Huzur Psikolojisi

Huzur Psikolojisi

Ne acı, ne hastalık, ne sıkıntı
O ve bizin bağına zarar vermiyorsa,
Ne kaygı, ne korku, ne öfke
Ne umut, ne hayal, ne hasret,
Bizi O’ndan koparıp,
Onsuzluğun delhizlerine düşürmüyor,
Her sabah, her akșam, her mevsim yeniden,
En bașa dönebilir olmanın emniyeti,
Döndüğümüzde șefkatle, sevgiyle, yardımla,
Nice hoș nimetlerinin ruhumuzda, nefsimizde ve bedenimizde uyandırdığı coșkuyla,
Sana rağbetin kolaylaștırdıkları,
Seninle sabrın kazandırdıkları,
Senin varlığının içimizde yeșerttiği,
Yokedilemeyen huzuru eșliginde,
Sana seninle gelen tüm hakiki, samimi, gayretli,
Bir o kadar yorgun, bir o kadar yılgın, bir o kadar üzgün olabilitemize rağmen,
Pes etmeyișimize,
Eș koșmayıșımıza,
Tek yürek olma isteğimizi dipdiri tutușumuza vadettiklerin,
Bana, bize, hepimize
Bu günde,
Son günde,
O günde,
Hep yetecek Rabbim.
Sen varsın ya,
Ve bizi varederek
Șeref verdin ya,
Bu bize dopdolu yașamak,
Yüklerimizde imanın izzetini kușanarak,
Vaadlerine adanmamıza bir ömür yeter Rabbim.
Hatice Dilek Cengiz
26 Kasım 2023
13 Cemazi-el Evvel 1445

Şikayeti Kesin!

ŞİKÂYETİ KESİN!

Biraz edep ya hu! Yaz gelir sıcaktan, kış gelir soğuktan şikâyet ederiz. Biraz sıcak bassa, “ah biraz esse, yaprak kımıldamıyor” diyen bizler, rüzgâr esmeye başlasa bu kez de rüzgârla kavgaya gireriz. Hele yağmur dile gelse pek bir dertli. İyi ki insanın elinde değil doğanın ipleri. Biraz öfkelensek düşmanlarımızı yakar kavurur, kinlendi isek saçıp savurur, sözlerimizle ortama buz kestirir, küfürleri belki sağanak sağanak yağdırırız diye düşünüyorum. Nereden mi biliyorum bunları? Tecrübe desem inanır mısınız?

İyi ki rızık kapısı elimizde değil, kapıya geleni kovar, çelik kilit taktırır, kıyamet saatine kadar bencilce, yapayalnız tıkınırdık. Bize verilen onca nimete ihanet eder sonra da obez oldum der hayıflanır, bu kez de bunun için harcamaya sızlanırız. Hiç bıkmadık dırdırdan, vırvırdan, zırzırdan, gırgırdan, mırmırdan, hırhırdan… Ne zaman barış içinde, kardeşçe yaşayabilecek, “Hoş geldin. Gel, bu dünya sana da bana da yeter. Zaten ne sana ne bana kalacak” demeyi bilebilip başarabilip durumu kotarabileceğiz biliyor musunuz? Biz susup O ve elçisi konuştuğu zaman. Şikâyeti kesip şükrü artırdığımız, yerden ve gökten rızıklandırılmayı hak etmek için, edepsizliğin her türünden kaçıp edeple yoğrulduğumuz zaman. Edep ya hu! Edep ey kul!

Hatice Dilek Cengiz

Hüzün Bizim Zulüm Sizin İşiniz!

HÜZÜN BİZİM ZULÜM SİZİN İŞİNİZ!

Hüznü seviyorum!

Çok albenili,

Çok mütevazi,

Çok özel bir lezzet gizli içinde.

En şen, en görkemli, en güçlü olunduğu düşünülen anlarda bile

Dünyanın geçiciliğini,

Her an her şeyin değişebileceğini,

Bir bakış, bir söz, bir sitem, bir eylemin,

Nasıl her şeyi ama her şeyi değiştirebildiğini,

Kalmak mı gitmek mi,

Susmak mı konuşmak mı,

Devam mı tamam mı demeye bile kalmadan,

Sahnenin bir anda değişebilirliğini görmek, solumak, tatmak.

