Küçük Adam Yetiştirmek

/ / Makalelerim

KÜÇÜK ADAM YETİŞTİRMEK

 

Daha bebek olarak, anne karnında iken başlayın onunla hayata. Daha orada sevin onu, sevdiğinizi hissedin, hormonlarınızla ona ilk sevgi, şefkat mesajınızı gönderin. Hep doğru şeylerle besleyin bedeninizi, dinlendirin Kur’ân’la gönlünüzü, doğru şeylere emek harcayıp hazırlanın. Adam gibi yetiştirmeye aday olduysanız, boş durmayın.

Kundağa belediğiniz yavrunuz, yattığı odanın süsünü, ona gelen hediyeleri, alınanları, verilenleri bilmez. Fakat günde kaç kez dokunuşlarınızdaki merhameti, gülüşünüzdeki samimiyeti, sesinizdeki hürmeti en kalbî bağlarla hisseder aslında. Ağladığında bağrınıza basmanız, çöle inen su misali, yıkar içindeki kaygıları, korkuları, yatıştırır yüreğini.

Kirlettiğinde altını pişmeden almanız, gücü yetmediğinde hep yanında olup desteklemeniz, yapamadığını yapacağınızı belleğine yerleştirir. Okuyamazken ona okumanız, konuşamazken ona anlatmanız, yürüyemezken taşımanız, uyuyamazken ninni söylemeniz, acıkınca ılık sütünüzü vermeniz, size olan güvenini pekiştirir.

İlk adımlarda elinden tutmanız, ilk lokmasında kaşığı uzatmanız, ilk koşup düştüğünde kaldırmanız, ilk anlamlı sesinde coşku ile şükredip alkışlamanız, kucağınıza alıp havalara fırlatmanız, ilk resmine birlikte bakarken geleceğin güzel hayallerini kurmanız, ilk gözyaşının gerçek bir hayal kırıklığında aktığı anda başını okşayıp göz bebeklerine ilgi ile bakıp “Sen küçük insan, büyüyorsun, bunlar hayat merdivenleri, yılmadan çıkacaksın. Düşsen de kalkacaksın” demeniz ne kadar anlamlı, bir bilseniz.

Sonra ona “Geriye dönüp bakmadan sarp yokuşa sardıkça, gerçek dostunun Rabbin olduğunu hiç unutmadan, her adımı titremeden atacak, güle uzanan eline dikenin de batacağını öğrenecek, tedbirli yaşamanın fevkine varıp hayatı kolaylaştırmak için kafa yoracaksın ki, yarın yorgunluğun, üzüntünün eserinin bile bulunmadığı mutluluk ülkesinde, kim bilir belki bir ümit peygamberlere komşu olacaksın” diyebilmek için önce siz dediklerinizi yapmalısınız.

Sadece cüssesini artırmak değil hedefim dercesine, market mutfak arası mekik dokuyanlara inat, ibadethanelere, kitapevlerine, kütüphanelere taşıyıp boyunca ilmi olması için aklını kullanmayı, asıl akıllının, akıllıların aklından da faydalanma akıllılığını göstereceğini öğretip temiz, hoş ve yerli yerinde giyinmeyi, kuşanmayı, bal arılarını çeken bir çiçek kadar alımlı fakat edepli olmayı hem kızına hem oğluna öğreteceksin ki, testiyi kırmadan zaman-zemin eğitimi verip acele etmenin ecele gitmek olacağını en çarpıcı örneklerle öğretip bilmiyorduma fırsat vermeyeceksiniz.

Kendi vermeniz gereken eğitimin temelini bile sağlam atmamışken ve hayatta tsunami, deprem, sel ne tür afetle karşılaşırsa karşılaşsın, en azından elinden geleni yapsın diyorsan, siz önce yükünüzü başkasına atmadan emek, zaman ve can harcayarak, emaneti, büluğa kadar Âdem olmaya hazırlayacaksınız. Yoksa evlerimiz şeytanlaşmış insan yetiştiriyor. Şükür ki Allah hesap sormuyor ergenlik öncesi ona; biz anne-babalar ise, büluğa erdikten sonra güvercin değil karga beslediğimizi fark ediyor ve bülbül olmasını beklerken, karga gibi sesler çıkaran, aslanlar gibi kükreyen, çita gibi gece-gündüz evden kaçan, leylek gibi lak lak yapan, ağustos böceği gibi eğlenceye dalan, ayı gibi inine girip sizin girmenize izin vermeme küstahlığını gösteren, yılan gibi sivri dişlerini yüreğinize takıp akrep gibi zehirleyen evlatlarla yaşıyoruz bir ömür.

Peki, söyleyin, düşünün ve ağlayın bakalım. “Gerçekten besmele ile Allah’a adamak istedim, O’nun istediği şekilde yetiştirdim” diyememek, ergenliğe geçerken “İşte benim yetiştirdiğim neferim!” diye gösterememek kimin suçu?

Hâlâ “Benim değil” diyenleri vicdanları ile baş başa bırakıyor, hatasını anlayıp “Şimdi ne olacak?” diyenleri ise Kur’ân metodu ile aydınlanmaya, mazereti bırakıp sorumluluk bilincini kuşanmaya davet ediyorum!

Hatice Dilek Cengiz

‘Sarp Yokuş ‘ Kitabından Alıntıdır