu değil mi? Öyleyse bugün kendinize bir hediye alın, Adı Kur’ân olsun. Çünkü bilin ki o, iyilerin kitabı! En iyinin, tüm iyilere çağlar öncesinden gönderdiği hediyedir o. İyilerin destansı kıssaları sizi tutuştursun.
Kötülerin kötülüklerinin nasılını, niçinini, iyilerin asil mücadelesini ve zafere giden yolun kilometre taşlarını bir bir yüreğinize koyun. Asrın bir iyisinin de siz olduğunuzu ispatlamanın en iyi yolunu bulmak için yorulun. En az kötüler kadar yorulmuyorsak iyiyim demeye utanmayı bilenlere, kardeşçe bir tavsiye.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Düşünmatik 2
Düşünmatik-2
Dedi: Dünyada yol nasıl alınır?
Dedim: Yürekle.
Dedi: Peki yürek ne ile çalışır?
Dedim: İmanla.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Düşünmatik 1
Düşünmatik-1
Dedi: Kimden vefa umulur?
Dedim: Ahde Vefası olandan.
(Ruhlar Alemi’nde Rabbine verdiği sözde durandan.)
Dedi: Öyle ise ne yapmalıyım?
Dedim: Yüreğini yormamalı, yoran olmamalısın!
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Duygulu Olun Duygusal Değil!
DUYGULU OLUN, DUYGUSAL DEĞİL!
Duygu; olay, insan, eşya, zaman, mekân kıskacında insanı boğan, üzen, yıpratan olmakla birlikte; diğer yandan ayaklarını yerden kesen, nefes aldıran, kanatlandıran, coşturan hisler demetidir. Her şeyde dengeye davet eden Rahmân, bu konuda da bizi duyguları muhafaza etmeye, beslemeye, ifade etmeye, dindirmeye davet ederken; abartmaya, kaptırmaya, azdırmaya izin vermediği gibi ezdirmeye, incitmeye, bastırmaya, yok saymaya da izin vermiyor.
Sevmeliyiz; O’nun sev dediklerini. Ölçüsünce sevmeliyiz. Bir gün düşman olabileceğimiz ihtimalini hiç hatırdan çıkarmadan. Ama en çok O’nu sevmeliyiz. Çünkü Allah kıskançtır. Kulunun kendinden çok hiçbir şeyi sevmesini, önemsemesini onaylamaz. Yerine kimsenin konulmasını affetmez. Çünkü insanın aklı nispetince algılayamayacağı kadar nedeni vardır. İspata da gerek yoktur. O vardır ve kudreti sınırsızdır. Varlığı ispat gerektirmeyecek kadar aşikârdır.
Korkmalıyız. En çok O’ndan. Ama azap etmesinden daha çok, rızasını kaybetmekten korkmalıyız. O azap etmez ki, hak etmeyene. Hak edene hakkını ödetmenin bir şeklidir cehennem. Bir nevi arındırma ünitesi desek, yanlış değerlendirmiş olmam diye umuyorum.
Zatından başka hiçbir şeyden korkmamayı öğrenmeli, kendimizi olgunlaştırmalıyız.
Öfkelenmeliyiz! Allah’a Rasûlü’ne, dinimize, Kitab’ımıza, düşmanımıza (Allah’ın düşmanları), kardeşimizin hakkını gasp edene fakat öfkelenmemeliyiz nefsimizi ezene, hakaret edene, üzene, zulmetmediği sürece eliyle. Yani sözlü saldırıya selam deyip geçmeli, güreşte yenen yiğit gibi şeytanın başımızı kaldırıp burnumuzu havaya dikmesin, öfke anında yumuşak başlılığımızla gücümüzü göstererek, izin vermemeliyiz.
Acıları merhem yapıp yaralarımıza sürmeli, bir delikten bir daha ısırılmamak için eğri oturmayı bilmeli, doğru eylemlerde, doğrularla beraberken başımıza gelenlere Rahmân için, Rahmân’ı yardımcı seçerek sabretmeli, elimizle işlediklerimiz yüzündense af şurubunu gece gündüz içip bir saniye bile gecikmeden amel defterimizi temizlemeliyiz. Acıtmamalıyız kimseyi ki, acıtılan hücrelerimiz, nefesimiz, sesimiz, gözyaşlarımız şahitlerimiz olarak mahkemede sunsunlar delillerini. Beraatımıza tanık olsunlar.