 

Burası dünya!

Burada her istediğim olmayacak!

Burada mahrum kaldıklarım,

Mahrum edilmekle tehdit edildiklerim,

Yahut mahvedilmek istenircesine bombardımana tutulduğum,

Gözümün dolduğu,

Gönlümün kor gibi yandığı,

Belimin kırılmış,

Elimin felç olmuş gibi katılaşıp kaldığı demlerde,

Ne kadar derin bir fayın kırıldığını,

Artık değil artçı,

Öncü deprem bile yaşamaktan nasıl yıldığımı,

Defalarca yaşamış olduğum depremleri hatırlamanın ağırlığı ile,

Hüznün eteklerinden tutup bürünüyorum.

Kimsenin bilmediği, görmediği, duymadığı bir kuytuya çekilmeyi,

O an en erdemli iş sayıyorum.

Ve işte hayat bu diyorum!

Ve asırlar öncesinde Rabbine kavuşan Peygamberime:

‘İstiyorum ya Rasul Allah! Dünya onların Ahiret bizim olsun!’ diyorum.

 

Kahkahalarla gülüp eğlenmektense,

Zulmedenlere ortak olup yürek dağlamaktansa,

Elinden gelmeyecek şeylerden dolayı bile sevdiklerimi suçlayıp,

Canını acıtmaktansa,

Poz vermek kadar kolay, söz vermektense,

Kıymetin kıymetini bilmemektense,

Ne istediğimi bilemediğimden, etrafımdakileri kahretmektense,

Anları, duyguları, ümitleri, ortak idealleri, başarılabilecekleri,

Bir çırpıda yok sayıvermektense.

Hüznü, hüzünlenmeyi,

Hüzünlü bir yüreği Rabbine döndürüp,

Hadi anlat,

Hadi söyle,

Hadi iste,

Sessiz sedasız,

Sadece O’ndan iste!

O seni tanıyor.

O seni biliyor.

Hele de O seni seviyor diyebiliyorsam.

Hüznü seviyorum kardeşler.

 

Bana ihanetleri, bana acıları, bana zulümleri,

Bana dünyayı küçük mü küçük gösteriyor.

Ve ben küçücük dünyam da,

Kocaman bir dünyayı kazanmanın umuduyla,

Tüm hatalarım, acziyetim ve istiğfarımla,

O’ndan ‘hüznümü satın almasını’,

Dünya ve ahiret afiyetini diliyorum.

Bizi güldüren ve ağlatan sensin Rabbim!

Razı olduklarınla ve razı olduklarına gülümsemeyi,

Razı oldukların için ve razı olduğun anlarda ağlamayı,

Bize öğretmeni diliyorum Rabbim.

Bize yaşamayı öğret!

Çünkü ben:

Yaşayan bir ölü olmak istemiyorum!

Amin!

Hatice Dilek Cengiz

‘Sarp Yokuş II’ adlı kitabından alıntıdır.

İnsanlığa Davet

İnsanlığa Davet

Yaşamakla, mış gibi yaşamak arasında ki farkın farkındalığına varmak bence KULLUK!

Mış gibi yapmaktan,
Mış gibi yapanlardan,
Mışcasına yapılanlardan,
Sana sığınırım Rabbim!

Adem gibi adamlara ve Havva gibi hanımlara selam olsun!

Ne Mutlu ben müslimlerdenim deyip,
Dosdoğru bir yol tutan,
Yolda kalan,
Yola çağıran,
Yolun Rabb’ine adananlara…

Yoldan çıkan,
Yolu satan,
Yolun Rabb’ine eş koşanlara ise veyl olsun!

Cennete doğmak,
Cehennemden azad olmak,
Samimiyetle İslâm olmaksa derdiniz,
Sizleri samimiyete davet ediyorum!

Önce siz tumturaklı olduğunu sandığınız tüm mazeretlerinizden kurtulun!

Yeter artık kendinizi ve kendiniz dışındakileri kandırmaya çalışmaktan da kurtulun!

