Has Kullar

/ / Makalelerim

Has Kullar

100- Rabbinden başkasını Rab edinmez. Eğitimini, öğretimini, yolunu, yöntemini, seçimini, duruşunu, zevklerini, alışkanlıklarını, eğlence yöntemlerini, giyinişini, değerlerini, gününü, geleceğini, kariyerini, eşine ve evladına dair planlarını, insan ilişkilerini, gönül ilişkilerini, dostunu, düşmanını, işini, aşını, evini Rabbinin kitabındaki öğretilerine göre düzenler. Hedefi her zaman kitabını yaşamak, kitapla yaşamak, kitabına davet edip, yüreğinde tattığı manevi hazları, başkaları da tatsın için uğraşmaktır.

 

101- Rahman’dan başkasına ya da başkalarına, Rabbi gibi taparcasına seven, peşinden koşan, hayranlık duyan, koşulsuz teslim olan, kanan, inanan, menfaat umanların, gün gelip;
– Cezalandırılacağını
– Terkedileceğini
– Kullanılacağını
– Canına kastedeceğini veya kastedileceğini
– Sömürüleceğini
– Harcanacağını
– Faili meçhule gidebileceğini
– Kınanacağını
– İtibar ve şerefini kaybedeceğini
– Eşinden, işinden, yerinden, yurdundan edilebileceğini
– İşkence görebileceğini
ve bütün bunların sonunda Rabbine sırt çevirip, batıla dost olmaya çalıştığı için, Ahiretini de kaybedeceğini bilir. Oysa tüm bunları ( yukarı da madde madde sayılan zulümleri ) Rabbini dost edindiği ve Rabbim Allah’tır dediği için yaşayacak ya da yaşatılacak olursa; Alemlerin Rabbinin Onu hesapsız rızıklandıracağının farkındadır. Bu da onu inanılmaz umutlu ve güçlü kılar.
102- Anne ve babasına iyi davranır. Biri ya da ikisi onun yanında yaşlanırlarsa, onlara ‘of’ bile demez. Onları azarlamaz, aşağılamaz, ezmez, üzmez. Daima tatlı dille konuşur. Gönüllerini alır. Şefkatli ve saygılı davranır. Onlara dua eder.

 

103- Allah’ın kalplerin özünü çok iyi bildiğini bilir. Eğer kişi gerçekten iyi olmaya gayret ediyorsa. Rabbinin onun geçmişte yaptıklarını bağışlayacağını bilir. Bu nedenle dedikodu yapmaz. Kimsenin geçmişini, gizlisini, ayıbını araştırmaz. Kendisi de yaptığı hatalar yüzünden Rabbinden uzaklaşmaz. Kendisini, mükemmel, çok iyi, çok övülen biri olmadığı için günah batağına atmaz. Aksine arınmanın içerde başlayabilmesi için tevbe ve secdelerini arttırır. Zamanla İslam’ın ona izzet kazandırdığını göreceği ana dek, hayırlı işler yapmaya devam eder.
104- Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını verir. Fakat yarın bir gün kendini zor duruma sokacak kadar değil. Gereksizden gerekliyi çok iyi ayırt edebilir. Bu kişilere Allah ‘ver’ dediği için verir. Mecbur bırakıldığı, mahcup olduğu, cemaat, grup yahut birileri istediği, emrettiği, otomatiğe bağladığı için değil.
105- Rahman’ın katında ‘Şeytanın dostu’ olarak anılmamak için;
– Zamanını
– Sağlığını
– Malını
– Duygularını
– Değerlerini
– Dostlarıyla olan kaliteli ilişkisini
– İlmini
– Yeteneklerini
– Gücünü
– Kapasitesini
– Konumunu
– Yetkisini
– Yaşını
– İmkanlarını
– Fırsatlarını
– İş imkanını
– Çalışanlarının hakkını
– Aile ve akrabalarının haklarını
– Kamunun malını ( Halkın)
israf etmez

 

