
BAYRAMLIĞINIZI NEREDEN ALDINIZ?
Yer sıvı, yumuşak ve kaygan.
Daha anneciğinizin içindesiniz.
Karanlıkta, yalnız ve küçücük bir cansınız.
Sizi bilen ve değer veren bir tek O var.
Sizse henüz hiç ama hiç bir şeyin farkında olmaksızın,
Nefes almaya başlamışsınız.
Öyle ise; ‘Haydi Bismillah.’
‘Ben geldim.’
‘Ey hayat sen bana verildin, ben senle dirildim!’ deyip bir yola çıktığınızı hatırlayın!
Yer bilmediğiniz, görmediğiniz, ilk kez bulunacağınız bir mekan.
Aydınlık, birkaç kişi ve siz, bir yeni doğan.
Artık yalnız değilsiniz.
O ve diğerleri sizinle.
Etrafınız heyecanlı bir bekleyişle sarılı.
İlk ses çıkarışınız, yani ağlayışınız.
‘Hoş geldin bebek’ deyişleri.
Sımsıcak bir kucaktasınız!
İlk sevgiyi hissedişiniz.
Ve ilk susuşunuz!
Mutluluktan, huzurdan, umduğunu bulmuş olmaktan.
İlk anne sütünü yudumlayışınız.
İlk yutuşunuz!
Yer Hira! Yüksek, sarp ve onurlu.
Bir dağa aşkla tırmanışınız.
Hatırası adına, gözyaşlarınıza ter katışınız.
Ve dualarınız, yakarışınız, yalvarışınız.
İlk bakışınız oraya, oracığa.
İki taş arası bir oyukta nasılı,
Binlerce nasılı anlamaya çalışışınız.
Burada günlerce, gecelerce nasıl ve niçin kalınır?
Burada ekmek su nedir?
Yenen, içilen ve sindirilen nedir? deyişiniz.
Sonra, secdeye varışınız, izi ardınca.
O alnı toprakta ararcasına,
‘Benim payıma da düşen ne varsa,
Ben de alıp gitmek isterim Rabbim!’
Dercesine kapanışınız toprağa.
Sığdıramayacaklarınızı yüreğinize,
Taşırışınız semaya dua dua.
Hıçkırıklara karışmış hatıralarınızla,
Buruk dönüşünüz.
Ve selamlayışınız hüzünle Hira’yı
Geriye bir kez daha bakıp.
Veda etmeyişiniz,
İnşaallah yine geleceğimlerle oradan ayrılırken,
‘Sana yine geleceğim!’
‘Dünyadan bana bulaşan ne varsa, sen de silkeleyeceğim!’
‘Kirlendikçe gelmeliyim sana!’
‘Tozlarımı döküp, arınıp gitmeliyim!’ deyişiniz
Ve dünyayı bir başka görüşünüz Hira’dan sonra.
Yer Uhud!
Etraf toz, duman, vahşet ve kan.
Bir tepe ve siz üstündeki okçulardan birisiniz.
‘Durun! Gitmeyin! Bekleyin! Emir bu sorgulanmaz!’ demeniz gerekirken,
Dünyaya, şeytana, nefse meyledişiniz.
Sözünde durmak olmalıydı oysa tercihiniz!
Can kaybedişinizin,
Mutlak bir zaferi yitirişinizin,
Peygamberi üzüşünüzün ardından,
Ezilişiniz, pişmanlığınız, donakalışınız.
Ve sonrasında inen sekinet altında ıslanışınız.
Duruluşunuz, affedilişiniz, dirilişiniz.
Adeta yeniden doğuşunuz İslam’a.
Kaba ve katı olmayan bir Nebinin kanatları altında.
Yeniden umutlanışınız.
Sil baştan dercesine başlayışınız hayata.
Kaybettiklerinizi kazanmak adına.
Sarılışınız, kenetlenişiniz, sığınışınız O’na.
Yer Dünya! Gerilerde,
Takvimlerin sayfalarının koparılmadığı günlerde.
Yıl, ay,saat değil önemli olan,
Yaşanılansa eğer;
İbrahim olup kurban mı edeceksiniz en sevdiğinizi?
İsmail olup Kurban mı olacaksınıza,
Karar vermek zorundasınız daima.
Hayat bu bilesiniz!
Tercih sizin.
Tercihlerinizin an be an birikimi.
Tercihlerinizin ya kamburunuz,
Ya kurtuluşunuz olacağının şuuruna ermelisiniz.
Sonuç mu?
Her halükarda mükemmel!
Tabi eğer ikiden birini seçti, adadı ya da adandı iseniz.
Yani üçüncü şıkkı,gözü kapalı elemeyi bildiyseniz.
Çünkü istenen,
Ya adamak, ya adanmak.
Ya adayabilir olmak, ya adanabilir.
Sahi siz hangisini seçtiniz?
Sonuçta bütün mesele,
Canı gönülden teslim olmak!
Peki oldunuz mu?
Olabildiniz mi?
Yoksa bin dereden gelen,
Bin taşın altında,
Sinek gibi ezilip,kim vurdu ya gittiniz,
Ya da yaşananlardan ders almadan,
Kafa göz yarmaktan bir türlü vazgeçmediniz mi?
Yoksa akıntıya kapılmayı tercih edip,
Herkes nereye ise, ben de oraya pervasızlığında,
Bir hayat mı seçtiğiniz?
Yer kabir! Soğuk, karanlık ve ıssız!
Çıt yok! Ses soluk kesilmiş.
İşte yine, O ve siz!
Bu kez gerçekten kelimenin tam anlamı ile yapayalnızsınız.
Sakın hala kendinizi kandırmaya kalkmayın!
Bilinmezliğin girdabına batmış bir gemi değildiniz, değilsiniz.