İnsanlık adına bir sesleniş bu,
Tabi hala insanlığınız kaldıysa…
İnsanca yaşamaya rağbetiniz varsa!
Hatice Dilek Cengiz

Filistince Hayat

FİLİSTİNCE HAYAT

İnsanlığın dibe vurduğu bir asırda, bize hâlâ insan kalınabildiğini, kurtlar sofrasında kalsa da yıllardır, arzın Rabbine boyun eğen bir aslan rolünü kuşanınca, iradenin azimle zafere dönüşeceği güne dek, ormanın en ücra köşesinde bile tek yürek çarpan bir bedenin kalbi olma şerefini ve bu şerefi taşımanın izzetini, tüm ezilmiş, horlanmış, yakılmış, yıkılmış, katledilmiş, işkence edilmişliğine rağmen, damarlarında kan değil iman akan, ölüme bir yok oluş değil, gümrah toprağa bırakılan bir tohum gibi bir ölüp bin dirilen, insanlık silsilesinde ümmetin vefasını, istikrarını, yılmayışını, gözü kararan, gönlü taşlaşan, eli kanlanan, bir topluma karşı, ezelden ebede sürmekte olan bir hak-batıl mücadelesinde Peygamber’inin safında kalıp Peygamber katilleri ile yaptığı mücadelede, kadını, erkeği, ihtiyarı, çocuğuyla bizden öncekilerin neler çektiğini bize canlı şahitler olarak sunup imanın sözde değil, özle olacağını, eğer bir filmse hayat, en büyük ödüle layık bir filmde nasıl başrol alınacağını, tüm dünyaya bela olmuş, en azgın insan nesline karşı taşla bile mücadele edileceğini, tıpkı Hz. Muhammed gibi atılan toprakla nasıl gözleri kör olduysa Mekkeli azgın neslin, bu asırda da taşla kör edilebileceğini, daha gözlerini açarken veya emeklerken, buluğa bile ermeden ölecek çocuklar doğurmaya hazır bir anne, ekmeğini taştan değil, topraktan hatta magma kadar kızıla boyanmış kanlı bir topraktan, fabrikadan değil enkazdan çıkarmaya çalışırken, kanatlarını devasa açan ve tüm yetimleri kanatlarının altına almak ister gibi yavrusunu arkasına alarak saklamaya çalışırken, gözü önünde, canının canını teslim edişini ve daha gördüklerinin belleğini kapladığı anda canını evladının canına eş edip nasıl Rabbe şikâyet ettiğini ve “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?” sorusunu duyar, görür, anlar mısın ey insanlık? Sen bütün bunları seyrederken hâlâ insan mısın?

Ya sen ey Filistinli anne! Bize bu nasıl bir aşktır anlatır, öğretir, belletir misin? Evsiz, ocaksız, mutfaksız, fırınsız, kapsız nasıl yemek pişirilir? Nasıl karın doyurulur? Ne giyilir? Nasıl temizlenir? Nasıl uyunur, anlatır mısın? Biz klima serinliği ararken güneşin sıcağında, yüreğin sıcağı nasıl serinletilir? Biz sofralar donatıp tıkınamadığımızı dökerken, nasıl günlerce bir kuru ekmeğe talim edilir? Biz kırılmaktan, kaygıdan, korkudan, işten, aştan, eşten, güzellikten vazgeçemez, geyik muhabbetleriyle vakit öldürürken, barınaklarda, yastıksız, yorgansız nasıl uyunur? Tanklara karşı nasıl yürünür? Bir kuytu köşede narkozsuz, dikişsiz, neştersiz, ebesiz nasıl doğum yapılır? Yaralar pansumansız, ilaçsız nasıl sarılır, öğretir misin? Bir eş, bir evlat, anne-baba nasıl toprağa sessizce bırakılır ve sonra nasıl umutla, bitmeyen, solmayan, kırılmayan bir coşkuyla tekrar anne olunur? Dağların taşıyamadığı bir yükü bir insan nasıl taşır? Dile gel de söyle, anlat ki bilelim, bilmeden buluşursak mahşerî kalabalıkta, yüzüne bakacak yüzümüz, elinden tutacak elimiz yok, bizi gafletten çekip çıkar. Biz ümmet kadınları senden af dileriz!