106-Kendisinden bir şey istendiğinde veremiyorsa yahut yapamayacaksa, kaba ve kırıcı olmayan bir dille, gerekli açıklamayı yapar. Gönül alıcı konuşur. Ne cimridir ne de müsrif. Her ikisinin de dengesizlik olduğunu bilir. Kınanacak hale düşmemeye çalışır. Yanılır, unutur, hızlı karar aldığı için, nefsinin yahut şeytanın tuzaklarına düşerse, hatasında ısrar etmeyip, tevbe eder ve davranışlarını gözden geçirir. Doğruyu dosdoğru yaşamak için, Rahman’ın ipine sımsıkı sarılır. Rabbinin dilediğini bol, dilediğini az vermekle sınadığını hiç bir zaman unutmaz. Rızık konusunda elinden geleni yapmakla kalmayıp, tembellik, gaflet, ihmal, savurganlık, cesaretsizlik, ehliyetsizlik gibi hatalar yapmadığı gibi yapılmasına da izin vermediği için içi rahattır.
107-Fakirlik korkusu ile çocuklarını öldürmez. Özellikle kız çocuklarının ve tabi erkek çocukların zulüm görmesine, bulunduğu hiç bir ortamda izin vermez. Bunun farklı şekillerinin olduğunu bilir şöyle ki:
1- Bebeğin anne karnından kürtajla alınması
2- Kadın ve erkeğin kasten kısırlaştırılması( Sağlık yönünden hiç bir tehlike söz konusu olmadığı halde)
3- Hamileliği bitirip, düşüğe sebep olacak yöntemler kullanılması
4- Hamileliği engelleyen yöntemler kullanılması ( Erkeğin tedbir alması gibi meşru olanların dışında)
5- Anne baba olma sorumluluğundan kaçarak hiç evlat istememe
6- Mekke müşriklerini aratmayacak şekillerde ve yöntemlerle, doğumdan sonra bebeği bir şekilde öldürme yahut ölüme terk etme
7- Kız çocuklarını yok sayma veya sayarcasına muamelede bulunma, bulunanlara destek verme
8-Kız ya da erkek çocuklarını: ‘Para kazanda nerde, nasıl, kimlerle olursa olsun!’ diyerek
haram iş alanlarında, meslek dallarında çalışmaya zorlama veya çalışmak zorunda bırakılma. Böylece de onların kendi elleriyle manen ölümlerine sebep olma.
Yukarıda sayılan tüm bu fillerden uzak durur ve bu fiillerin faillerini de Kıyamet Gününün dehşeti ile uyarır. Bilir ki Allah o gün, kimin hangi suçtan öldürüldüğünün tek tek hesabını soracaktır. Çünkü çocuklarını öldürmek Allah katında büyük günahtır.
108- Zinanın her türünden uzak durur. Bataklık bilenler iyi bilir ki, bataklığın etrafı da kendisi kadar tehlikelidir. Bu nedenle hiç bir göze, gözünü parlatarak bakmaz. Hiçbir gönlü avlamaya çalışmaz. Hiçbir yüreği yakmaz. Yürüyüşü, bakışı, oturuşu, kalkışı, konuşması, kullandığı kelimeler, Allah’ın duyup gördüğünü bilen insan olduğunu gösterir kalitededir. Gizli ya da açıkta aynı kimlik ve kişiliği sergiler. Sanal ya da gerçek ayrımı yapılmadan her anının kayıtta olduğunun şuurundadır. Evlenmeyi düşündüğü kişiye bunu yolu yöntemi ile iletir. Evlilik öncesi her türlü yakınlaşmadan uzak durur. Hem kendi hem de eş adayının izzet ve şerefini korur. Müminin mümine helal olması için nikâhın şart olduğunu bilir. Allah’ın hükümlerini oyun ve eğlence konusu edinmez. Nikâhın ve eşin hakkı neyse hakkıyla verir. Bu konuda keyfi davranışlardan uzak durur.

 