Artık burada farkındasınız değil mi her şeyin,
Aslında çok öncelerde de nereye gittiğinizin farkındaydınız da,
Umursamıyordunuz galiba ne dersiniz?
Ve şimdiye dönmeniz gereken yere döndünüz.
İnsansınız, mesulsünüz, teslimsiniz!
Eliniz, ayağınız, çeneniz bile bağlı belki de,
Tabi eğer sıradan bir ölümle öldüyseniz.
Yok eğer sıra dışı ise,
Tahmin bile edilemeyecek bir halde olabilirsiniz, olabiliriz bilesiniz.
Konuşmanın değil,
Susmanın hüküm sürdüğü bir zaman ve zemindesiniz artık.
Pişman mısınız demeye bile dilimin varmayacağı bir andasınız.
Düşünmenin kar etmediği,
Eylemin bittiği,
Eylemsizliğin başlayıp,
Defterin dürüldüğü mekandasınız.
Sahne kapandı.
Bu filmin bir daha hiç gösterime girmeyeceği çoktan duyuruldu.
Size verilen süre bitti.
Mezardasınız, yalnızsınız, şaşkınsınız!
Yer Mahşer! Kalabalık, sesler kısılmış, güneş tepenizde.
Örtüye bile hacet yok.
Çünkü örtüyü bile düşünecek hal yok.
İş bitmiş, kılıç bırakılmış.
Savaş sonrası bir yorgunluk hali sanki üzerinizdeki.
Beklenen bir hal olmalı sizin için.
Çoğu içinse beklememekte direnilen bir hal.
Dehşet dolu bir bekleyiş ve farkına varış!
Ama ne fayda!
İster istemez geldiğiniz, getirildiğiniz bu yerle ilgili,
Ne çok uyarılmış olduğunuzu hatırladınız şimdi değil mi?
Ve aldırmadığınızı, kükrediğinizi, sert çıktığınızı da.
Hatta alaylı alaylı kafa sallayıp:
‘Sahi mi? Toprak olduktan sonra diriliş mi?’ deyişinizde hatırınızda.
Öylece beklemektesiniz şimdi oracıkta.
Herkes gibi,
Herkesin arasında
Daha önce kitabınızı gereği gibi okumuşsanız,
Kare kare olacakları tahmin edebilirsiniz.
‘Biliyorum olacakları’ dercesine heyecanlı,
Fakat bir o kadar da umutlu bir bekleyiş olur, o zaman sizin ki.
Değilse, bu gün o anlatılan gün dercesine,
Kaygılı ve korku dolu olmamanız mümkün değil, üzgünüm!
Nasıl mümkün olabilsin ki?
Hesap bu!
Başından bir türlü kalkamadığınız bir bilgisayar oyunu değil ki!
Başa saramayacağınız şeyler olacak artık.
Kontrol siz de idi kıymetini bilmediniz!
Artık kontrol sizden çıktı!
Sadece bekleyip göreceksiniz!
Başınız eğik, yüzünüz asık, dizlerinizin dermanı kesildi değil mi?
Boğazınız adeta düğümlenmiş,
Karmakarışık,bomboş, tükenmiş bir hal haliniz şimdi.
Biliyorum kabus gibi bu anlattıklarım.
Ve belki bana içten içe kızıyor,
Zamanı mı şimdi bunların? diyorsunuz!
İyi ama ya bir daha vaktim olmazsa!
Niye mi?
Çünkü ben de aynı kervanda göçüyorum.
Söylediğim her şeyden ben de mesulüm.
İşte tam da bunun için,
Sizlerle içimi, halimi, halimizi paylaşıyorum.
Umutlandırmak istiyorum aslında sizleri bir bayram sabahı,
Es geçmeyin, pes etmeyin, terk etmeyin istiyorum kendinizi.
Gücünüze, ilminize, ehlinize, şeyhinize,
Kısaca sizin gibi bir ölümlüye güvenerek yakmayın ahiretinizi.
Ya da ‘Kimseyi takmam, aklıma eseni yaparım!’ deyişlerinizi bırakın istiyorum.
Size sizden başka dost yok diyenlere kanmayın!
O var O’na yaklaşmaya adanın ki.
Bu bayramı bayramlaştıracak bir adım atıp,
Geçmişinize bir sünger çekin!
Kara tahtanızı,tevbe silginizle silin.
Bu sabah yepyeni bir sayfa açık istiyorum.
Gerçekten bu kez ciddi olun, karar verin,değişin.
Bayram gibi bir hayat olmasa da bu güne dek yaşadığınız sorun değil,
Siz önünüze bakın,
Bilmediklerinizi öğrenin,
Eskiye dair ne varsa bir kenara koyun.
Yeniden, her şeye yeniden inanın.
‘Olması gerektiği gibi mi inanıyorum?’ diye kendinize dönüp bir bakın!
Kostüm değiştirin artık.
Bu bayram bayramlığınızı bambaşka seçin!
Bayramlığınız ‘takva elbiseniz’ olsun!
Bayramlığınızı, belki de bu bayram ilk kez Kuran’dan alın.
Giyinin, kuşanın ve çıkın ortaya.
Yalnız O’na güvenin, yalnız O’na dayanın.
Dünyanın müminin zindanı olduğunu hiç unutmadığınızı,
Daima hatırınızda tutarak,
Zamandan ve mekandan münezzeh bir Rabbin kulu olmayı başarıp,
Dünyanın cazibesine kapılmadan,
Peygamberlerle bayramlaşacağınız bayramlara hazırlanın!
Hatice Dilek Cengiz
Yaşam Koçu-Gıda Müh.-Yazar
‘Sarp Yokuş II’ adlı eserinden alıntıdır.