Ya sen ey Filistinli baba! Senin hiç mi yıkılmaz, sarsılmaz bedenin? Sen; zevk, sefa, şehvet, para, spor, eğlence, kumar, içki nedir bilmez misin?

Ya politika, kavga, entrika, yalan, dalavere yazmaz mı senin kitabında? Sen bir dev misin ki, ümmetin bunca erkeği zevki sefasında lale devrini yaşarken, bir tek sen mi kaldın mazlumlar adına yumruğu havada sallamakla kalmayıp slogan atmakla avunmayan? İnternet karşısında cama yapışıp kalan bir sinek kadar aciz, hani İsteyen de aciz, istenen de” dediği gibi Rabbin, ham hayaller, kof bir hurma kütüğü misali liderler eşliğinde, uygun adım marş yürüyen onca müsvedde erkeğe, nasıl emanete ehil olunur, nasıl adam gibi adam yani Âdem olunur, öğretir misin?

Ve sen ey Filistinli genç, Filistinli çocuk, kundaktaki bebe! Sahi hiç beşik mevlütün oldu mu? Süslü yatakların, dolaplara sığmayan giysilerin, kırılıp yenisi alınan, oynanmayıp köşelere yığılan oyuncakların, hortlaklı, kurukafalı, iskeletli, vampirli tişörtlerin, yırtık pantolonların, küpelerin, hızmaların, makyaj çantan, manikürün, pedikürün, perçemlerin, takımın, ya face’in var mı senin? Bana da son video kaydını gönderir misin? Ya arkadaş listeni, en son chatte ne yazdığını? Kimi dinlerken uykuya daldığını? Kimin aşkı ile yandığını, bana izah edebilir misin? Bileyim! Genç olmanın, ergen, çocuk ve bebek olmanın Filistincesini tarif eder misin? Söz senin! Eylem senin! Dava ise hepimizin. “Sen mazlumsun,” bize dua et. Dua et ki dirilelim, şükür ki henüz ölmedik! Lailahe illallah diyerek, iman üzere ölebilelim!

Hatice Dilek Cengiz

Bu Yürekçe

Bu Yürekçe
Kazanmak için kendimizi tutmamız
Kaybetmek içinse sadece kendimizi bırakmamız yeterlidir.
Öyle ise kendimizi tutma vakti gelmedi mi?
Geldi diyen yüreklere, bu yürekten selam olsun.
11.06.2023
22 Zilkade 1444
Hatice Dilek Cengiz

Bir Ramazan Duası

Bir Ramazan Duası

Ya Mucib
Dualarımızın kabulüne engel olan hangi inanç,düşünce, duygu, eylem ise bize buldur ki
Senin gani gani rahmetine susadığımız demlerde, kavrulan yüreklerimiz felaha kavuşsun.

Adaklarımızın kabulüne engel ne kusurumuz varsa bize buldur ki Habil’in soyu olmakla şereflenelim.

Adanmamızın önünde ki engeller nelerse bize tanıt, bize buldur, bizi kurtar ki
huzuruna onurlu bir dik duruş sergileyen Has Kullarınla gelebilelim.

Derman gerektiren tüm dertlerimizde Velimiz, Kefilimiz, Vekilimiz ol.

Girince hayrı getiren,
Verince gönlü șenlendiren,
Sevince değil insanın, hayvanın ve eşyanın bile yüzünü güldüren insan olabilmeyi,
bana, neslime ve seni görüp konuşabilmeyi dileyen ümmetin her ferdine ihsan et Ey Vacid olan Rabbim.

