
BECERİKLİ OLUNUR MU, DOĞULUR MU?
Ben Allah’ın adil olduğuna inananlardanım. Öyleyse gelin artık şu mazeretleri bir tarafa bırakalım. Kendimize dürüst olup emrolunduğumuz gibi dosdoğru kalalım.
Ve parolamız: “Mazeret yok”
Olmuyor yapamıyorum…
Aslında inanıyorum ama…
… İzin vermiyor
Bana bir ilham gelse…
Bir dahakine söz…
Üff! Canım istemiyor…
Senin kadar becerikli değilim!
Ben peygamber değilim…
Bana kimse öğretmedi…
Fırsatım yok…
Biliyorum ama…
Çünkü bunların her biri rengârenk yalanlardan… Yalanın rengi olmaz kardeşler, yalan yalandır. Yalanı pembeye, beyaza boyayan şeytandır. Yalansa, simsiyahtır. Kalbi karartır.
Savaşta ve arabulmak kastı ile söylenen müstesna. Fakat bir uyarıda daha bulunmalıyım ki, korkutarak yalana teşvik eden de yalanın günahına ortaktır bilesiniz. Kalbi olana, hakkıyla korkana, Rasûl’ü ciddiye alana; duyurulur.
Neden mazeret yok biliyor musunuz?
Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklememiştir de ondan.
İnanmak dille değil, kalple ve eylemle olur. İnandık demekle bırakılıverip cehennemden azad edilemezsiniz. İnandığınızı yaşamazsanız, yaşadığınıza inanmaya başlarsınız der Peygamber!
Yeryüzü Allah’ın ve biz sadece misafirleriz. Öyleyse kimden izin almanız gerektiğini bir kez daha ciddi ciddi düşünmelisiniz. Allah’tan hakkıyla korkanlar öğüt alıp düşünürler. Eğer hâlâ almıyorsanız, Allah’tan hakkıyla korkmuyorsunuz demektir! Ertelemeyin, çünkü erteleyenler tembellik yelkenlisinde, gaflet denizine kucak açmış, sarmaş dolaş, çer çöp misali sürükleniyorlar; nefis, şeytan ve şeytanlaşmış insan üçgeninde.
Canın sahibi bile canı çıksın dediğine göre, sen en iyisi bugünden sonra canını dinleyip de nefsini ilah edinme! Yoksa nankörlerle Nur’a ihanetin bedelini narla ödersin.
Kimseyle yarışmak zorunda değilsin. Sen gizlide ve açıkta O’na yaranmaya bak. Koşamıyorsan yürü, yürüyemiyorsan emekle… Ama bir şeyler yap ki, iki günün bir geçmesin. Sapmış olanın sapması sana zarar vermeyeceğine göre, hep kendini geçesin.
Eğer örnek olmamız gerekmeseydi ve eğer insan olmasaydık, elçi bir insan seçilmezdi.
Kendini “Ben peygamber değilim”lerle kandırma. Kimse sana “Sen peygambersin” demedi! Sadece onun gibi yaşa ki, yarın cennet sancağının altında “Ben de ümmet listesine kayıtlıyım! Bekleyin!” diyebilesin.
Kimsenin öğretmesine gerek yok. Okuma yazman yoksa bir okuyan yazandan öğren, varsa aklını başına topla. Daha 7 yaşında okuma-yazma öğrendin. Yazık değil mi, onca zamandır Kur’ân okumayan ve güle oynaya okula gittiğini sanan sen, ateşe gidiyorsun, akıllansana.
Fırsatlar tren gibidir, ya durakta bekler, zamanı gelince binersin ya da bir ömür trenin geçip gidişini seyredersin. Kalk, artık uyan, yolcusun ama hâlâ yatıyorsun, valizin hazır değil, yola çıkıyorsun!
Bilmek yetseydi eğer, bilip de yaşamayana eşek denmezdi. Öyle ya biliyorum dedikten sonra yaşamadığını söylersen, kendini ele vermiş, şahit tutmuş olursun. Kurumlanma, edeplen. Güzel söze kulak ver, göklerde şereflen.
Hatice Dilek Öztürk