109- Haksız yere kimseyi öldürmez. Kuran hukukunu çok iyi bilir. Yahut bir bilene sorar. Hakkın ne olduğunu Hak dışında kimsenin bilemeyeceğini bilecek kadar akıllıdır. Her gördüğü sakallıyı dedesi, her gördüğü cübbeliyi âlim, her gördüğü insan suretliyi insan saymadan önce test eder. Kuran dede, alim, insan diyorsa o zaman; dedeye dede, alime alim, insana insanca muamele eder. Kimseye haksızlık etmediği gibi kimsenin hakkını yemesine de izin vermez.
110- Ergenliğe ermemiş yetimlerin sorumluluğunu almayı kabul edip, velisi olduysa, onların haklarını ergen oldukları ana kadar korur. Miraslarına, paralarına, canlarına ve psikolojilerine zarar verecek hiç bir eylem ya da söylemde bulunmaz. Eğer onların paralarına ihtiyaç duyarsa, bunu sadece onların ihtiyacı için kullanır. Sadece yetim değil hiçbir zayıfın hakkını gasp etmez.
111- Ölçtüğünde tam ölçer. Tarttığın da tam tartar. Kendisine yapılmasını istemediği hiç bir şeyi, hiç kimseye yapmaz. Torpil yapmaz Torpil beklemez. Taraf tutmaz. Kılı kırk yararak hak ve hukuku korur. Kimseyi oyalamaz. Kimseyi geçiştirmez. Kimseye özerk davranmaz. Kimsenin hakkını yemez. Kimseye de hakkını yedirmez. Ne kaybeder, ne kaybettirir. Doğru bilgi, doğru yöntem, doğru sistem, doğru plan, doğru alet, doğru kişi, doğru yer ve doğru zaman ile doğruların gün yüzüne çıkacağını bildiğinden, asla hainlik yapmaz. Yapılmasına ortak olmaz. Göz yumarak veya susarak kötülüğe sessiz kalmaz.

 

112- Bilmediği şeyin ardına düşmez. Bu ister bir şahıs, ister bir kurum, ister bir iş, ister bir söz, ister bir onay, ister bir bilgi olsun, daima dikkatle doğruluğunu, kesinliğini, eminliğini, geçerliliğini, hukuksallığını, dürüstlüğünü, gerekliliğini, bağlayıcılığını sorgulamadan prim vermez. Kısaca ahmak değildir külyutmaz. Zalim değildir kül yutturmaz. Berduş değildir sorumluluk aldıysa hakkını verir. Gamsız değildir kimseye gam olacak işlere bulaşmaz. Bilir ki gözünü, kulağını, kalbini ortak ettiği her iş ve oluşumdan mahşerde sorumlu tutulacaktır.
113- Yeryüzünde kibirle yürümez. ‘ Ben geliyorum, ben geldim, gelirsem yakarım!’ tarzı seviyesizlikler onun tarzı yahut tavrı olamaz. Yeri yaramıyacağını bildiği gibi, boyca dağlara da ulaşamayacağının farkındadır. Var olan güzel hasletlerini güzellikler devşirmekte kullanmazsa, aslında kendine yazık etmiş olacağının bilincindedir.
114- Hayatında; karar verme, itaat etme, korkma, sayma, isteme, yalvarıp yakarma, medet umma gibi konularda Rabbi dışında kimseyi takmaz. Kimseden emir almaz. Kimseye boyun eğmez. Yalnız Rabbine davet edene itaat eder. Kimseye yaranmaya çalışmaz. Kimseden Rabbi kadar korkmaz. Kimseyi Rabbi kadar sevmez. Kısaca kimsenin onda ki yeri, hatrı, hakkı, Rabbi kadar olamaz. Eğer bu hataları yaparsa kınanmış ve huzurdan kovulmuşlarla Cehenneme gireceğini bilir.

 

115-Yeniden dirilmeye yani ahirete inanmayanların alaylarını ciddiye almaz. Yaratılışa inanıp, dirilişe inanmayışlarındaki tutarsızlığı görür. Bu gibilerin doğru diye savunduklarını, Kuran süzgecinden geçirip değerlendirmeden uygulamaya kalkmaz. Kimin neye, ne kadar değer verdiğini bilir. İnsanları değerleri ile değerlendirecek kadar akıllıdır. Değersiz şeyleri yücelten insanlara, yüreğinde değer vermez.
116-Şeytanın insanların arasını bozmak için, birbirlerine kötü kelimeler kullanmaya teşvik ettiğini bilir. Öfkeli, gergin, depresif, kaygılı, üzgün, yorgun, bıkkın, hasta olduğu anlarda dilini tutar. O anlar geçene dek sabreder. Pişman olacağı, özür dilemesini gerektirecek, kendisine söylenmesine tahammül edemeyeceği şeyleri kimseye söylemez. Rabbine olan saygı ve hürmetinden, her an insanca ve kulca davranmak için gayret eder.
117-Kimsenin vekili olmadığını bilir. Kimseye yaptırım uygulamaya çalışmaz. Kimseyi kontrol etmeye çalışmaz. Kimseye hadsiz müdahale etmez. Kimseyi incitmek için konuşmaz. Kimseyle tartışmaz. Kimseye din adına baskı yapmaz. Kimseyi nefsine köle yapmaya çalışmaz. Kimsenin nefsinin de kölesi olmaz.