13 Nisan 2023
22 Ramazan 1444
Hatice Dilek Cengiz

Düşünmatik-34

Düşünmatik-34
Dedi: ‘Ne istiyorum ben’ diye sordun mu hiç kendine?
Dedim: Niye sorayım ki? Hem sorsam ne değişecek?
Dedi: Yani ben bile beni adamakıllı dinlemek istemiyorum mu diyorsun?
Dedim: Nasıl yani?
Dedi: Her insanın gün içinde pek çok şeye ihtiyacı var doğru. Fakat en fazla kendimizi dinlemeye, kendimizi yoklamaya, kendimizi anlamaya, kendimizle barışık kalabilme ye ihtiyacımız var kanımca.
Dedim: Bütün bunlar nasıl ve ne şekilde başarılabilir ki?
Dedi: Yalnız kalabildigimiz her yer ve zaman bunun için bulunmaz fırsat aslında.
Dedim: Diyelim ki kaldım. Ne yapmalıyım yani?
Dedi: Düşünmeli, sentezlemeli, deneyimlerini değerlendirip sonuca bağlamalı, huzur hissettiren kararları ‘kıymetliler arşivinde’ saklamalı, süreçte olanlar için sabırla yol alacak bir bilinci inşa ederken pes etmediğin için kendini kutlamalı, yorulan, yıpranan, sancıyan yanlarına dua merhemi sürüp, emanetine gözünün nuru muamelesi yapıp, içinden çıkamadıklarını, bir bilenle istişare edilecekler listesine alıp, aktif tarama ile hep içini kontrolden geçirip, benliğini zehirleyecek hiçbir virüsü belleğine sokmamalısın.
Dedim: Zor bu dedikleriniz hem de çok zor. Zaman, emek, istek, azim daha önemlisi saflaşmak isteyen tertemiz bir yürek ister.
Dedi: O hepimizde var aslında. Sadece saflaştırılmayı bekliyor kendimiz tarafından, o kadar.
4 Nisan 2023
13 Ramazan 1444
Hatice Dilek Cengiz

Dağların Taşıyamadığını Taşımak

DAĞLARIN TAŞIYAMADIĞINI TAŞIMAK!

Bunun için cansız değil, canlı olmak gerek kardeşler.

Bunun için sıradan değil sıra dışı olmayı bilmek,

Bilmekle kalmayıp irkilip kendimize gelmek,

Ne olmuştu? Nasıl olmuştu?Peki neden?

Diyebilmek gerek.

Çok soru sormak gerek nefse ve çok cevap almak gerek yürekten.

Çok dinlemiş olmak gerek her hikmetli sesi,

Çok uzak durmak gerek zilletten ve şirretten.

Durmak gerek!

Dimdik kale gibi ayakta.

Gerekirse günlerce susmak ama vazgeçmemek,

Ama pes etmemek gerek.

Hamdım piştim diyebilmek için, ateşle dağlanılan anlarda,

Sukutun serinliğinde, imanla yanmak gerek.

Anmak gerek her an, her yerde O’nu!

Safiyane bir dille içten kopup gelenleri,

Gözyaşları ile paketleyip zatına sunmak gerek.

Göze yaş, dile dua, kalbe sızı getirenleri,

Bir bir saymak, dökmek gerek secdeye.

Sormak gerek bilenler üstü bilene,

Kişiye özel cevapların şifrelerini çözmek için,

Kapanmak gerek kitaba,

Ve açılmak gerek kitapla.

Fezaya çıkmış gibi, sanki konuşmuş gibi,

Sanki ölmek üzere olduğunu anlamış gibi af dilemek gerek.

Af Rabbim Af! diyerek

Gereği gibi kul olamadığımızı itiraf etmek gerek.

Affedilmek umudunu diri tutmakla birlikte,

Fırtına da sallanan tek kişilik kayığımızda, batıp gidenlerden olmamak için,

Küreklere çok sıkı asılmak gerek.

İzlendiğimizi, dinlendiğimizi, çok sevdiğimizi ispatlamak için,

Elimizin erdiğini,

Dilimizin döndüğünü,

Gücümüzün yettiğini yükleyen bir Rabbe kul olmanın ferahlığını,

Tüm benliğimize içirmek gerek.

Susayan, acıkan, korkan, arzulayan,yorulan, bıkan nefsin kangren olmuş uzuvlarını,

Bir kartal kararlığıyla koparmak, kesmek, budamak gerek.

Ve sonra yükseklere yükselmek için,

Yüksek idealleri kuşanmak,

Takva azığı gagamızda,

Sabır zırhı pençemizde,

Parıldayan yepyeni tüylerimizle yükselmek,

Yükselmeye niyetlenmek,

Rüzgarı ardımıza,

Yağmuru mataramıza,

Kardeşlerimizi etrafımıza toplayıp,

Ben geldim diyebilecek cesareti göstermek için,

Bu dünyanın albenisine gözünü yummak,

Ufka hipnozlanıp,

Kanat çırpmak gerek.

