Biz ve O!

/ / Makalelerim

Biz ve O!

Ben dediğiniz şeylerin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

Nedir o ben ya da benim diye sıraladıklarınız?

Sahi siz kimsiniz?

Sizin olanlar neler?

Dün siz diye anlattığınız sizdiyse, bu günkü kim?

Ya dün sizin olanlar veya olduğunu sandıklarınız şimdi neredeler?

Gerçekten sizin olan ve sizin kalacak olan ne?

Sakın çapraşık sorularla zihninizi bulandırmaya çalıştığımı falan sanmayın.

Aksine durultmak ve düşündürmek istiyorum sizi,

Sizi sizle, beni benle buluşturmak için soruldu bu sorular.

Gayem ne sizi, ne de beni yormak değil inanın.

İnsan olmanın ağırlığını tüm zerrelerimde hissettiğim şu demlerde,

Asla boş ya da çok konuşmak istemeyeceğimi lütfen anlayın.

Biliyorum hepinizin boyunu aşan sorunları var.

Hesaplar -kitaplar, acılar-sancılar, kaygılar-korkular, ihanetler-düşmanlıklar,

Arzı endam ederken hayatınızın her köşesinde.

Kıyısında biraz durup,

Biraz da sizi durdurup, düşündürmek isteyen dost bir yürek var sadece!

Biz neyi başardık bu güne dek?

Sahi gerçekten başardık mı?

Başardık sanırken aldandık mı?

İnandık ama kandırıldık mı?

İnanmadıklarımızdan gerçekten uzak kaldık mı?

İnanmamamız gerekirken, inanmakla kalmayıp, harcadık ve harcandık mı?

Harcanır mı insan?

Harcar mı kendini?

Harcanmak dediğiniz de nedir ki?

Harcamanın çeşitleri var mı ki?

Harcadığını sananlar birilerini,

Harcadıklarını sandıkları ile,

Aslında harcandıklarını anladıklarında halleri nice olacak?

Kimin ipi, kimin kuyusuna sarkacak?

Ve kuyudan çıkanı, kim değersiz sanıp satın alacak?

Var mısınız?

Yusuf gibi, az bir pahaya satılmaya bile, sabretmeye.

Nimetlere ,lezzetlere, hilelere başvurmak yerine;

İffetle, dürüstlükle, zahmeti göğüslemeye var mısınız?

Bekleyin Allah’ın günleri devredecek,

Yepyeni bir dönem gelip, iyiler iyiliklerinin karşılığını görecek.

Fakat o güne dek,

Yeri geldiğinde ihanete,

Yeri geldiğinde yalnızlığa,

Yeri geldiğinde açlığa ve susuzluğa,

Yeri geldiğinde onurunuzla oynanmasına,

Yeri geldiğinde, kapalı kapılar ardında da olsa, çetin sınavları kazanmaya,

Yeri geldiğinde, rehavetin her türünü terk etmeye, “varım!” demeniz gerekiyor.

İşte o zaman sizin siz olma mücadelesini başarı ile atlattığınız için,

Sünettullah gereği ödüllendirileceksiniz kardeşler.

Niye mi?

Ben dediğiniz ve benim dediğiniz her şeyden,

O’nun için vazgeçebilir olduğunuzu, “hayatınızla ispatladığınız için” elbette!

Öyle ise Yusuf olmak istiyorum diyenler,

Hala bu satırları okuyorsanız,

Dua edin de her birimiz bir Yusuf destanı yazıp göçelim şu diyardan,

Değilse yaşamak dediğiniz ne ki?

Yemek içmek yatıp kalkmak olmamalı;

Gülmek, konuşmak, gezip tozmak ta olamaz!

Yo yo biz bu kadar basit şeylerle ömrü tüketeceklerden değiliz değil mi kardeşler?

Öyle ise ne duruyoruz?

Haydi kuyudasınız diye,

Kuyuda bir ömür sürdürmeyi düşünmüyorsunuz değil mi?

Kalkın ve uzanan ilk ipi tutun!

İpi sarkıtanın kim olduğu değil,

Sizin kim olduğunuzu önemli!

Vakit geldi!

Vakit kim olduğunuzu görme ve gösterme vakti!

İşte sahne,

Hayat bu sahne sahne içinde.

Dekor seçmeye kalkışmayın!

Siz size verilen rolü size yakışan şekli ile oynayın yeter!

Roller üstü bir rol için buradasınız.

Her halükarda kulsunuz.

Kul olmalı ve kullukta sebatkar olmalısınız.

Siz gidişata bakın,

Sonucu O’na bırakın kardeşler.

Bilin ki O hiçbir emeği ve niyeti asla zayi etmez!

14.09.2015

Hatice Dilek Cengiz

Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar

‘Sarp Yokuş II’adlı kitabından alıntıdır