 

118-Allah’tan başkasına dua etmez. Çünkü Allah’tan başka hiçkimse hiçbir sıkıntıyı gideremez, hiçbir şerri hayra dönüştüremez. İnsanların haddi aşıp yalvardıklarının da, Allah’a yaklaşmaya vesileler aradığını bilir. O putlaştırılanlar da Allah’ın rahmetini umup, gazabından korkan kimselerdir. Zaten Rabbinin azabının korkunç olacağını kitabı sayesinde bildiğinden, asla hafife almaz. Dua ederken bile şirke düşülebildiğinin farkında olduğundan dikkatlidir. Allah’tan gayrısına bizi kurtar, bize yetiş, bizi bağışla, gibi tehlikeli cümleler kurmaz.
119-Tüm namazlarını farz, sünnet ve vacibleriyle kılar. Vaktine titizlikle dikkat eder. İşten, düğünden, alışverişten, gezmeden, okuldan eve dönünce presleyerek değil, vakti içinde kılar. Her namaz da Rabbini haşyetle anar. Rabbinin her emrinde bir hikmet olduğunu bilir ve namazın kendisine; hayır, huzur, sağlık, irade, ihlas, izzet, istikrar, edep, hafıza, şeref, bereket, vakar, nur, güven, saygı, sukunet, zihinsel boşalma, kalbi ferahlık, canlılık, planlı yaşayabilme gibi promosyonlar yanın da eğer hakkını verirse Cennet kazandıracağını da adı gibi bilir.
120- Özellikle sabah namazına şahitlik yapan özel melekler olduğunu bildiğinden, her günkü yoklama da adını yazdırmayı başarır. Bunun için gece vakitli yatar. Daha yatmadan sabah namazı için bilinçaltına ‘Niyetim bu sabah namaza kalkmak.’ notunu iliştirtir. Güneşten önce işbaşı yaptığında ise, günün nasıl güzel geçtiğine zaten defaatle şahittir.

 

121-Gecenin bir kısmında ibadet ederek, Peygamberimize komşu olmayı hedefler. Çünkü gece dinginlik, emniyet, sukunet, derinlik, feyz kazandırır kişiye. Herkesin uyuduğu anda uyanık kalıp ahiret azığı toplamak er, ehil, saf, samimi, şerefli kişinin işi olduğunu bilir. Allah’ın Peygamberine övdüğü o özel ve güzel makamlara, ancak gece yola çıkanların erebileceğinin fevkindedir. Bu anlarda tertemiz yüreği, tertemiz bedeni, tertemiz seccadesi ile Rabbine yaklaşmaya çalışır.
122- Her insanın mizacının ve meşrebinin farklı olduğunun farkındadır. Kullarını en iyi bilenin Allah olduğu şuuru ile, kimseyi hak yolda olmasına rağmen kendi zanlarıyla yargılamaya, eleştirmeye, kendisini ilgilendirmeyen konularda hafife alıp, küçümsemeye kalkmaz. Kimin neyi, neden, nasıl, hangi zorluklarla yaptığını bir tek Rahman’ın bilebileceğini bildiğinden, onu bunu eleştiri yağmuruna tutmaz. Kişilik, soy, kültür, gelenek farklarına haram helal hudutlarını aşmadığı sürece yorum bile yapmaz. Anlayışlı, hoşgörülü, sevecen, insancıldır.
123-Bilmediği konularda haddini bilir ve susar. Ne biliyor gibi yapar, ne bilmediği halde atar tutar. Bildiğini bilir. Bilmediğini de bilir. Bildiği ile yetinir. Lüzumsuz sorular sorarak kafa karıştırmadığı gibi kendi kafasını da bulandırmaz. Bilir ki Rabbinin dini öğretişinde bir eksik yoktur. Kuran anlattı ise bilir, es geçti ise Rabbinin es geçmesinin rahmet olduğunu, üzerinde çok durdu ise önem arzettiğini bilir. İnsanoğluna az bilgi verilen konulardan birinin de ‘Ruh’ olduğunu bildiğinden bu konuda;
– Bilimsellik adına şarlatanlık yapanlara
– Ruhu gezdirdiğini, gezdireceğini vs gibi konularda ahkam kesenlere
– Ruh çağırıyorum diye yapıla gelen sapkınlıklara
– Ruhlardan haber almaktan bahsedenlerin gayp haberlerine inanmaz. Bunlar Rahman’ın ifadesi ile ‘akıl sır ermez işler’ der bırakır. Kuran’da verilen kadarıyla yetinmeyi bilir.