Acı mı? Olmak zorunda,

Hüzün mü? Benim süsüm,

Tevekkül mü? Demirbaşım,

İman mı? Yol arkadaşım demek,

Dağları un ufak eden doğrularla,

Damarımıza kan, dilimize ferman,gözümüze nur, kalbimize sürur yükleyip,

Dingin, emin, halim ve cesur olmayı kanatlarımızda toplamam gerek.

İşte ancak o zaman,

Kolayı kolay olan kitabımızdan öğrenip,

Hayırlı işlerde aceleyi,

Zor işlerde pes etmemeyi,

Zorun zorluğu haram oluşundan mı yoksa deyip,

Helali haramdan ayırt etmeyi,

Çok ama çok iyi başarmak gerek.

Niye mi?

Salih amel işleyenler ancak kanat çırpmış olacak,

Ve sonra cennette Hüdhüd’le buluşacak,

Kusva ile dertleşecek,

Kıtmir’le sohbet edebilecekte ondan.

İnsanlık ailesi adına insanca eylemlerde bulunmadığımızda,

Bir kuş, bir deve, bir köpek bile hayvanlık yarışında ipi göğüslemişken,

Ben niye, neden, nasıl başaramam dememiz gerekmez mi?

Ve bu halden imtina edip,

‘Tamam yeter artık!

Ey şeytan ve ey nefis düş yakamdan!’ diyebilip,

Hep birlikte kanat çırpmayı istiyorum,

Vakit şimdi!

Mevsim Sonbahar!

Ümmetçe Rabbimize göçelim mi?

Hatice Dilek Cengiz

Düşünmatik-33

Düşünmatik-33
Dedi: Yaşadıklarımız bizi nasıl ve ne şekilde etkiliyor düşünüyor musun hiç?
Dedim: Zaman zaman yaşadıklarımı düşünüyorum fakat ne hale geldiğimi çokta düşündüğümü söyleyemem.
Dedi: İyi ama biz bile bizdeki değişim, gelişim veya yozlaşmaya lakayt kalırsak, nasıl her geçen günde, inancı,umudu,onuru,huzuru, afiyeti dipdiri tutabiliriz ki?
Dedim: Bu saydıklarınız için ferdi çabamın yeteceğini düşünmediğimden sanırım. Sanki ne yaparsam yapayım, birşeyler değişmiyor veya değişmeyecek gibi geliyor bana.
Dedi: Öyle düşünenlerin sonu hiç hayırlı bitmiyor. Katılmıyorum fikrine.
Dedim: Ne kadar az şeyin bana ya da size bağlı olduğunu farketmiyor musunuz?
Dedi: Bu bence ne istediğimize, niçin istediğimize ve nasıl istediğimize bağlı olarak değişir.
Dedi: Nasıl yani?
Dedi: Şahsen ben yaşadıklarımın ellerimin ektiği tohumların mahsulü olduğunu bilince,ne ektiğime, nereye ektiğime,ne zaman ektiğime,ne kadar ektiğime bakarak sonucu kestirebiliyorum. Fakat beni aşan bir sebep şartları ve neticeyi değiștirdi ise ‘Ben bana düşeni yapmıştım.’ Diyebiliyorsam, yani vicdanım rahatsa, bunu ilahi huzura çıktığımdada aynı içtenlik ve rahatlıkla Rabbime söyleyebileceğime inanıyorsam, en kötü gece veya günü bile sükûnetle geçirip, mutmain durușumu korumayı başardığım için, kendimi içten içe tebrik edebiliyorum.
Dedim: Doğru.İnsan bunu başarabilirse, elbette sükûn bulur yüreğinde.
Dedi: Başarmak elimizde kardeşim. Başarmak, istediklerimizin olması değil. Hakkımızda hayırlı olanı istemekteki gayretimiz ve sonuca teslimiyetimiz. İşte gerçek başarı bu. Yeter ki biz O’nu ve biz bizi, hiçbir zaman terketmeyelim. Biz O’na ya da bizbize küsmeyelim.
23 Ocak 2023
3 Șaban 1444
Hatice Dilek Cengiz