Heyecanlanmamalıyız elbette haddinden fazla hiçbir şey için! Ama O’nun kitabını okuyunca, Rasûlü’ne uymanın tatlı telaşını hep ciğerlerimize aldığımız hava ile dinginleştirmeli, besmeleli eylemlerimizi; şeytani ve nefsi tuzaklardan koruyup amel defterimize bir bonzai tohumu gibi ekmeli, Azrail gelip canımızı istediğinde; Allah’ın emri Rasûl’ün kavli ile almana gerek kalmadan, “Ben zaten verip Rabbimden ücretsiz aldığımı, paha biçilmez rızası için satmaya hazırdım!” deyip; belki bir yatakta, belki masa başında, belki tebliğ anında, belki direksiyon başı, belki seccade üzeri, belki Kur’ân, belki dua, belki zikir, belki cihad meydanında ama O’nun zatına verdiğimiz sözü; “Evet, sen bizim Rabbimizsin!” nidasına ihanet etmediğimizi, Rabbimize belgelediğimizi onurla sunmalıyız. Kanımız akıp soluğumuz kesilip kalbimiz durduğunda yahut kansız bir şahadetse bekleyen bizi, ardımızda kalan ve cennette kanatlarımız olmasını istediğimiz yavrularımıza düşen, güzel bir sabır, sevinç gözyaşları ve varsa sevenlerimizden vasiyetimiz; biricik bayrağımız olan tevhid bayrağımızı, elden ele hiç düşürmeden, mahşere dek taşımaya devam etmeleridir.
İşte o zaman dünyada bulunmuş olmanın, bir yer tutmanın, bir çok şey tüketmiş ama bir o kadar da üretebilmiş olmanın hazzını duyar, elimiz boş geldiğimiz şu dünyadan, amellerimiz değil Rahmânın rahmeti sayesinde göçüp giderken, gözlerimizi huzurla kapatıp ardımızdan gelenlere, Allah’ın uğrunda dökülen ne bir yaş, ne bir ter, ne bir kanı zayi etmeyeceğini müjdeleyebilenlerden olmak isteriz.
İşte yaşıyorsak bunun için yaşamalı, bu aşk için ağlamalı, bu hülya ile gülmeli, bunun için dinlenmeli, bu rüya ile uyuduğumuz yerden, tutuşturan bir iman ile kalkmalı, artık sahte zevklerin, geçici hazların, müsvette insanların, göz boyayan tuzakların, yanından hızla seğirtip geçerek; mutluluğu, kalıcı huzuru, şahsiyetli insanları etrafımıza alıp âlemlerin Rabbinin stratejik planının biricik erleri olup iman meşalesini tutuşturalım.
Bu el, bu ayak, bu göz, bu kulak, bu dil ve bu dudak bu kalple harekete geçirildiği sürece, ve bu kalp Rabbim Allah dediği sürece, duygularımı ve düşüncelerimi, sözlerimi ve eylemlerimi, gecemi ve gündüzümü, yoluna adamak için bir can, bir kan, bir mal, o an ne gerekiyorsa varım diyenlerle sıramı bekliyorum.
Çölleşen kalplerimize Rahmet yağmurlarını yağdır Rabbim. Eriyen buzulların soğuk sularında kalplerimizi dondurma, ekvator sıcağında sellere kaptırma. Bizler çer çöp olmaktan, savrulup durmaktan yorulduk. Bizi tut, bizi durult, bizi huzuruna doğru yürüt.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Makalelerim
Sorunumuz Benlik Krizi!
‘Ben’ kelimesi size ne ifade ediyor?
‘Gerçek ben!’ ne istiyor?
Beninizin ne istediğini gerçekten biliyor musunuz?
‘Beninizi’ en son ne zaman dinlediniz?
Beninizi bu güne dek siz ne kadar ‘ezdiniz, üzdünüz’?
Buna zulüm denmez de ne denir?
Ya da haketmediği anlarda bile onu neden bu kadar pohpohladınız?
Sahi size bu ‘ben’ i kim verdi?
Vereni unutmanın verileni nasıl değersizleştirdiğini görmeyecek kadar kör, sağır ve kalpsiz değilseniz;
Sizleri ‘ben’likleriniz için kıyama davet ediyorum…
Yoksa siz, ben, biz, hepimiz, çer çöp olup yok olmayacağımıza ve tek başımıza ben adına yaptıklarımızın hesabını vermeye göçmekte olduğumuza göre,
Beni ve sizi ‘benliklerimize’ sahip çıkmaya davet ediyorum!
Ben de varım diyenlere
Tüm benliğimle selam ediyorum!
Ya Rahman ‘benlerimizi’ yalnız sana Kul eyle!
Amin.
Hatice Dilek Cengiz
- Published in Anasayfa, Dualarım, Makalelerim