 

124- İnsanların doğru yolu yalanlamak için ‘Allah neden elçi olarak bir insan seçti? Melek olması gerekmez miydi?’gibi mantık dışı bahaneler üreteceklerini bilir. Bu inanmayanların inanmayışlarına sundukları tutarsız görüşlerin biri olduğunun farkındadır. Bu tür isyan ve inkar cümleleri kuranlardan uzaklaşır. Nitekim Kuran onlara ‘sizler insan olduğunuz için, size insan bir elçi gönderdik’ diye cevap verdiği halde, bu insanların derdinin üzüm yemek olmadığını anlayacak kadar zeki ve ileri görüşlüdür.
125- Rabbini güzel isimleri ile anacak şekilde, tüm isimlerini anlamları ile bilir. Her isminde ki hikmetleri düşünerek, Rabbine o isimlerle yakarır. Onu anmakla dirileceğini, durulacağını, korunacağını, arınacağını, izzetli olacağını, başından tırnağına kadar iliklerine işleyen bir haşyete bürüneceğini bildiğinden, iç beninde daima O’nunla olmaya gayret eder.
126- Rabbine eş ve evlat yakıştırmaya kalkmaz. O’nun hükümranlıkta ortağı olmadığının şuurundadır. Rabbinin kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığını, hiçbir konuda güçsüz ya da düşkün duruma düşmeyeceğini bilir. Rabbini her konu da, her yerde, herkese karşı yüceltir. Rabbi hakkında haddi aşanları gereği gibi uyarır.Tüm dünya görüşlerinde ki eksik yahut yanlışların farkındadır.

 

127- Rahman’a kavuşmayı ummayan, dünya hayatının lezzetleri, zevkleri, ihtirasları, muratları, hedefleri ile huzur bulan ve ayetlerden gafil olanların ki gafletlerinin sebebi;
– İnkar
– İhmal
– İsyan
– Sorgulama
– Kibir
– ‘Okusam da anlayamam!’ yanılgısı
– ‘Okusan da anlaman mümkün değil!’diyenlerin saplantılarına inanma
– ‘Okumayın, âlim misiniz ki anlayasınız?’ diyen eleştirmenleri çok ciddiye alanlar
– ‘Okursam sorumlu olurum en iyisi bilmemek’ sananlar
– Yarım yamalak okuyarak tümünü anladığını sananlar.
– Şirk koşan bir kalple okunduğunda, kitabın anlaşılmayacağından habersiz olanlar, gibi sebepler elbette.
Lakin bu gibi kişilerin işledikleri günahların bedelinin Cehennem olduğunun da şuurunda olmadıklarını yahut aldırmadıklarını bilir ve bunlar için gönlünü de bedenini de yormaz.
128-Oysa iman edip, imanını güzel amellerle süsleyen, sabitleyen, katmerleyenlerden olduğunda, kendisine vadedilen nimetlerle dolu Cennetlere, her gün bir adım daha yaklaştığını hisseder. Mutlu, umutlu, dingin, coşkulu, gayretli bir kul olmakta süper bir performans göstererek, gerçek dostlarını ve kardeşlerini sevindirirken, düşmanlarını kahreder.
129- Allah’ın kendisine kavuşmak istemeyenleri, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bıraktığını bilir. Bu yüzden de Rabbini sevmeyen, Rabbine meydan okuyan, Rabbini yok sayanları, o da yok sayar. Azanların azma sebebinin arka planını bilmek, ona kararlı, kişilikli, bilinçli adımlar artırır.

 

130- İnsanların genelinin Rabbini ancak başı derde girince hatırlayıp andığını, öyle ki böyle zamanlarda ayaktayken, otururken, yatarken Allah’a ısrarlı bir şekilde yalvarıp yakardığına şahit olur. Fakat sıkıntı, korku, acı geçtiğinde sanki Rabbine hiç yakarmamış, O’na ihtiyacı yokmuş gibi davrandığını fark ettiğinde üzülür. Bu tür insanları görmek, onu aynı hatayı yapmaktan alıkoyar. Dua onun her an yaptığı bir eylemdir. Sadece başı sıkıştığında dua etmeye kalkmaz.
131- İnsanların bir kısmının da kendilerine Kuran ile doğrular hatırlatıldığında: ‘Bu anlattıklarını beğenmedim değiştir yahut benim mantığıma yatan şeyler sun bana!’ diyecek kadar haddi aşabileceklerini, pervasızlıklarını, nezaketsizliklerini, saygısızlıklarını, umursamazlıklarını fark eder ve Âlemlerin Rabbine meydan okuyan bu insanlardan uzaklaşır. Aynı insanların söz konusu din yahut dini değerler olmadığında ise, herkese ve her görüşe ne kadar kibar, yumuşak, ölçülü, duyarlı, hassas olabildiğini görünce de, bu yaman çelişkinin temelinde hakka olan isyanlarını ve haklıya olan tepkilerini fark ettiği için, kişilerin düşünce yapılarını çok net analiz eder. Yapmacık ya da küstah insanları çok iyi tanır ve ona uygun muamele eder. Bu tür insanlara :’Ben bana vahyedilene uyarım. Hükümleri kafama göre değiştirmem mümkün değil. Ben Rabbime isyan etmeyeceğim gibi, Rabbimi gazaplandırmaktan da korkarım. O benim Yaratanım elbette her şeyi benden iyi bilir.’ der. İnandığı Rabbine çok daha sıkı bağlanır.
132- Allah dilemedikçe kimsenin doğruyu işitemeyeceğini, kimseyi uyaramayacağını bilir. Olanı, olacak olanı, olması gerekeni, oldurabileceğin yalnız Rabbi olduğunu bilir. Ona yürekten teslim olduğunda ve dayandığında olmayana, olamayana, oldurulmayana, olduramayana sükunet ve anlayış göstermeyi başarabilir. Olabilen, yani helal olan her konuda esnektir.

133- Yalanlarını Allah’ a yakıştıranlara, O’nun ayetlerini yalan sayanlara, kendilerine zarar veya fayda vermesi mümkün olmayanlara kul olanlara, şirk koşmakla kalmayıp, şirk koştuklarını kendilerine şefaatçi ilan edenlere, ‘Siz Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?’ der. Bu gibilerin zalim olduğunu bilir. Onlardan ne derman, ne ferman, ne aman, ne adalet, ne insaf beklemez. Rabbine bile iftira atabilen, Rabbine bile ihanet edebilen, Rabbinin emirlerini bile hafife alan, Rabbine bile denkler yakıştıran, Rabbinden gayrısının yardımına sığınanların eline de diline de güvenmez.
134- İnanmayanların mucizeler beklediğini, bunun gerçek nedeninin ise inanmayışları olduğunu bilir. Bu nedenle de kimseye İslam’ın, Kuran’ın tartışmasız doğru, mükemmel olduğunu ispatlamaya çalışmaz. Gaybı bilenin Allah olduğunu ve herkesin sonunu yalnız onun bildiğini ve bilebileceğini söyler bırakır. Çünkü onun, Rabbinin yüceliğini kabul etmek ve onun ayetlerini hayatına geçirmek için, ispata ihtiyacı yoktur. İnsan ilişkilerinde bile bir şeylerin ispatlanmasını istemek, şüphe kaynaklı olduğundan hoş karşılanmazken, Rabbinin onca apaçık ayetlerini görmezden gelenleri o da duymazdan
gelir.
135- Çoğu insanın sıkıntıları bitip Allah rahmeti tattırdığında, ayetler hakkında ileri geri konuşmaya başladıklarına ve adeta dini etkisiz kılmak için tuzaklar kurduklarına şahit olur. Fakat bu durum ona olsa olsa kimin ne kadar ikiyüzlü, karaktersiz, nankör olduğunu ispatlamaktan öte bir anlam ifade etmez. Bilir ki Rabbi onlardan çok daha hızlı ve mükemmel tuzak kurar. Onların tuzaklarını ise zaten çok iyi bildiği için, her istediği an boşa çıkarabilir, rağmen bir hikmet üzere beklemektedir. Bu nedenle, o sadece havanın kasvetli, sisli, fırtınalı, olduğu anlarla, güneşin pırıl pırıl parlayıp neşe saçtığı anlar da, kimin neye nasıl tepki verdiğini, çok iyi gözlemleyerek tanıştığını ve tanıdığını düşündüğü insanları, derinlemesine tanır.
Hatice Dilek Öztürk